Quotessence
Home / Topics / Varoluş Quotes

Varoluş Quotes

Browse 47 quotes about Varoluş.

Varoluş Quotes

“Bu evrendeki hassas pozisyonumuzu özetleyeyim: Her sözümüz son sözümüz olabilir! Her bakışımız son bakışımız olabilir! Her anımız son anımız olabilir! Bu kırılgan durumdan mutlu muyuz? Hayır! Kendimizi çocuk masallarıyla yani dinle mi aldatacağız? Hayır! O halde ne yapacağız? Bu umutsuz durumu değiştireceğiz, bu kaotik evreni insan aklıyla, yüksek zekâyla, kısacası bilimle vuracağız! İnsanlığın nihai amacı, bu tehlikeli evreni varoluşumuz için hiçbir tehdit kalmayacak şekilde yeniden şekillendirmektir!”

“Hayatın bize ne çeşit gizemli güzellikler sunduğunu hatırlamak için ve varoluşun ne tür sihirli iksirlere sahip olduğunu kavramak için şarap içelim!”

“Yemeden kim yaşayabilir? Bir çiftçi büyük bir kahramandır çünkü o bizim varoluşumuz için savaşmaktadır! Eğer bir ülkede herhangi bir kişi bir varoluş madalyası hak ediyorsa o kişi bir çiftçi olmalıdır!”

“Her Yeni Yıl doğanın kalbinde kutlanmalıdır – bir ormanın ortasında veya milyarlarca yıldızın altında bir göl kenarında - çünkü varoluşumuzu mümkün kılan doğadır!”

“Stephen Hawking gezegenimizin ötesine kaçmadığımız sürece önümüzdeki 1000 yıl içerisinde hayatta kalamayacağımızı söylüyor. Bu varoluş sorunumuz özgür zihinli insanların sayısı artırılarak çözülebilir. Çünkü tıpkı özgür kuşlar gibi yalnızca özgür zihinler yeni ufuklara ulaşabilirler!”

“Yalnızlığın iki türü vardır: gündelik yalnızlık ve varoluşsal yalnızlık. İlki kişiler arasıdır; diğer insanlardan yalıtılmış olmanın yarattığı acıdır. Bu tür yalnızlık—genellikle yakınlıktan korkma, reddedilme, utanç ya da sevilmeye layık olmadığını hissetme gibi duygularla bağlantılıdır—hepimize tanıdık gelir. Aslında psikoterapide yapılan çalışmaların çoğu, danışanların başkalarıyla daha samimi, besleyici ve kalıcı ilişkiler kurmayı öğrenmelerine yardımcı olmayı hedefler." …. "Yalnızlığın ikinci biçimi olan varoluşsal yalnızlık, daha derindir ve birey ile diğer insanlar arasındaki aşılmaz uçurumdan kaynaklanır. Bu uçurum yalnızca her birimizin hayata tek başına atılmış olması ve yine tek başımıza bu hayattan ayrılacak olmamızdan değil, aynı zamanda her birimizin yalnızca kendimize ait olan ve sadece bizim tarafımızdan tam olarak bilinebilen bir dünyada yaşıyor olmamızdan kaynaklanır.”

“Varoluşçu düşünürler farklı bakış açılarını vurgulasalar da, aynı temel önermeyi paylaşırlar: Biz insanlar, kendi varoluşu bizim için bir sorun olan tek canlı türüyüz. Bu yüzden varoluş, benim anahtar kavramımdır. ….. Varoluşçu yaklaşım, insanın umutsuzluğuna çare olmayı amaçlayan birçok psikoterapi yaklaşımından sadece biridir. Varoluşçu terapötik bakış açısı şunu söyler: Bizi rahatsız eden şeyler yalnızca biyolojik-genetik altyapımızdan kaynaklanmaz (psikofarmakolojik model), yalnızca bastırılmış içgüdüsel dürtülerimizle olan mücadelemizden doğmaz (Freudyen görüş), yalnızca sevgi göstermeyen, umursamaz ya da nevrotik olabilecek önemli yetişkin figürlerinin içselleştirilmesinden kaynaklanmaz (nesne ilişkileri kuramı), yalnızca bozulmuş düşünce kalıplarından doğmaz (bilişsel-davranışçı yaklaşım), yalnızca unutulmuş travmatik anıların parçalarından ya da kariyer ve yakın ilişkiler gibi mevcut yaşam krizlerinden de kaynaklanmaz, aynı zamanda—aynı zamanda—kendi varoluşumuzla yüzleşmekten de kaynaklanır.”

“Şeytani demekle kastettiğim şey, her insanın temelinde ve özünde yatan o doğuştan gelen huzursuzluktur ve bu huzursuzluk onu kendinden çıkarır, onu kendinden alıp sonsuza, asıl olana sürükler, sanki doğa her bir ruhta, o ilk kaosun dışa vurulmamış, tedirgin bir parçasını bırakmıştır; bu parça ise gerilim ve tutku yoluyla o insanüstü, algı ötesi temeline geri dönmek ister.”

“Varoluşla ilgili en güzel şey şudur ki zamandaki herhangi bir an herhangi bir şeye bir başlangıç noktası olabilir! Bir başka deyişle, hayatımızın her anı yeni yolların bilinmeyen veya kapalı kapıları için bir anahtara sahiptir!”

“Bir köpeğin temel amacı mutlu olmaktır, çünkü köpeğin kendi varoluş problemini çözme becerisi yoktur; Köpek yaşar ve ölür çünkü daha fazla bir şey yapamaz! Fakat insanın temel amacı mutlu olmak değildir, çünkü insanın kendi varlık problemini çözme yeteneği vardır! Varlık sorunumuzu çözmeden, hayata gerçek bir anlam katamayız. İnsan hayatı bir sabun köpüğüdür ve temel amacımız bu süreksizliği değiştirmektir! İnsanlar anların mutluluğunu kalıcı ve ebedi mutluluğa çevirme yeteneğine sahiptirler! Ve eğer insan sadece bir köpek gibi anların mutluluğu ile yaşıyorsa ve var olma problemini çözmezse, o zaman bir köpekten farklı olmayacaktır!”

“Aklında varoluş, kanında yüksek derece alkol, omuzlarında dünya, bacaklarında yorgunluk; ağır yaralarına rağmen halen savaşmaktan geri durmayan bir asker gibi yürüyordu. Kudurmuş denizlerde sarhoş bir gemi gibiydi, sallanıyordu; evet vardı, yer kaplıyor, çarpıyordu insanlara; yoksa bir boşluk nasıl çarpabilirdi bir varlığa? Ama yoktu, tek hissettiği yalnızca hiçlik ve boşluktu. Onların arasında asla var olamıyordu. Düşündü. “İnsan nasıl hem var olup hem de yok olabilirdi?” Bilmiyordu. Aslında hiçbir şey bilmek istemiyor, sadece sonsuza dek uyumak ve her şeyi, kendini dahi tamamen unutmak istiyordu. “Uyumak ve unutmak: İşte bütün mesele bu!”

“Aslında intiharı aklım almıyor. Yaşamdan, şeylerle bizim varlığımızın özünün bu çirkin ama önlenemez karışımı olan yaşamdan zor kullanarak kopmayı anlıyorum ama bu işin kendisi, bu kopuşun serüven yanı, çekmiyor beni. Uzun zamandır ölüm, benim için bir değer taşımıyor. Anlamıyorum, insanın bilinçli bir biçimde, kendinde neyi yıkabileceğini; kendi istemiyle ölse bile. Varlığımızın içine Tanrı'nın yaptığı baskındır sözkonusu olan; işte bu varlığımızla kendi varlığımızı yıkmak sorunu çıkıyor karşımıza. Varlığımızla ilişkili bir şey var ve bu, varağın maddesel yanının tümleyicisi durumundadır ama o öldü diye kendisi de ölmemektedir. Yaşamın bu altedilmez egemenliği, doğanın bu yapışkanlığı, reflekslerin ve akılalmaz, gizli uzlaşmaların oyunuyla giriyor yaşamımızın özüne, olanak bırakmadan bizim girmemize. Hangi yönden kendime bakarsam bakayım anlıyorum ki devinimlerimin hiçbiri, düşüncelerimin hiçbiri, benim değil. Bir gecikmeyle hissediyorum yaşamı, umutsuzlukla farkediyorum ondan kopmadığımı.”

“Atının ayaklarına bulaşan ırmak sularının yolunu da yıkayacağına; geçtiği, geçeceği yolları suçlarından arındıracağına inanıyor. Bu çeşit inanışların gerçeklikte bir gücünün olup olmamasının "O"nun için bir önemi yok; yalnızca inanmış olmanın bile, gerçeği değiştirmeye yeteceğini, varolanı iyileştireceğini düşünüyor. "Gerçek dediğin, inandıklarımızdan yapılır zamanla" sözünü anımsadığı Bilge Şair [...]'in dediği gibi, "Yerküre varolduğu için değil, biz inandığımız için var" diyor yüksek sesle...”

“Eğer ölümsüzlüğün sırrını bulmuşsan, eline bir megafon alıp bunu bütün dünyaya ilan etme! Bu sırrı yalnızca hak edenlere ver! Ve onlar kimdir? Onlar hayali bir cennete veya ilahi güçlere değil bu hayata, bu dünyaya inanan insanlardır! Ölümsüzlüğü, yalnızca bu varoluşa inananlar, bu varoluşun dışında bir dünyaları olmayanlar hak eder! Ve geride kalanlar hayali cennetlerine gitmeli ve orada tanrılarıyla mutluca yaşamalılar!”

“Eğer istersek, varsayımlar alanında dilediğimiz kadar at koşturabiliriz. Başıboş bir ilkbahar rüzgarının savurduğu kanatlı bir tohum gibi köksüz. Öte yandan da, aynı zamanda, rastlantı diye bir şeyin varlığını yadsıyabilir, bilmezden gelebiliriz. Olan olmuştur, olacak olan da besbelli olacaktır, işte böyle, sürüp gidebilir. Başka bir deyimle, aramızdaki "her şey" ile önümüzdeki "sıfır" arasında sıkıştırılmış olduğumuzdan, bizimkisi, içinde ne rastlantıya ne olanağa yer verilen, geçici bir varoluştur.”