Quotessence
Home / Authors / Tolga Gökçen

Tolga Gökçen Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Tolga Gökçen Quotes

“(...) sadece kendisi değil herkes yokluğun avuçları arasındaydı. Can içinde yaşadığı boşluğun farkındaydı ama ya diğerleri? Onlar esaretlerinin farkında olmayan, kendi köleliklerinden bile habersiz esirler ve zavallılardı. Evren bir hiçlik ağacıydı ve bizler bu ağacın dallarına asılıydık. Can çekişme süremiz hayatlarımızdı. Ağlayarak doğuyor, çırpınıyor ve ölüyorduk.”

“Aklında varoluş, kanında yüksek derece alkol, omuzlarında dünya, bacaklarında yorgunluk; ağır yaralarına rağmen halen savaşmaktan geri durmayan bir asker gibi yürüyordu. Kudurmuş denizlerde sarhoş bir gemi gibiydi, sallanıyordu; evet vardı, yer kaplıyor, çarpıyordu insanlara; yoksa bir boşluk nasıl çarpabilirdi bir varlığa? Ama yoktu, tek hissettiği yalnızca hiçlik ve boşluktu. Onların arasında asla var olamıyordu. Düşündü. “İnsan nasıl hem var olup hem de yok olabilirdi?” Bilmiyordu. Aslında hiçbir şey bilmek istemiyor, sadece sonsuza dek uyumak ve her şeyi, kendini dahi tamamen unutmak istiyordu. “Uyumak ve unutmak: İşte bütün mesele bu!”

“(...) başını yukarıya kaldırdı ve yaşlı zeytin ağacının güçlü dallarıyla göz göze geldi. “Kafama bir elma düşeceği ya da dünya tarihini değiştirecek bir olayın başkahramanı olacak değilim. Ama… Ama şu koca zeytin ağacının dalları benim tarihimi tamamen değiştirebilir. Ufak bir cesaret ve duygu patlaması yeterli… İşte bu benim için her şeyi değiştirir…” Can kendinde değildi. Onu yöneten karanlık düşünceleriydi. Kapkaranlık, derin hislerin, ölümcül düşüncelerin kontrolündeydi. Mağlup hisseden benliğiyle boşluğa bakarak konuşmaya başladı kendi kendine. - Ölüm kollarını açmış ve beni kolları arasına davet ediyor. Hiçlik artık içime sığmıyor. Bana ait her şeyi düşlüyor…”

“Hayatın saçmalıklarından biri de bu. Yıllarca birlikte olduğun insanlara şüpheyle bakarken; hayatına yeni girmiş ve daha tam olarak tanımadığın birine herkesten çok güven duyup yakınlık hissedebiliyorsun. Duyulan yüksek güven ve yakınlık hissi zamanla hiçlik tarafından silip süpürülüyor. Ve bu duyguların yerini kayıtsızlık alıyor. Zirveye ulaşan ilişki başlangıca dönüyor, sıfıra ve sonra eksiye düşüyor. Ardından nefret ve yabancılaşma gerçekleşiyor. Örneğin bir çocuğun, bir zamanlar çok sevdiği, ama zamanla gözünde değersizleşip eskiyen oyuncağını hiç düşünmeden çöpe tekmelemesi gibi. İnsanlar da çok sevdiklerini zamanla tüketiyor, ruhlarını emiyor ve sonra zevkle kendi alanından dışarıya tekmeliyor. ‘Artık benim için değersizsin! Son kullanma tarihin geçti.’ diyor ve tüm yaşananları bir çırpıda silip atıyor. İnsan tüketen bir varlık.”