Quotessence
Home / Authors / Tolga Gökçen

Tolga Gökçen Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Tolga Gökçen Quotes

“Bunca zaman okuduğu kitaplar her şeye rağmen nasıl ayakta kalınır ve dünyaya nasıl tahammül edilir onu öğütlüyordu. Fakat o ruhen haylaz, şımarık ve uslanmaz bir çocuktu. Hiçbir öğüt ve yol göstermeye sadık kalamamıştı. Hayranı olduğu tüm büyük yazarların dediklerine katılıyor, ama sözlerini uygulayamıyor ve sıkılıyordu. Onun için doğrular acı gerçeklere dönüşüyor ve gerçekler hep can sıkıyordu. Bir hayalciydi ve gerçekler hayalcilerin en azılı katiliydi. (...) Hayallerine tapıyordu! Bir hayalperest gerçeklerle kuşatıldığında kaçmak isterdi. Kimi düşlere dalarak, kimi kendini uyuşturarak, kimi de günün sonunda canına kıyarak yapardı bunu. İkinci ve üçüncü seçenek birbiriyle kardeşti. Süreci uzatmak isteyenlerin işiydi uyuşturucular. O ise bu zamana kadar ölecekse hep “şu anda” ölmeyi dilediği için süreci uzatmak ve uyuşmak seçeneğine hiç adım atmamıştı. Adım atmadıkça yaşamış, yaşadıkça sıkılmış, adeta hapsolmuştu dünyaya.”

“Görünmez bir yangın tüm benliğini kuşatmış, kül etmişti. Acı duymaktan çok yaşama nefret duyuyordu. Oturup kaldığı kaldırım taşından gözlerini parkın çimlerine dikmiş ve yeşilliğin içinde kendine yaşanabilecek başka bir dünya arıyordu. İçinde yaşadığı acımasız, adaletsiz ve kanla beslenen dünyadan ayrı, zıt bir dünya arıyordu gözleri. Ağlamak istiyordu. Belki ağlasa iyi gelebilirdi fakat gözlerinden bir türlü yaş düşmüyordu.”

“- Evet… Saklanıyorum. Hatta saklanıyoruz… Bizler, yalnızlar ordusuyuz ve odalarımız karargahımız. Dış dünyanın ve can sıkan gerçekliğin düşmanlarıyız. Robotlaşan dünyadan, kendi gibi olmayanları öğüten insancıklardan kendimizi soyutluyoruz. Fakat… O kutlu gün geldiğinde, karargahlarımızdan çıkacağız ve hakkımız olan mutluluğu söküp alacağız. İşte, o gün güneş gibi parlayacak, insanları alt edecek ve üst-insan egemenliğini başlatacağız. Bu yüzden saklanıyoruz ve biz istemediğimiz sürece bizi bulmanız çok ama çok zor…”

“Aklında varoluş, kanında yüksek derece alkol, omuzlarında dünya, bacaklarında yorgunluk; ağır yaralarına rağmen halen savaşmaktan geri durmayan bir asker gibi yürüyordu. Kudurmuş denizlerde sarhoş bir gemi gibiydi, sallanıyordu; evet vardı, yer kaplıyor, çarpıyordu insanlara; yoksa bir boşluk nasıl çarpabilirdi bir varlığa? Ama yoktu, tek hissettiği yalnızca hiçlik ve boşluktu. Onların arasında asla var olamıyordu. Düşündü. “İnsan nasıl hem var olup hem de yok olabilirdi?” Bilmiyordu. Aslında hiçbir şey bilmek istemiyor, sadece sonsuza dek uyumak ve her şeyi, kendini dahi tamamen unutmak istiyordu. “Uyumak ve unutmak: İşte bütün mesele bu!”

“+ Peki, sana klasik bir soru sorayım Can Bey. Neden kitap okuyorsun? Hiç düşündün mü? - Dünyaya katlanabilmek, benim gibi insanlarında var olduğunu bilmek ve bu dünyaya nasıl tahammül edebilirim, bunları öğrenmek için okuyorum. + Dünyaya nasıl tahammül edilebilirmiş peki? - Kayıtsız kalarak. + Bu kolay bir şey değil ama… - Hem de hiç ama hiç kolay değil.”

“Geleceğe doğru ilerlerken geçmiş şekilleniyor, yorumlar, insanlar ve dünya değişiyordu… Minik eller büyüyor, sertleşiyor ve yeni yaralar ekleniyor ardından yaralar da iyileşiyordu. Pürüzsüz bebeksi yüzler çizgi çizgi kırışıyor, gülümsemeler azalıyordu. Zamanla “her şeyi yapabilirim” inancı zihnin dar çukurlarına gömülüyordu. Yenilgilerden alınan dersler sayesinde artık “hiçbir şey yapmak istemiyorum” deniyordu. Zamanı insan kendi elleriyle yaratmıştı. Ölümü kendi elleriyle tasarladı. Milyarlarca canlının ölümüne sebebiyet veren savaşları, salgınları, fitne ve fesatlıkları; hepsi birer insan eseriydi… En kötücül ressam, en acımasız tanrıydı İnsan. Kendi türünün düşmanı ve yaşadığı dünyanın gelecekteki katiliydi… Anlamlar yakıtıydı ve sürekli anlamlar yaratarak geçerdi ömrü… Cevabı olmayan soruların cevaplarını ararken ölür, kaygılarla kuşatılır, geçmiş acımasızca boğazına yapışır ve sıkardı. İnsan hep ölür, ama mutlu bir ölüm çok az görülürdü…”

“Dünyanın zaman kavramı ile uzayzaman nasıl örtüşmüyorsa, düşünceli bir insanın zaman algısı da, dünyanın zaman kavramıyla örtüşmüyordu. Bazen balkona çıkıp düşünmeye başladığında ona bir saatmiş gibi gelen süreç güneşin doğmasıyla aradan üç, dört saatin geçtiğini görüyor ve şaşkınlığa uğruyordu. Can için yine öyle bir andı. Bunun tam tersi de mevcuttu tabii. Örneğin her insanın hiç geçmeyen zamanları, bitmesini istediği anlar oluyordu. Zaman bireyin algısı ve ruh haliyle şekilleniyordu.”

“Önünde halen büyük zorlukların olduğunu ve olmaya devam edeceğini, halen dişlerini sıkacak, başını ağrıtacak sorunların vuku bulacağını ve bazen tüm tecrübelerine rağmen küçük bir kıvılcım ile isyan ederek her şeyi yarıda bırakıp geriye dönmeyi isteyeceğini de biliyordu ama tüm bunlara rağmen çok önemli bir şey daha öğrenmişti. O da ne olursa olsun, kendine bir anlam ve dünya yarattığı ve bu yarattığı dünyanın yıkılmasına izin vermeyeceğiydi. Tekrar aynı hataları yapmayacak, aynı acıları aynı zayıflıkla karşılamayacak ve kendini tekrarlamayacaktı. Hür ve yaratıcı olacaktı.”