Quotessence
Home / Quotes / Quote by İlhan Arsel

Quote by İlhan Arsel

“İslamdan çıkanlara ya da İslami terk edip başka bir dine girenlere " mürteci" (irtidat eden) deniyor. Muhammed bunlara ölüm cezasını uygun görmüş ve şöyle demiştir: "... Her kim dinini (ki Müslümanlıktır) değiştirirse onu hemen öldürünüz" Bu doğrultuda olmak üzere Muhammed’in şöyle dediği de kabul edilir: "Dinini değiştiren ve cemaatten (İslam cemaatinden) ayrılan kimsenin (kanının dökülmesi caizdir)”

Quote by İlhan Arsel

Work

Şeriatçıyla Mücadelenin El Kitabı

Browse quotes and source details for this work. more

Author

İlhan Arsel

Browse famous quotes and profile details for İlhan Arsel. more

You May Also Like

“İslamcılar, İslamın kaba kuvvetle, kılıç yoluyla değil, ikna yoluyla, fikir ve sevgi yoluyla yerleşmiş bir din olduğunu söylerler. Yalandır; çünkü İslam, Muhammed'le birlikte ve o tarihten bu yana, esas itibariyle korku, dehşet ve ölüm saçıcı usullerle insanlara kabul ettirilmiş bir dindir. Muhammed, bizzat kendisi, Medine'de bulunduğu son 10 ya da 13 yıllık yaşamı boyunca, İslami yayacağım diye 29 savaş yapmış, 45 çete yollamış ve bu savaşlara elinde kılıç bizzat katılmıştır.”

“İslamdan başka bir din ve inanca yönelik olanlara karşı hoşgörüsüzlüğü o kerteyi bulmuştur ki, Kur'an' a, "Müslüman olmayanları dost edinmeyin...” şeklinde ayetler koymuş (örneğin Mâide Suresi, ayet 51) ve farklı din ve inançta olanların ellerini bile sıkmamıştır. Diğer Müslümanların da kendisi gibi yapmalarını istemiştir. Ölüm döşeğinde, "Arap ceziresinde iki din bir arada olmayacak" diyerek İslam dünyasına hoşgörüsüzlük duygusunu miras bırakmıştır. Onun bu vasiyetini yerine getirmek için 1400 yıl boyunca İslam devletlerinin amacı "cihad" olmuştur. "Müşrik" bildikleri halkları kılıçla Müslüman yapmışlardır; örneğin Orta Asya’daki yüz binlerce Türk'ün kafaları kesilmiştir. Kitaplılardan (yani Yahudilerden ve Hıristiyanlardan) İslama girmeyenleri "cizye" (yani "kafa parası") vermeye zorlayıp ikinci sınıf insan durumunda tutmuşlardır. Şimdi durum buyken, İslam şeriatının hoşgörü dini olduğunu ya da başka dinlere saygılı olduğunu ya da zorlamaya başvurmadığını söylemek mümkün olur mu?”

“Kur'an'daki ”Dinde zorlama olmaz" buyruğu, esas itibariyle dinsel uygulamada kolaylık sağlamayı amaçlar; "hoşgörü" ya da din ve vicdan özgürlüğüyle ilgisi yoktur. Örneğin dinin gerektirdiği şeyleri yerine getirmek hususunda hiç kimseye gücünden fazlasını yüklememek ya da ibadet ve namaz gibi işlerde bazı kolaylıklar sağlamak, dinde zorlama olmaz anlamına gelir. Araplar, zahmetli şeyleri sevmedikleri ve genellikle zora gelemedikleri için, Muhammed onları bu yönleriyle ele almış ve kazanmaya çalışmıştır.”

“Orta Çağ’da bile köleliği insan haysiyetine karşı suç şeklinde gören nice fikir türleri gelişmiştir. O en karanlık bilinen dönemlerde, köleliği doğal bilen zihniyete karşı isyan edenler çoktur. Oysa ki İslam’da böyle bir gelişme görülmez: ne din adamları ve ne de ne düşünürler arasında sesini yükselten olmuştur. İslam dünyası bu açıdan insan şahsiyetinin haysiyetine âdeta yabancı kalmıştır. Kur’an’ın köleliği doğal gören hükümlerine karşı "Hayır" diyebilecek cesarette bir kimse çıkmamıştır. Aksine bu hükümlerin köleliğe engel olmadığını savunanlar çıkmıştır. Geçmiş dönemler boyunca İslam bilginlerinin yaptıkları şey, İslam dininin kölelere, kendi özgürlüklerini satın alma hakkını tanıdığını ve kölelerin durumunu iyileştirdiği masallarını tekrarlamaktan ibaret kalmıştır: onlara göre güya İslam şeriatı bu "olumlu" yenilikleri getiren ilk ve son dindir. Oysaki söyledikleri yalandır, çünkü İslam’dan 2500 yıl önceleri Babilonya'da, köleler için kendi özgürlüklerini satın alma hakkı vardı. Yine bunun gibi İslam’dan bin yıl önce uygulanan Manu kanunlarına göre Hindistan'da kocalara, kölelerini döverlerken, karılarını dövdükleri gibi dövmeleri emredilmiştir. Eski Mısır’da, örneğin Ramses III zamanında, kölelerin yerli halktan kimselerle evlenerek bir kaç kuşak sonra özgürlüğe kavuştukları görülürdü.”

“Her ne kadar Osmanlı devleti 1908 Anayasa’sı (1293 Kanun-u Esâsî) ile köleliği saf dışı kılmış olmakla beraber, bu kurulusun gerçek anlamda ortadan kalkması ve Türk topraklarından silinip atılması Atatürk’ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti sayesinde olmuştur. 1926 yılında Cenevre'de imzalanan ve yeryüzü ülkelerinin tamamını köleliğe "Hayır" demeye zorlayan antlaşmayı imzalamakla Türk devleti, Kur’an’daki kölelikle ilgili hükümlerin uygulanmasına kesin olarak son vermiştir.”