Quotessence
Home / Authors / Tolga Gökçen

Tolga Gökçen Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Tolga Gökçen Quotes

“İntihar düşüncesi belki de hep içinde yaşayacaktı ama ona boyun eğmeyecekti. Artık acı duygusu onun için birer oyuncaktı. Bir duyguyu sürekli hissedersen hissizleşirdin ve o da hissizleşmişti. Yine de imkanı olsa magmaya saplanan ve dünyayı yok eden bir nükleer bomba olmayı isterdi ya da tüm tanrılar gelip, yaşattıkları adına önünde diz çökse ve af dileseler onları hiçbir zaman affetmezdi. Suçsuz olduğuna inanıyordu. Hiçbir şeyin yaşadığı bunca acıya bahane olacağını kabul etmiyordu.”

“Şu anın içinde, zamandan bağımsız olmayı başararak konforla uzanıyor ve kendi iç dünyasını geziyordu. Bu huzurlu anlarının arasına arada bir karışan ve parazitlik yapan geçmişteki pişmanlıkları yüzünden hayıflandığı da oluyordu. Hemen rahatını geri kazanmak için daha farklı ve ilgi çekici güzel hayaller kurma çabasına giriyordu. Ama maalesef, kendini kandırdığını anlamıştı. Karamsarlığı onu yöneten zararlı bir yazılımdı sanki.”

“Bilgelik üniversite eğitimiyle değil; tecrübeler ve akıl yönetimiyle ilgiliymiş. Hiç okul okumamış olmasına rağmen tanıdığım çoğu üniversiteliden, politikacıdan ve kendini bilge sanan yazarlardan daha akıllı düşünüyor! Belki insanlara göre o diploması olmadığı, yüksek makamlarda çalışmadığı, kırsal kesimde yaşadığı için serseri görülüyordur, oysa ne yanlış bir düşünce! Bilinmeyen düşünürlerle dolu Anadolu, acılarla yoğrulmuş Hazreti İsalar taşıyor üzerinde…”

“(...) sadece kendisi değil herkes yokluğun avuçları arasındaydı. Can içinde yaşadığı boşluğun farkındaydı ama ya diğerleri? Onlar esaretlerinin farkında olmayan, kendi köleliklerinden bile habersiz esirler ve zavallılardı. Evren bir hiçlik ağacıydı ve bizler bu ağacın dallarına asılıydık. Can çekişme süremiz hayatlarımızdı. Ağlayarak doğuyor, çırpınıyor ve ölüyorduk.”

“- Anne… Geçmişten ne kurtulabiliyorum ne de geriye dönebiliyorum. Anlamsızlıklar çarmıhına gerilmişim ve avuçlarıma kaygılar saplanmış sanki… Üstüne örttükleri şu soğuk ve kahverengi battaniyede bana da yer var mı? Keşke yeniden yol göstersen bana. Şimdi tüm yollar aşılması güç, dağlık ve tepeliklerle dolu. Ellerin saçımdayken okuduğun umut dolu masallar yer altı karanlığına gömüldüler. Masal kahramanları ise birer birer canlarına kıydı…”

“Bunca zaman okuduğu kitaplar her şeye rağmen nasıl ayakta kalınır ve dünyaya nasıl tahammül edilir onu öğütlüyordu. Fakat o ruhen haylaz, şımarık ve uslanmaz bir çocuktu. Hiçbir öğüt ve yol göstermeye sadık kalamamıştı. Hayranı olduğu tüm büyük yazarların dediklerine katılıyor, ama sözlerini uygulayamıyor ve sıkılıyordu. Onun için doğrular acı gerçeklere dönüşüyor ve gerçekler hep can sıkıyordu. Bir hayalciydi ve gerçekler hayalcilerin en azılı katiliydi. (...) Hayallerine tapıyordu! Bir hayalperest gerçeklerle kuşatıldığında kaçmak isterdi. Kimi düşlere dalarak, kimi kendini uyuşturarak, kimi de günün sonunda canına kıyarak yapardı bunu. İkinci ve üçüncü seçenek birbiriyle kardeşti. Süreci uzatmak isteyenlerin işiydi uyuşturucular. O ise bu zamana kadar ölecekse hep “şu anda” ölmeyi dilediği için süreci uzatmak ve uyuşmak seçeneğine hiç adım atmamıştı. Adım atmadıkça yaşamış, yaşadıkça sıkılmış, adeta hapsolmuştu dünyaya.”

“Hiçbir zaman iyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir insan veya iyi bir yazar, başarılı bir çalışan, saygı gören bir iş insanı, örnek bir sanatçı ya da halkın kahramanı olarak lanse edilen politikacı olamayacağına inanıyordu. Burada bahsedilen “iyi”, herkesin kabul ettiği “iyi”den farklıydı. Kötü de, iyi de, çirkin de, güzel de kişiden kişiye değişen ve farklı yorumlanan olgulardı. O, insanlığın genelinde kabul görülmüş “iyi”den, erdem ve ahlak yasalarıyla şekillendirilmiş, güçlü pranga, eziyet ve işkencelere rağmen isyan etmemeyi, atılan her tokada diğer yanağı getirmeyi öğütleyen “iyi”likten bahsediyordu. Her hareket bir ihtiyacın sonucuydu ve her yapılan iyilik aslında iyilik sayılmazdı. O, hiçbir zaman baş tacı olmayı düşlemiyordu. Yazdıklarının ve düşüncelerinin kabul görmemesi, insanlara olan uzaklığı, ahmak cesaretinden yoksunluğu, düzene karşı gelen düzensizliği ve her şeye rağmen kendine özgü mutsuzluğuyla mutluydu. Onun “iyi”si buydu.”