Quotessence
Home / Quotes / Quote by Italo Calvino

Quote by Italo Calvino

“Benim Marco Polo'mun kalbinde yatan, insanları kentlerde yaşatan gizli nedenleri, krizlerin ötesinde değerleri olan nedenleri keşfetmek. Kentler birçok şeyin bir araya gelmesidir: Anıların, arzuların, bir dilin işaretlerinin. Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır. Kitabım, mutsuz kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, yitip giden mutlu kentler imgesi üzerine açılıp kapanıyor.”

Quote by Italo Calvino

Work

Invisible Cities

In this novel, the traveler Marco Polo recounts his journeys to a series of cities that exist beyond the physical world, each city embodying a different aspect of human life and culture. The ruler, Kublai Khan, listens intently, intrigued by the stories of places that are both real and imagined. The narrative delves into themes of perception, power, and the essence of existence. more

Author

Italo Calvino
Italo Calvino

Italian writer and journalist, known for his unique narrative style and rich imagination. Calvino is considered one of the greatest writers of the 20th century, whose works have had a profound impact on literature both in Italy and around the world. more

You May Also Like

“Sadece bir saptama ya da bu sessizliğe uzun süre katlanamayacağımızın ve bu büyük sessizliğin kısa bir zaman içinde bizleri deliye çevireceğinin idrak edilmesi Uzun süren sessizlikler bizi delirtiyor İlkin sessizlik içinde deliriyor sonra çıldırıyoruz Duyuyor musun seni incitmek istemedim Insanların uzun süre sessiz kaldıklarında delirdikleri daha uzun bir süre kaldıklarında da çıldırdıkları bir gerçektir.”

“Dünyada inekler, hizmetkârlar ve kesinlikle kutlanması gereken bayram günleri dışında da bir şeyler olduğu bilgisini ona borçluyum. Yalnızca okumayı ve yazmayı değil, düşünmeyi ve düş kurmayı da öğrenmiş olmamı yine ona borçluyum. Paraya önem verişim ama onu her şeyin üzerinde görmeyişim, onun kazandırdığı bir şey. Ölü kentleri değil çok canlı olanlarını tanıdım, ölü halkları ziyaret etmeyip canlıları ziyaret ettim, ölü müzik dinlemeyip canlısını dinledim, ölü resimler görmeyip canlılarını gördüm. Bir başkası değil oydu beynimin iç duvarlarına tarihin büyük isimlerini can sıkıcı fotokopiler olarak değil de her zaman canlı bir sahnedeki canlı insanlar olarak yerleştiren.”

“Benimle Nathal'de avlu duvarı dibinde oturmuş, batmakta olan güneşin altında, kaç kere Paris'e, kaç kere Londra'ya, kaç kere Roma'ya gittiğinin, kaç bin şişe şampanya ictiğinin ve acaba kaç kitap okuduğunun hesabını yapıyordu. Çünkü bu görüldüğü gibi yüzeysel varoluşu sürdüren kişi kesinlikle yüzeysel biri değildi. Üzerinde düşünmekte, düşünce üretmekte en ufak bir zorlukla karşılaştığı tek konu yoktu, tam tersine aslında bana ait olan, yetkinleştiğimi sandığım alanlarda beni utandıran çoğunlukla o olurdu; beni daima düzeltir, doğrusunu gösterirdi. Sık sık düşünmüşümdür, felsefeci olan o, matematikçi olan o, ben değilim, şu işin erbabı olan o, ben değilim diye. Müzik alanında bilmediği, onun için en azından ilginç bir müzik tartışması açma fırsatı oluşturmayacak tek konu bulunmadığını ise hatırlatmaya gerek yok. Üstüne üstlük, bütün bu zihinsel ve sanatsal etkinliklerde bulunurken olağanüstü bir koordinasyon yeteneğine de sahipti. Öte yandan, sadece çok konuşan insanlarla gevezelerden oluşan bir dünyada ona çok konuşan bir insan diyemezdiniz, hele hele geveze hiç.”

“İnsanın benim gibi biri olarak olduğu her şeyden vazgeçip kalabalığa karışabileceğine inanmak çok abes. Kalabalık çok geçmeden bu saçmalığı görüp kişiyi yok eder ya da her halükârda kişiyi yok etmeye çabalar. Kalabalık kendini ona yüzde yüz teslim etmiş bir insanı yabancı bir cisimmiş gibi acımadan dışarı atar. Kalabalığı işitince kalabalığa ait olmuyorum, kendimi işitince kendime ait oluyorum. Kalabalık beni dışarı attığından, benim için hâlâ cazipken kendi içimde bir ölüm aramaktan başka şansım yok. Çünkü bu caziplik de sınırlı. Ya sonra? Ölüm benim için sadece kalabalığın yerine geçiyor. Söylenen her şey yalan, hakikat bu, saygıdeğer beyefendi, bu lakırdı müebbet zindanımızdır. Zaman zaman kendime ciddiyetle diyorum ki, her şey yalnızlıkla, yalnızlaşmayla, kendimle bir aldatmaca sadece. Hakikatten yalana, yalandan da hakikate varıyorum, kendimden alçalmaya varmam gibi. Amacın, diyorum, ne olduğunu sormaktan çoktan vazgeçtim, çünkü baştan beridir biliyordum ki bu sorular ancak çaresizliğe, belli şartlarda da alçaltıcı bir daimi çılgınlığa çıkar.”

“Bekliyorsun. Ruhun enerjiyi bir yere akıtarak dirilmek istiyor olası mı bu? Neye, kime akıtacaksın onu, kimi ortak edeceksin duygularına? Sana, senin eziyetine kim katlanabilir? Yalnızlığı kabul edemedin mi? Dostun kimdi senin? Bekliyorsun, sürekli bekleyişleri art arda ekliyorsun; seni seyrediyorum ve ses etmiyorum çünkü bekleyişin süslü bir imparatorluğu vardır. Umut silinene kadar güçlü bir direnişle dikilirsin tahtında. Sonra düşüş başlar. Başladığın yere dönüş. Kara anaforu bulma isteğiyle delice labirentlerinde acının dört dönmektir dönüş yeniden başlamak üzere düşüşe. Bir ömrün bekleyiş eziyeti içinde kıvranabilmek uğruna başa dönüşün bekleyişiyle geçmesini düşünebiliyor musun? Bu acı arayıştan kim kurtarabilir insanı? Sevgili mi? Dost mu? Boş inanç mı? Ülkü mü?”