Quotessence
Home / Quotes / Quote by José Carlos Somoza

Quote by José Carlos Somoza

“Sai qual è il nostro problema, in quanto europei? Che vogliamo continuare a essere noi stessi senza smettere di essere il Tutto. Pretendiamo di globalizzare la nostra individualità. Ma il mondo ha sempre meno bisogno di individui, di razze, di nazioni, di lingue. Quello di cui ha bisogno è che tutti sappiamo l'inglese e, se possibile, che siamo moderatamente liberali. Che a Babele si parli inglese e avanti la Torre, dice il mondo.”

Quote by José Carlos Somoza

Work

The Art of Murder

Browse quotes and source details for this work. more

Author

José Carlos Somoza

Browse famous quotes and profile details for José Carlos Somoza. more

You May Also Like

“But on the ground in modern day, the gap-toothed border wall on the U.S. side was in the advanced stages of decay. It was an unsightly, rusted monstrosity, thoughtlessly imposing itself through the cacti masses who, until a few decades ago, had been peacefully congregating for millions of years along what was now an arbitrary line begging to be taken seriously.”

“The well-worn track was as straight as Gadsden’s ruler when the nineteenth-century U.S. diplomat had negotiated yet another strong-armed acquisition of Mexican territory to give Arizona its geometrically pleasing southern boundary. Pleasing on paper, anyway.”

“The glorification of hatred is predicated on a foundation of fear-induced ignorance venomous to haters and those they believe they hate.”

“I know not whence I came, I know not whither I go; But the fact stands clear that I am here In this world of pleasure and woe. And out of the mist and murk, Another truth shines plain. It is in my power each day and hour To add to its joy or its pain. I know that the earth exists, It is none of my business why. I cannot find out what it's all about, I would but waste time to try. My life is a brief, brief thing, I am here for a little space. And while I stay I would like, if I may, To brighten and better the place.”

“Zekice bir kitap yazmışsın, Bon-Bon,” diye devam etti Majesteleri, dostumuzun omzuna, o verilen emri tam anlamıyla yerine getirdikten sonra bardağını bırakırken hafifçe, bilgiç bir tavırla vurarak. “Kesinlikle zekice bir kitap. Tam benim sevdiğim türden bir eser. Ancak özdeğe ilişkin tasarımın geliştirilebilir ve fikirlerinin pek çoğu bana Aristoteles’i anımsatıyor. O filozof en yakın tanıdıklarımdan biriydi. Onu hem korkunç huysuzluğundan, hem de pot kırmak gibi eğlenceli bir yönünden dolayı severdim. Bütün o yazdıkları arasında tek bir somut gerçek var ki, onun ipucunu da kendisinin absürdlüğünü sevdiğim için ben verdim. Pierre Bon-Bon, hangi yüce ahlâki gerçekten bahsettiğimi biliyorsun sanırım, değil mi?” “Bildiğimi söyleyemem –” “Evet! – Aristoteles’e insanların hapşırırken gereksiz fikirleri burunlarından dışarı attığını söyleyen bendim.” “Bu –hık!– gerçekten de doğru,” dedi metafizikçi, kendisine bir bardak daha Mousseux koyarken ve ziyaretçisinin parmaklarına enfiye kutusunu sunarken. “Platon’a da,” diye devam etti Majesteleri, enfiye kutusunu ve içerdiği iltifatı alçakgönüllülükle geri çevirerek, “Platon’a da bir zamanlar arkadaşça hisler beslemiştim. Platon’la tanıştın mı Bon-Bon? – Ah! Hayır, binlerce kez özür dilerim. Benimle bir gün Atina’da, Parthenon’da karşılaştı ve bana bir fikirden bunaldığını söyledi. Ona ο νους εδτιv αυλος‘yu* yazmasını önerdim. Bunu yapacağını söyleyip eve gitti, ben de piramitlere çıktım. Ama vicdanım beni bir arkadaşa bile olsa birine gerçeği söylediğim için kınadı ve apar topar Atina’ya geri dönüp ‘αυλος’yu yazarken filozofun sandalyesinin arkasında durdum. Kağıda parmağımla dokunarak ters çevirdim. Böylece cümle şimdi ‘ο νους εδτιv αυγος’** olarak okunuyor ve gördüğün gibi, metafiziğinin temel doktrini.” “Hiç Roma’da bulundunuz mu?” diye sordu restaurateur, ikinci Mousseux şişesini bitirdikten sonra dolaptan büyük bir şişe Chambertin alırken. “Sadece bir kez, sevgili Bon-Bon, sadece bir kez. Bir ara” –dedi Şeytan, sanki bir kitaptan okurcasına– “bir ara beş yıllık bir anarşi dönemi olmuştu ve o sırada bütün memurlarından yoksun kalan cumhuriyetin halkın seçtiklerinden başka yargıcı yoktu. Bunlar da yasal idari yetkiye sahip değildi – o zaman, Mösyö Bon-Bon – yalnızca o zaman Roma’daydım ve bu yüzden onun felsefesine ilişkin dünyevi bir tanıdığım yok.” “Epicurus hakkında ne –hık!– ne düşünüyorsunuz?” “Kimin hakkında?” dedi şeytan şaşkınlıkla, “Epicurus’ta kusur bulmak istiyor olamazsın! Epicurus hakkında ne düşünüyormuşum! Beni mi kastediyorsunuz bayım? – Epicurus benim. Diogenes Laertes tarafından adı anılan üç yüz bilimsel incelemenin herbirini yazan filozof benim.” * Ruh bir flüttür. ** Ruh parlak bir ışıktır.”

“Attestant la présence massive d’athées, il recherche les causes de cette incroyance, à ses yeux dangereuse, et préconise de sévères mesures à l’encontre des athées. À bien des égards, on peut estimer que Platon est à l’origine de l’opinion péjorative qui va peser sur l’athéisme pendant deux milles ans : en liant l’incroyance et l’immoralité, il franchit un pas décisif qui frappe les athées d’une tache indélébile. — Platon va l’enraciner dans une conception métaphysique et éthique fondamentale qui va en faire le crime par excellence.”