Quotessence
Home / Quotes / Quote by Hüseyin Akbaş

Quote by Hüseyin Akbaş

“Çinlilerde 360 küy vardır. Türk kağanlarının toplantılarında bu 360 küyün her biri, bir gün çalınmak suretiyle tüm küylerin icrası bir yılda tamamlanırmış. Bu 360 küyün en büyüğü dokuz küg üzerine temellendirilmiştir. Bunların adları: Uluğ küg, Aslançep, Purs, Kuladu, Kutatku, Burstarğay, Cantay, Halnisay, Şanduk.”

Quote by Hüseyin Akbaş

Work

Özbek Klasik Müziği ve Tarihi

Browse quotes and source details for this work. more

Author

Hüseyin Akbaş

Browse famous quotes and profile details for Hüseyin Akbaş. more

You May Also Like

“Nevai, musikimize olan hizmetini yalnızca küyler bestelemekle sınırlandırmamıştır. En büyük musiki üstatlarına ve en yetenekli musiki öğrencilerine eğitim vermeye başlamıştır. Onları bilim yönünden zenginleştirmek için yeni musiki risaleleri yazdırmıştır. Bu doğrultuda Babür Mirza’nın Babürnâme eserinde Üstat Kulmuhammed-ü Şeyh-i Nâyi ve Udî Hüseyin çalgılarında çok iyilerdi. Nevai’nin eğitim ve desteğiyle yükselmiş, ünlenmişlerdir demiştir. Nevai, Hemsetü-l-Müteheyyirîn adlı kitabında Üstad Kulmuhammed’in öğrencilik dönemlerinde çok yetenekli olduğunu ve her şeyi yeniden öğrenerek iyi bir çalma yetisine ulaştığını söylemiştir. Nevai, Üstad Kulmuhammed ve Udî Hüseyin’in musiki hakkında daha fazla teorik bilgiye ulaşmalarını sağlamak için dört büyük üstada, dört tane musiki risalesi yazdırmıştır. Risaleler Fenn-i Ta’lim tarafından uygun görülmediği için son olarak Abdurrahman Cami’ye beşinci risaleyi yazdırdığını eserinde not etmiştir.”

“Temellerini Arap ve İran’dan alan musiki sanatı, Timur’dan önce de Orta Asya’da vardı. Timur’un buyruğu ile her taraftan getirilen uzman âlimlerin gayretleriyle bu sanat birdenbire canlandı ve ayağa kalktı. Doğudaki İslâm ülkelerinin her tarafından getirilen çalgılar ve çalgıcılar, bizim bugünkü klasik musikimizin yükselmesine ve yücelmesine hizmet vermişlerdir. Az zamanda yerli halktan büyük musikişinaslar yetişmişti. Hatta Tühfetü-s-sürür’un söylediğine göre; meşhur Mirza Uluğbek’in kendisi de musiki âlimlerinden sayılmıştır. Ülke yönetimi Emir Timur’un çocuklarındayken; kanuncu Derviş Ahmedî (Semerkantlı), neyci Sultan Ahmed (Semerkantlı), Türkçe ve Farsça iki divan ile musiki hakkında bir risalesi bulunan Karagöllü Hisamî, musiki hakkında bir kitap yazan Harezmli Abdulvefa, doktor ve musiki âlimi olan Belhli Mevlana Sahib ve ünlü bestekârlardan sayılan Şehrisebizli Abdulbereke gibi kişiler yetişmiş ve musikimiz için hizmet vermişlerdir. Nakkareci ve şair olan Kadimî, Nevai’nin musiki muallimi Hoca Yusuf Burhan ve Nevai’nin dayısı Muhammedelî Ğaribî de bu zamanın meşhur musikişinaslarındandılar.”

“Türk musikisinin bizde kalan en eski izleri bahşı, ozan ve kobuz sözleridir. Bahşı sözünün bugünkü manası halk şairi veya çalgıcısıdır. Halk arasında kobuz veya donbura çalıp destanlar okuyan özel kişiler, yani şair veya çalgıcılar vardır. Biz bunlara bahşı diyoruz. Hâlbuki hicrî IX. asırda Ali Şir Nevai zamanında bu söz, Uygurca yazan kitap anlamında kullanılmıştı.”

“Abdurrahman Cami’nin Risâle-yi Musikiy eserinde gösterilen esaslar incelediğinde anlaşılıyor ki çalgı üstatlarımızın perde belirlemeleri için en doğru yol buydu.”

“Doğu musikisi âlimleri nağmelerin birbirleriyle olan ilintilerini çıkış noktalarıyla olan ilişkilerine göre belirlerlerdi. Nağmelerin çıkış yerleri insanın gırtlağıdır; fakat musikişinaslar gırtlak nağmelerini notaya alamadıkları için nağme örneklerini olduğu gibi çalgı üzerine aktarmışlardır.”

“Doğu musikisi âlimleri nağmelerin birbirleriyle olan ilintilerini çıkış noktalarıyla olan ilişkilerine göre belirlerlerdi. Nağmelerin çıkış yerleri insanın gırtlağıdır; fakat musikişinaslar gırtlak nağmelerini notaya alamadıkları için nağme örneklerini olduğu gibi çalgı üzerine aktarmışlardır. Nağmelerin çıkış yerlerini çalgı üzerinde ince hesaplarla zor bir şekilde belirlemişler ve her birini bir harfle göstermişlerdir. Böylece belirlenen seslerin çıkış noktalarını musikinin perdeleri gibi adlandırmışlardır. Musikişinaslarımızın perdeleri belirlemek için sarf ettiği büyük emekleri gören bir kişi doğu musikisinin bilimsel temeli yoktur diyen “ukalalara” karşı kendini gülmekten alıkoyamaz.”

“Bizim edebiyatımızda olduğu gibi musikimizde de iki akım vardır. Edebiyatımızda aruz vezninde şiir yazma ve aruzsuz, yani parmak vezninde şiir yazma üslûbu vardır. Aruz vezni İran ve Arap etkisinde kalan medrese ve saray şairleri arasında, parmak vezni ise halk şairleri arasında yaygındı.”

“Musikimizde usul vezninde yazılmış küyler olduğu gibi usulsüz olan küyler de vardır. Usul veznindeki küyler musiki nazariyatını iyi bilen, medrese ve saray etrafında yetişen çalgıcılarımız tarafından kullanılmıştır. Usulsüz olan küylerimiz ise halk tarafından, halk çalgıcıları ve halk aşulecileri tarafından icra edilmiştir.”

“The casting of the brash United States Army Air Force officer Colonel Robert E. Hogan and the pompous German Luftwaffe officer Colonel Wilhelm Klink was inspired. For this series—a comedy with the serious backdrop of war—to succeed, the lead players had to be the perfect fit. The dynamic portrayal of this military odd couple had to be articulate, accurate, and precise. For the show to work, for the concept to be accepted, for one of the most outlandish premises in television history to be believed, the actors signed to play the two leading characters not only had to bring these extreme individuals to life with broad, fictional strokes, they had to make them real in the details.”