Quotessence
Home / Authors / David Eagleman
David Eagleman

David Eagleman Quotes

Neuroscientist

Filter quotes by topic

Famous David Eagleman Quotes

“Imagine for a moment that we are nothing but the product of billions of years of molecules coming together and ratcheting up through natural selection, that we are composed only of highways of fluids and chemicals sliding along roadways within billions of dancing cells, that trillions of synaptic conversations hum in parallel, that this vast egglike fabric of micron-thin circuitry runs algorithms undreamt of in modern science, and that these neural programs give rise to our decision making, loves, desires, fears, and aspirations. To me, that understanding would be a numinous experience, better than anything ever proposed in anyone's holy text.”

“Although we credit God with designing man, it turns out He's not sufficiently skilled to have done so. In point of fact, He unintentionally knocked over the first domino by creating a palette of atoms with different shapes. Electron clouds bonded, molecules bloomed, proteins embraced, and eventually cells formed and learned how to hang on to one another like lovebirds. He discovered that by simmering the Earth at the proper distance from the Sun, it instinctively sprouted with life. He's not so much a creator as a molecule tinkerer who enjoyed a stroke of luck: He simply set the ball rolling by creating a smorgasbord of matter, and creation ensued.”

“Belirli işlerin nöral devrelere kazınmasıyla elde edilen ikinci avantaj, enerji verimliliğidir. Beyin, düzeneklerini optimize ederek problem çözmek için gerekli enerjiyi asgariye indirir. Bizler gerçekte pille çalışan hareketli yaratıklar olduğumuzdan enerji tasarrufu bizim için yaşamsal önem taşır.”

“Beynin devreleri, hayatta kalmamız için uygun davranışları üretecek şekilde düzenlenmiştir. Elma, yumurta ya da patatesin tadını beğenmemizin nedeni, içerdikleri moleküllerin harikulade biçimleri değil, bunların kusursuz birer şeker ve protein paketi, bir başka deyişle bankanızda saklayabileceğiniz enerji dolarları olmasıdır. Yararlı oldukları için bizler de bu yiyeceklerin tadını beğenecek şekilde programlanmışızdır.”

“İçgüdülerin otomatikleşmiş davranışlarımızdan (daktilo yazmak, bisiklete binmek, servis atmak gibi) farkı, bunları yaşam süremiz içinde öğrenmek zorunda kalmayıp kalıtımla elde etmiş olmamızdır. İçşel davranışlarımızın temsil ettiği fikirler öylesine yararlıdır ki, bunlar DNA'nın küçücük, şifreli dil birimlerine kodlanacak kadar derinlere ulaşabilmiş ve bu da milyonlarca yıl süren doğal seçilimle mümkün hale gelmiştir: Sağkalım ve üreme yararına çalışan içgüdülere sahip olanlar çoğalabilmiştir ancak.”

“İnsanların "güzel" olarak nitelendirdikleri şeyler, özünde hormonal değişimlerden kaynaklanan doğurganlık işaretlerini yansıtır. Kızlarla erkeklerin yüz ve vücut özellikleri, ergenliğe kadar birbirine benzer. Ergenlik dönemindeki kızlarda görülen östrojen artışı onlara daha dolgun dudaklar kazandırırken, erkeklerde artan testosteron da çenenin daha gelişken hale gelmesine, burnun büyümesine neden olur. Östrojen meme ve kalçaların büyümesini, testosteron ise kas gelişimini sağlayarak omuzların genişlemesini tetikler. Sonuçta kadınlarda dolgun dudaklar, dolgun kalçalar ve ince bel, açık bir mesaj vermektedir: Östrojenle doluyum ve doğurganım. Erkekte mesajı veren özelliklerse gelişkin çene, geniş göğüs yapısı ve sakaldır. İşte biz de bu özelliklerin "güzel" olarak algılamak üzere programlanmışızdır. Biçim, işlevi yansıtır.”

“Beynin işi, özünde bilgi toplayıp davranışları uygun biçimde yönlendirmektir. Karar verme sürecinde bilincin devreye girip girmemesi durumu değiştirmez; çoğunlukla da girmez zaten. İster büyümüş gözbebeklerinden söz ediyor olalım, ister kıskançlıktan, cinsler arasındaki çekimden, yağlı yiyeceklere düşkün olmaktan ya da geçen haftaki müthiş fikrinizden, beynin işleyişi içindeki en küçük rol bilince ait olandır. Beyinlerimiz çoğunlukla otomatik pilot üzerinden çalışır; bilinçli zihnin, altında işleyip duran dev ve esrarengiz fabrikaya erişimi son derece kısıtlıdır.”

“1800'lerin ortalarında Alman fizikçi ve hekim Hermann Hemholtz (1821-1894)), gözlerden beyne damla damla akmakta olan verilerin, yaşadığımız zengin görme deneyimini açıklayamayacak kadar zayıf olduğu yönünde bir kuşkuya kapılmıştı. Vardığı sonuç ise beynin, gelen verilerle ilgili varsayımlarda bulunuyor olması gerektiği ve bu varsayımların önceki deneyimlere dayalı olduğu yolundaydı. Bir başka deyişle beyin, kendisine gelen az miktardaki bilgiyi, en iyi tahminleri bir araya getirerek daha büyük bir şeye dönüştürmekteydi.”

“Bütün bunlar bize, algının, duyusal girdilerle içsel ön görüler arasında yapılan etkin kıyaslamayı yansıttığını söyler ve bu, bize daha da büyük bir kavramı anlama olanağı sunar: Çevrenizin farkına, ancak duyusal girdilerin beklentilerle çeliştiği zamanlarda farkına varırsınız. Dünya beklentilerinizle uyuştuğunda farkındalığa gereksinim yoktur, çünkü beyin işini gayet iyi biçimde görmektedir.”

“Bilinçdışından her zaman dolaysız bir yanıt alamıyorsak, içerdiği bilgiye nasıl erişiyoruz peki? Bazen iş, sezgilerinizin size söylediklerini biraz kurcalamakta biter. Öyleyse bir arkadaşınız size iki seçenek arasında karar veremediğinden bir daha yakındığında, ona sorunu çözecek en kolay yolu gösterin: yazı-tura atmak. Hangi seçeneğin yazı, hangisinin tura olduğunu belirledikten sonra parayı havaya atsın. Burada önemli olan, para düştükten sonra kapalı hislerini değerlendirebilmektedir. Paranın ona yapmasını "söyledikleri" karşısında belli belirsiz de olsa rahatlamış gibiyse, bu onun için doğru seçim demektir. Ama tutar da kararını yazı-turaya bağlamanın saçma sapan bir şey olduğunu söylerse, aslında diğer seçeneği yeğlediğine dair bir ipucudur bu.”