Quotessence
Home / Quotes / Quote by Lauren F. Winner

Quote by Lauren F. Winner

“Here is the thing about God. He is so big and so perfect that we can't really understand Him. We can't possess Him, or apprehend Him. Moses learned this when he climbed up Mount Sinai and saw that the radiance of God's face would burn him up should he gaze upon it directly. But God so wants to be in relationship with us that He makes himself small, smaller than He really is, smaller and more humble than his infinite, perfect self, so that we might be able to get to Him, a little bit.”

Quote by Lauren F. Winner

Work

Girl Meets God: On the Path to a Spiritual Life

This book is a memoir that delves into the author's transformational experiences and insights gained through her spiritual quest. more

Author

Lauren F. Winner
Lauren F. Winner

Lauren F. Winner is an American author born on October 13, 1976. Her works primarily focus on religion, literature, and theology, known for her profound insights and elegant writing style. more

You May Also Like

“Doğu musikisi' adlı kavrama dâhil olmadan önce Türk musikisinin kendisine özgü bir nazariyesi var mıydı? Eğer bir nazariyesi varsa, nasıl bir şekildeydi? Bunu bilmiyoruz. Arap İslâm siyasetinin “himmeti” sayesinde yok edilmiş birçok millî eserlerimizle birlikte musikimiz de kaybolmaya yüz tutmuştur. Büyük bir yoldan geçen ulu kervanın izi kalmaz mı? İşte örnek olarak verdiğimiz bu söz gibi Arap istilasından önceki Türk musikimizin sadece izleri kalmıştır. Bu olanları görmezden gelmek elbette ki iyi bir sonuç getirmez.”

“Çinlilerde 360 küy vardır. Türk kağanlarının toplantılarında bu 360 küyün her biri, bir gün çalınmak suretiyle tüm küylerin icrası bir yılda tamamlanırmış. Bu 360 küyün en büyüğü dokuz küg üzerine temellendirilmiştir. Bunların adları: Uluğ küg, Aslançep, Purs, Kuladu, Kutatku, Burstarğay, Cantay, Halnisay, Şanduk.”

“Nevai, musikimize olan hizmetini yalnızca küyler bestelemekle sınırlandırmamıştır. En büyük musiki üstatlarına ve en yetenekli musiki öğrencilerine eğitim vermeye başlamıştır. Onları bilim yönünden zenginleştirmek için yeni musiki risaleleri yazdırmıştır. Bu doğrultuda Babür Mirza’nın Babürnâme eserinde Üstat Kulmuhammed-ü Şeyh-i Nâyi ve Udî Hüseyin çalgılarında çok iyilerdi. Nevai’nin eğitim ve desteğiyle yükselmiş, ünlenmişlerdir demiştir. Nevai, Hemsetü-l-Müteheyyirîn adlı kitabında Üstad Kulmuhammed’in öğrencilik dönemlerinde çok yetenekli olduğunu ve her şeyi yeniden öğrenerek iyi bir çalma yetisine ulaştığını söylemiştir. Nevai, Üstad Kulmuhammed ve Udî Hüseyin’in musiki hakkında daha fazla teorik bilgiye ulaşmalarını sağlamak için dört büyük üstada, dört tane musiki risalesi yazdırmıştır. Risaleler Fenn-i Ta’lim tarafından uygun görülmediği için son olarak Abdurrahman Cami’ye beşinci risaleyi yazdırdığını eserinde not etmiştir.”

“Temellerini Arap ve İran’dan alan musiki sanatı, Timur’dan önce de Orta Asya’da vardı. Timur’un buyruğu ile her taraftan getirilen uzman âlimlerin gayretleriyle bu sanat birdenbire canlandı ve ayağa kalktı. Doğudaki İslâm ülkelerinin her tarafından getirilen çalgılar ve çalgıcılar, bizim bugünkü klasik musikimizin yükselmesine ve yücelmesine hizmet vermişlerdir. Az zamanda yerli halktan büyük musikişinaslar yetişmişti. Hatta Tühfetü-s-sürür’un söylediğine göre; meşhur Mirza Uluğbek’in kendisi de musiki âlimlerinden sayılmıştır. Ülke yönetimi Emir Timur’un çocuklarındayken; kanuncu Derviş Ahmedî (Semerkantlı), neyci Sultan Ahmed (Semerkantlı), Türkçe ve Farsça iki divan ile musiki hakkında bir risalesi bulunan Karagöllü Hisamî, musiki hakkında bir kitap yazan Harezmli Abdulvefa, doktor ve musiki âlimi olan Belhli Mevlana Sahib ve ünlü bestekârlardan sayılan Şehrisebizli Abdulbereke gibi kişiler yetişmiş ve musikimiz için hizmet vermişlerdir. Nakkareci ve şair olan Kadimî, Nevai’nin musiki muallimi Hoca Yusuf Burhan ve Nevai’nin dayısı Muhammedelî Ğaribî de bu zamanın meşhur musikişinaslarındandılar.”

“Türk musikisinin bizde kalan en eski izleri bahşı, ozan ve kobuz sözleridir. Bahşı sözünün bugünkü manası halk şairi veya çalgıcısıdır. Halk arasında kobuz veya donbura çalıp destanlar okuyan özel kişiler, yani şair veya çalgıcılar vardır. Biz bunlara bahşı diyoruz. Hâlbuki hicrî IX. asırda Ali Şir Nevai zamanında bu söz, Uygurca yazan kitap anlamında kullanılmıştı.”

“Abdurrahman Cami’nin Risâle-yi Musikiy eserinde gösterilen esaslar incelediğinde anlaşılıyor ki çalgı üstatlarımızın perde belirlemeleri için en doğru yol buydu.”

“Doğu musikisi âlimleri nağmelerin birbirleriyle olan ilintilerini çıkış noktalarıyla olan ilişkilerine göre belirlerlerdi. Nağmelerin çıkış yerleri insanın gırtlağıdır; fakat musikişinaslar gırtlak nağmelerini notaya alamadıkları için nağme örneklerini olduğu gibi çalgı üzerine aktarmışlardır.”