Quotessence
Home / Topics / Rüya Quotes

Rüya Quotes

Browse 37 quotes about Rüya.

Rüya Quotes

“Gece, uyku zamanı olduğu gibi, düş görme zamanıdır da. gördüklerimizi, işittiklerimizi, kokladıklarımızı ve düşündüklerimizi sınırlayan diller, formlar, davranış biçimleri ve algısal paradigmalar, kendine özgü bir biçimi ve dili olan düşlerin yapısına aykırıdır. Düşlerde renkler, görüntüler, insanlar, duygular ve düşünceler özgürce birbirine karışır ve benzersiz bileşimler yaratırlar. Öylesine özgürdür ki düşler, onları söze dökmekte güçlük çekeriz ─ insan zihnini gün boyunca biçimlendiren o katı yapılar düşlerimizi dillendirmeye yetmez, hatta engel olur.”

“Gerçek mutluluk böyle bir şeydi demek. Yaptığın işle yekvücut olduğun, kalbinin şevkle çarptığı, zamanın akmayı bıraktığını hissettiğin, etrafını çevreleyen başka her şeyin var olmaktan silindiği o sonsuz ab-ı hayat... Saatlerce olduğuna yemin edebileceğin fakat gerçekte birkaç saniye süren, hiç uyanmak istemediğin o tatlı rüya…”

“Dünya bizi bekliyor. Biz, dedim, etnik ya da coğrafi bir tarif değiliz. Kur'an'a hizmetle şereflenmiş bir ecdadın varisiyiz. Varisi olduğumuz, sanmayınız ki maddi bir hazzın ya da konforun kaynağıdır; vârisi olduğumuz hüzündür, acıdır, derttir ve gözümüzün içine bakmaya bile mecali kalmamış mazlum bir coğrafyadır. Biz mukaddes bir emanetin vârisiyiz.”

“Dünya bizi bekliyor ifadesini tashih edelim güzel kardeşler; dünya aslında sâlihleri bekliyor. Bize düşen sâlihlerden olmaya niyet ve salihlik yolunda gayrettir. Önce halimizi, sonra çevremizi ve nihayet bütün küreyi ıslah edecek bir sulh ü selamete ermek için nazarımızı sâlihlik ufkuna kilitlenmemiz gerekiyor. Bu hem vazifemiz, hem de mesuliyetimizdir, çünkü dünya dedelerinin torunlarını beklemiyor, dünya sâlih dedelerin sâlih torunlarını bekliyor.”

“İki dünyada mutluluğa giden yolların koordinatları Asr-ı Saadet'te saklıdır. Asr-ı Saadet herkesin kalp kağıdını bulabileceğini, ona göre yolunu çizebileceğini ve en önemlisi de azığını düzebileceği bir ibretler meşheridir. Herkes oradan yıldızını seçmeli, muradına giden yolun işaretlerini devşirmelidir.”

“Fatih, İstanbul'una doğru harekete geçtiğinde karadan, denizden ve yer altından olmak üzere birçok yol kullandı. Her birisinin, nihai darbeye giden yolda bir faydaı vardı muhakkak. Sen de okuyarak, düşünerek, az yiyerek, az uyuyarak, az konuşarak, çok çalışarak, vaktini iyilik veiyiliğin dostları ile değerlendirerek, içindeki karanlığa hamle üstüne hamle yap! Öyle kii karanlık başını alıp sana karşı hamle yapma fırsatı bulamasın. Sen içindeki karanlığı kendi hamlelerinle öyle meşgul et ki o sana karşı hep savunma durumunda kalsın.”

“Dördüncü adım, Konstantinopolis'i İstanbul yapmaktır. Esas fetih budur işte. Fatih şehre girdğinde savaşmaktan bitap düşmüş, korkudan tir titreyen bir halk ve viran olmuş bir belde ile karşılaştı. Bu beldeyi, açıp gülzar yapmak imar, inşa ve ihya ile oldu. İçindeki karanlığı teslim aldığın gün, fetih gerçekleşmeyecek, sadece fethe giden yol açılmı olacak. Bil ki fetih, o karanlığın tekrar hortlamasını ve kalp mülküne tahakküm etmesini engelleyecek bir bahar ikliminin içinde sürekli kalması ile mümkün olacak. İmar, inşa ve ihya, son nefese kadar devam edecek bir çabadır. Fatih olmak, sürekli fetihle yaşamak demektir.”

“Ayasofya hâlimizdir. Şimdi müze olarak kullanılmaktadır. Aslî mahiyetine yabancılaşmış, Allah'a kulluk tezahürünün mekanı olmaktan çıkmış, bir teşhir merkezine dönüşmüştür. Ama ne kadar yabancılaşsa da, dört bir tarafından göğe doğru açılmış minareleri, içinde göreni haşyete sürükleyen lahuti levhaları ve en önemlisi de gireni ve göreni derin bir hüzne sürükleyen o garipliği ile bu kadar zamandır inkar ettiğimiz kimliğimizi yüzümüze çarpmaktadır. Ayasofya yüzümüzde şaklayan bir tokattır. Bütün haşmeti ve sembollerine rağmen müze olarak kullanılmasının bütün zillet, acizlik ve yenilgimize rağmen izezt sahibi insanlar gibi ortalıkta dolaşmamızdan bir farkı var mıdır? Dışımız Ayasofya'dır, içimiz laikleştirilmiş bir müzedir. Dışımız dört yandan bakıldığında minareleri ile cami görüntüsündedir, ama bu minareler ezansızdır. Dışımız, indirilemeyen İzzet Efendi'nin levhaları gibi ilk bakana mânâmızı söyler, ama o levhaların dili susturulmuştur. Ayasofya halimizdir, gerçek kimliğimizi yüzümüze çarpan, ne olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi vicdanımıza haykıran içimizdeki dinmeyen sestir. Ayasofya bir remzdir, bir simgedir, bir şiardır. Bizi bize anlatır. Bizi cümle âleme anlatır. Madem Ayasofya halimizdir, istikbalimizin parlak şafağı onun kubbesinden ışıyacaktır.”

“Bir birey geçmişine baktığında resimler ve olaylar seçkisi derler.Bu seçmenin yanlı olduğunu,anılar koleksiyonundan yalnızca kişisel üstünlüğünü destekleyen olaylar seçtiğini bulduk. Anılarına egemen olan şey onun üstünlük hedefidir.Aynı biçimde,bir rüyanın oluşumunda yalnizca yaşam biçimimizi güçlendiren ve belli sorunlarla karşılaştığımızda yaşam biçimimizin bizden ne beklediğini ortaya koyan olayları seçeriz.Dolayısıyla bu olaylar seçkisi o andaki güçlülerimizle ilgili olarak yaşam biçiminin anlamını gösterir.Rüyanın oluşumunda,yaşam biçimi kendi yolunu dayatmaktadır.Bu sorunları gerçekçi bir biçimde karşılamak sağduyu gerektirecektir ama yaşam biçimi buna izin vermeyi reddeder.”