Quotessence
Home / Topics / Felsefe Quotes

Felsefe Quotes

Browse 101 quotes about Felsefe.

Felsefe Quotes

“Modernite öncesi zamanlarda şiddet her yerde hazır ve nazırdır, gündelik hayatın bir parçasıdır ve alenidir. Toplumsal pratiğin ve iletişimin önemli bir parçasıdır hatta. Onun için yalnız fiilen uygulannakla kalınmaz, seyirlik hâle de getirilir. Hükümdar iktidarını öldürme fiili üzerinden, kan dökmek vasıtasıyla ilan eder. Kamusal alanlarda sahnelenen kanlı seyirlikler, iktidarını ve haşmetini kurgulamak içindir. Şiddet ve şiddetin teatral sahnelenişi burada iktidarın ve hegemonyanın önemli bir parçasıdır.”

“Renan gerçekten de din yoluyla bilime geçmiş, kendi yüzyılı için gerçek "bilim dini"ni yaratmıştır. İnanç onda ölmemiştir, konu değiştirmiştir: Hakikat, onun bilmediği bir kültün yeni tanrısı olmuştur; bu kült, Akıl ve Bilginin kültüdür. Hiç kimsenin bunu keşfetmek için metinleri incelemesine gerek yoktur: Renan her sayfada bu rasyonalist "amentü"yü patlatır, onunla tüm kanılar özetler ve söyler.”

“Zekice bir kitap yazmışsın, Bon-Bon,” diye devam etti Majesteleri, dostumuzun omzuna, o verilen emri tam anlamıyla yerine getirdikten sonra bardağını bırakırken hafifçe, bilgiç bir tavırla vurarak. “Kesinlikle zekice bir kitap. Tam benim sevdiğim türden bir eser. Ancak özdeğe ilişkin tasarımın geliştirilebilir ve fikirlerinin pek çoğu bana Aristoteles’i anımsatıyor. O filozof en yakın tanıdıklarımdan biriydi. Onu hem korkunç huysuzluğundan, hem de pot kırmak gibi eğlenceli bir yönünden dolayı severdim. Bütün o yazdıkları arasında tek bir somut gerçek var ki, onun ipucunu da kendisinin absürdlüğünü sevdiğim için ben verdim. Pierre Bon-Bon, hangi yüce ahlâki gerçekten bahsettiğimi biliyorsun sanırım, değil mi?” “Bildiğimi söyleyemem –” “Evet! – Aristoteles’e insanların hapşırırken gereksiz fikirleri burunlarından dışarı attığını söyleyen bendim.” “Bu –hık!– gerçekten de doğru,” dedi metafizikçi, kendisine bir bardak daha Mousseux koyarken ve ziyaretçisinin parmaklarına enfiye kutusunu sunarken. “Platon’a da,” diye devam etti Majesteleri, enfiye kutusunu ve içerdiği iltifatı alçakgönüllülükle geri çevirerek, “Platon’a da bir zamanlar arkadaşça hisler beslemiştim. Platon’la tanıştın mı Bon-Bon? – Ah! Hayır, binlerce kez özür dilerim. Benimle bir gün Atina’da, Parthenon’da karşılaştı ve bana bir fikirden bunaldığını söyledi. Ona ο νους εδτιv αυλος‘yu* yazmasını önerdim. Bunu yapacağını söyleyip eve gitti, ben de piramitlere çıktım. Ama vicdanım beni bir arkadaşa bile olsa birine gerçeği söylediğim için kınadı ve apar topar Atina’ya geri dönüp ‘αυλος’yu yazarken filozofun sandalyesinin arkasında durdum. Kağıda parmağımla dokunarak ters çevirdim. Böylece cümle şimdi ‘ο νους εδτιv αυγος’** olarak okunuyor ve gördüğün gibi, metafiziğinin temel doktrini.” “Hiç Roma’da bulundunuz mu?” diye sordu restaurateur, ikinci Mousseux şişesini bitirdikten sonra dolaptan büyük bir şişe Chambertin alırken. “Sadece bir kez, sevgili Bon-Bon, sadece bir kez. Bir ara” –dedi Şeytan, sanki bir kitaptan okurcasına– “bir ara beş yıllık bir anarşi dönemi olmuştu ve o sırada bütün memurlarından yoksun kalan cumhuriyetin halkın seçtiklerinden başka yargıcı yoktu. Bunlar da yasal idari yetkiye sahip değildi – o zaman, Mösyö Bon-Bon – yalnızca o zaman Roma’daydım ve bu yüzden onun felsefesine ilişkin dünyevi bir tanıdığım yok.” “Epicurus hakkında ne –hık!– ne düşünüyorsunuz?” “Kimin hakkında?” dedi şeytan şaşkınlıkla, “Epicurus’ta kusur bulmak istiyor olamazsın! Epicurus hakkında ne düşünüyormuşum! Beni mi kastediyorsunuz bayım? – Epicurus benim. Diogenes Laertes tarafından adı anılan üç yüz bilimsel incelemenin herbirini yazan filozof benim.” * Ruh bir flüttür. ** Ruh parlak bir ışıktır.”

“Özgürlük, barış, sanat, bilgi, marifet, hikmet, felsefe, akıl, bilim, tarih, kültür, erdem, yüksek insanî ahlâk, hakikat, hukuk, adalet gibi medeniyet ilkelerinin olmadığı toplumlar ve ülkelerde İslâmî hayatın varlığından söz edilemez. İslâmî düşünce olmadıkça; camilerin, minarelerin, ezanların, Kur'an kurslarının, hafızların, İmam Hatip okullarının, dini tedrisatın olmasının hiçbir yararı ve önemi yoktur..”

“Civarda Türkiye"nin en büyük filozofu sayılan pek meşhur bir derviş yaşıyordu; ona fikir sormaya gittiler. Sözcü Pangloss"tu, adama şöyle dedi: "Üstat, insan gibi tuhaf bir hayvanın niçin yaratıldığını sormaya geldik size." "İşinize bakın," dedi derviş," sizi ne alakadar eder?" "Ama muhterem peder," dedi Candide,"dünya müthiş kötülüklerle dolu." "Hayır olmuş şer olmuş, ne fark eder?" dedi derviş. "Majesteleri Mısır"a gemi gönderdiğinde, gemideki farelerin rahatını dert eder mi?" "Öyleyse ne yapmalıyız?" diye sordu Pangloss. "Çenenizi kapayın," dedi derviş. Pangloss, "Nedenler ve sonuçlar, mümkün dünyaların en iyisi, kötülüğün kökeni, ruhun doğası ve önceden tesis edilmiş ahenk hakkında küçük bir sohbet yapabileceğimizi düşünmüştüm," deyince, derviş kapıyı yüzlerine çarptı.”

“Oysa insan, hayal ettiği şeyi yapabileceğine inanıp, bunu planlayarak harekete geçtiğinde; bu hayal artık hayal olmaktan çıkarak plana dönüşür ve yönünü kaybeder. Böyle bir durumda kişi bu plana, bu plan da kişiye doğru çekilir.”

“Çoğu kişi, varoluşun amacının vatanına, ailesine, ekonomisine, ama aynı zamanda kendi kendisine hizmet edip bol bol tüketmek olduğuna inanmayı yeğler. Oysa içlerinde bir boşluk da hisseder ve her gün kendi kendilerine şöyle derler; Hayır, var olmak bundan ibaret olamaz.. Ama bu söylediklerini hemen unutmaya çalışırlar."..."Dolayısıyla bizler, içi boşalmış, söyleyen herkes tarafından eskitilmiş sözcükleri kullanmak yerine, var olan şeye teşekkür etmeyi yeğliyoruz. Sözgelimi şöyle diyerek: Çayırda tek tek çiçekler açıyor.”

“Kim Olduysan O Ol” İlk “granit cümle” olan “Kim olduysan o ol” (Become who you are) düşüncesi, Aristoteles’e kadar uzanır ve oradan Spinoza, Leibnitz, Goethe, Nietzsche, Ibsen, Karen Horney, Abraham Maslow ve 1960’lardaki insan potansiyeli hareketi aracılığıyla günümüzdeki kendini gerçekleştirme (self-realization) anlayışına kadar aktarılmıştır. “Kim olduysan o ol” düşüncesi, Nietzsche’nin diğer ifadeleri olan “Hayatını tamamla” ve “Doğru zamanda öl” gibi öğütleriyle yakından ilişkilidir. Bu ifadelerin hepsinde Nietzsche, yaşanmamış bir hayat sürmekten kaçınmamız gerektiğini vurgular. Demek istediği şuydu: Kendini gerçekleştir, potansiyelini hayata geçir, cesur ve dolu dolu yaşa. Ancak o zaman, ve yalnızca o zaman, pişmanlık duymadan ölebilirsin.”

“Yalnızlığın iki türü vardır: gündelik yalnızlık ve varoluşsal yalnızlık. İlki kişiler arasıdır; diğer insanlardan yalıtılmış olmanın yarattığı acıdır. Bu tür yalnızlık—genellikle yakınlıktan korkma, reddedilme, utanç ya da sevilmeye layık olmadığını hissetme gibi duygularla bağlantılıdır—hepimize tanıdık gelir. Aslında psikoterapide yapılan çalışmaların çoğu, danışanların başkalarıyla daha samimi, besleyici ve kalıcı ilişkiler kurmayı öğrenmelerine yardımcı olmayı hedefler." …. "Yalnızlığın ikinci biçimi olan varoluşsal yalnızlık, daha derindir ve birey ile diğer insanlar arasındaki aşılmaz uçurumdan kaynaklanır. Bu uçurum yalnızca her birimizin hayata tek başına atılmış olması ve yine tek başımıza bu hayattan ayrılacak olmamızdan değil, aynı zamanda her birimizin yalnızca kendimize ait olan ve sadece bizim tarafımızdan tam olarak bilinebilen bir dünyada yaşıyor olmamızdan kaynaklanır.”

“Varoluşçu düşünürler farklı bakış açılarını vurgulasalar da, aynı temel önermeyi paylaşırlar: Biz insanlar, kendi varoluşu bizim için bir sorun olan tek canlı türüyüz. Bu yüzden varoluş, benim anahtar kavramımdır. ….. Varoluşçu yaklaşım, insanın umutsuzluğuna çare olmayı amaçlayan birçok psikoterapi yaklaşımından sadece biridir. Varoluşçu terapötik bakış açısı şunu söyler: Bizi rahatsız eden şeyler yalnızca biyolojik-genetik altyapımızdan kaynaklanmaz (psikofarmakolojik model), yalnızca bastırılmış içgüdüsel dürtülerimizle olan mücadelemizden doğmaz (Freudyen görüş), yalnızca sevgi göstermeyen, umursamaz ya da nevrotik olabilecek önemli yetişkin figürlerinin içselleştirilmesinden kaynaklanmaz (nesne ilişkileri kuramı), yalnızca bozulmuş düşünce kalıplarından doğmaz (bilişsel-davranışçı yaklaşım), yalnızca unutulmuş travmatik anıların parçalarından ya da kariyer ve yakın ilişkiler gibi mevcut yaşam krizlerinden de kaynaklanmaz, aynı zamanda—aynı zamanda—kendi varoluşumuzla yüzleşmekten de kaynaklanır.”

“Bilge için hiçbir şey yabancı ve ulaşılamaz değildir. İyi insan sevilmeyi hak eder. Değerli insanlar dosttur. Cesur ve adil insanlarla iş birliği yapın. Erdem insandan alınamayan bir silahtır. Birkaç insanla bütün kötü insanlara karşı savaşmak, birçok kötü insanla birkaç iyi insana karşı savaşmaktan daha iyidir. Düşmanlarına dikkat et, zira senin hatalarını ilk onlar fark eder. Dürüst insana akrabandan daha fazla değer ver. Erdem erkekler için neyse kadınlar için de odur. İyi eylemler doğru, kötü eylemler yanlıştır. Tüm kötülükleri sana ait olmayan, yabancı şeyler olarak gör. Bilgelik en güvenilir surdur, ne yıkılır ne de ihanete uğrar. Surlar ele geçirilemez olan muhakemelerimizle inşa edilmeli." Kinik Felsefe Fragmanları/-”

“Bilge için hiçbir şey yabancı ve ulaşılamaz değildir. İyi insan sevilmeyi hak eder. Değerli insanlar dosttur. Cesur ve adil insanlarla iş birliği yapın. Erdem insandan alınamayan bir silahtır. Birkaç insanla bütün kötü insanlara karşı savaşmak, birçok kötü insanla birkaç iyi insana karşı savaşmaktan daha iyidir. Düşmanlarına dikkat et, zira senin hatalarını ilk onlar fark eder. Dürüst insana akrabandan daha fazla değer ver. Erdem erkekler için neyse kadınlar için de odur. İyi eylemler doğru, kötü eylemler yanlıştır. Tüm kötülükleri sana ait olmayan, yabancı şeyler olarak gör. Bilgelik en güvenilir surdur, ne yıkılır ne de ihanete uğrar. Surlar ele geçirilemez olan muhakemelerimizle inşa edilmeli. -Kinik Felsefe Fragmanları/Antisthenes”

“Hemen yakınındaki çevresi, zihne, okumanın yaptığı gibi, tek bir düşünceyi dayatmaz. Zihne sadece kendi doğasına ve içinde bulunduğu ruh haline uygun düşünceler düşünmesi için fırsat ve konu sunar. Sonuçta çok okumak beynin tüm elastikiyetini çalar, tıpkı bir ağırlığın baskısı altında yayın elastikiyetini kaybetmesi gibi... Dolayısıyla kendine ait herhangi bir düşünceye hiçbir zaman sahip olmamanın en kesin yolu, ne zaman boş zamanınız olsa gidip elinize bir kitap almak olacaktır.”

“Kuşkusuz ki, bu türden mülahazaların üzerine, en büyük bilgeliğin, şimdiki anın keyfini çıkarmak ve bu keyfi hayatın amacı haline getirmek olduğu yolunda bir teori bina edebilirsiniz, çünkü şimdiki an gerçek olan tek şeydir ve geri kalan her şey ancak hayalidir. Öte yandan bu tür bir hayat tarzına en büyük aptallık da diyebilirsiniz: Zira bir anda var olmayı kesen, bir rüya gibi tamamen yok olup giden bir şey, asla ciddi bir çabaya değmez.”

“If you follow and observe a lion all day long and witness its struggle to survive, at the end of the day, it will make you happy to see it catch and eat a gazel. If you start the story by following and observing a gazel and witness its struggle to survive, at the end of the day, it will make you furious to see it being eaten by a lion. In other words, if you choose the starting point different, the same occasion will create two different judgements inside a person. So, the justice sensation inside a person depends on which story he/she follows and how long he /she follows it.”

“Bizim için en değerli olan gizleri beceriksizlik ve düzensizlik içinde, gereğinden de fazla açığa vururuz, fazla yapay bir kılık altında da ele veririz onları. Seslerini duyurtmaya hiç ara vermeden, onlara bir biçim vermeden ustalaşmayı, hemen hemen eşit dozlarda doğal ile sanat birleştirmesini bilmeyi, kısacası “olmayı” beklemek daha iyidir. Çünkü aynı zamanda her şeyi yapabilmek, olmaktır. Sanatta, ya her şey bir arada gelir ya da hiçbir şey gelmez; alevsiz ışık yoktur.”