Quotessence
Home / Quotes / Quote by Witold Gombrowicz

Quote by Witold Gombrowicz

“Sonuna kadar insan olmayanların sonuna kadar dünya olmayan dünyasını bir ân bile unutamıyordum -ve panikle korka korka, acayip iğrene iğrene, onun bataklık yeşilini sadece gözümde canlandırdığımda bile ürpere ürpere yine de ondan kopmayı beceremiyordum; mini mini bir kuşun yılanın görüntüsüyle büyülenmesi gibi büyülenmiştim.”

Quote by Witold Gombrowicz

Work

Ferdydurke

Ferdydurke is a novel that delves into the complexities of human nature and society. The protagonist, Ferdydurke, navigates through a surreal and often absurd world, reflecting on the meaning of existence and the absurdities of everyday life. more

Author

Witold Gombrowicz
Witold Gombrowicz

Witold Gombrowicz was a Polish novelist known for his unique literary style and profound psychological insights. His works often explore the relationship between individuals and society, as well as the complexities of human nature. Born on August 4, 1904, he passed away on July 24, 1969. more

You May Also Like

“Ama dedim ya, insanlar üçe ayrılırlar: Romanesk dünyayı ya da Hayat'ı bütün bütün yadsıyanlar; romanesk dünyayı hayattan ayıranlar ve aralarında köprü kurulmasından temel tedirginlik duyanlar; romanesk-olan ile Hayat'ın, kuyruğunu kovalayan kedi örneğindeki ilişkiyi kurduklarını kabul edenler. Bu sonuncular imrenilesi insanlar değildirler: Acılarıyla coşkuları, yüksek ve düşük voltajları, umutları ve karamsarlıkları durmadan içiçe geçtiği için yorulmaz, yorucu, yorgundurlar.”

“Yaşam, bir çatlayıp dağılma işlemidir zaten, gelgelelim oyunun en çarpıcı bölümünü oluşturan vuruklar -dıştan gelen ya da dıştan geldiği sanılan büyük, beklenmedik vuruklar- anımsadıklarınız, özürlerinizi yükledikleriniz, -etkilerini hemen göstermezler öyle. İçten gelme bir başka tür vuruk vardır ki- ancak onunla başedemeyeceğiniz kadar geciktiğinizde duyarsınız varlığını, bir bakıma artık eskisi kadar sağlıklı biri asla olamayacağınızı sezdiğiniz bir gün. Birinci tür çözülüşün çabuk olup bittiği sanılır oysa ikinci, nerdeyse biz bilincine varmadan olup bitmiştir de ansızın fark ediliverir.”

“Söyleseler inanmazdım, yaşamın kıyısında korku buhar olup uçuyor. Bana şans dile. Mektubu ortalık sakinleşir sakinleşmez postaya verebilecekmişiz. Eline geçmesi bir haftayı bulur yine de. Seni ne kadar çok sevdiğimi bilirsen felaketim olacağından korkmuşumdur hep. Ama az önce de söyledim ya, yaşamın kıyısında korku buhar olup uçuyor. Seni sevmekten hiç vazgeçmedim. Ve... Ve seni affettim. Kendim için yaptım bunu. Ölüm meleğim çok ani baskın vermezse, son nefesimde bütün bunları tekrar düşünerek huzurla gülümseyebileceğim. Elbette sevgilim. Elbette önümüzdeki aylardan birinde sonsuz karanlığın kaçınılmaz olarak yolumu keseceğini biliyorum. Ölümün kendisinden değil, fikrinden kaçıyorum. Ara sıra da olsa hatırla beni ve ne olur çok iyi bak kendine.”

“Benim Marco Polo'mun kalbinde yatan, insanları kentlerde yaşatan gizli nedenleri, krizlerin ötesinde değerleri olan nedenleri keşfetmek. Kentler birçok şeyin bir araya gelmesidir: Anıların, arzuların, bir dilin işaretlerinin. Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır. Kitabım, mutsuz kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, yitip giden mutlu kentler imgesi üzerine açılıp kapanıyor.”

“Sadece bir saptama ya da bu sessizliğe uzun süre katlanamayacağımızın ve bu büyük sessizliğin kısa bir zaman içinde bizleri deliye çevireceğinin idrak edilmesi Uzun süren sessizlikler bizi delirtiyor İlkin sessizlik içinde deliriyor sonra çıldırıyoruz Duyuyor musun seni incitmek istemedim Insanların uzun süre sessiz kaldıklarında delirdikleri daha uzun bir süre kaldıklarında da çıldırdıkları bir gerçektir.”

“Dünyada inekler, hizmetkârlar ve kesinlikle kutlanması gereken bayram günleri dışında da bir şeyler olduğu bilgisini ona borçluyum. Yalnızca okumayı ve yazmayı değil, düşünmeyi ve düş kurmayı da öğrenmiş olmamı yine ona borçluyum. Paraya önem verişim ama onu her şeyin üzerinde görmeyişim, onun kazandırdığı bir şey. Ölü kentleri değil çok canlı olanlarını tanıdım, ölü halkları ziyaret etmeyip canlıları ziyaret ettim, ölü müzik dinlemeyip canlısını dinledim, ölü resimler görmeyip canlılarını gördüm. Bir başkası değil oydu beynimin iç duvarlarına tarihin büyük isimlerini can sıkıcı fotokopiler olarak değil de her zaman canlı bir sahnedeki canlı insanlar olarak yerleştiren.”

“Benimle Nathal'de avlu duvarı dibinde oturmuş, batmakta olan güneşin altında, kaç kere Paris'e, kaç kere Londra'ya, kaç kere Roma'ya gittiğinin, kaç bin şişe şampanya ictiğinin ve acaba kaç kitap okuduğunun hesabını yapıyordu. Çünkü bu görüldüğü gibi yüzeysel varoluşu sürdüren kişi kesinlikle yüzeysel biri değildi. Üzerinde düşünmekte, düşünce üretmekte en ufak bir zorlukla karşılaştığı tek konu yoktu, tam tersine aslında bana ait olan, yetkinleştiğimi sandığım alanlarda beni utandıran çoğunlukla o olurdu; beni daima düzeltir, doğrusunu gösterirdi. Sık sık düşünmüşümdür, felsefeci olan o, matematikçi olan o, ben değilim, şu işin erbabı olan o, ben değilim diye. Müzik alanında bilmediği, onun için en azından ilginç bir müzik tartışması açma fırsatı oluşturmayacak tek konu bulunmadığını ise hatırlatmaya gerek yok. Üstüne üstlük, bütün bu zihinsel ve sanatsal etkinliklerde bulunurken olağanüstü bir koordinasyon yeteneğine de sahipti. Öte yandan, sadece çok konuşan insanlarla gevezelerden oluşan bir dünyada ona çok konuşan bir insan diyemezdiniz, hele hele geveze hiç.”