Quotessence
Home / Topics / Yaşam Quotes

Yaşam Quotes

Browse 91 quotes about Yaşam.

Yaşam Quotes

“Kendimizi çok zayıf hissettiğimizde, hayat son derece güçlü ve gaddar görünecektir! Yaşamın ne denli güçlü olduğu konusunda kendi gücümüzün derecesi kilit unsurdur! Biz daha güçlü oldukça, hayat daha zayıf olacaktır!”

“Yalnızca çok tuhaf bir şey yaptığında insanlar senin farkına varıyorlarsa o zaman çok şanslısın! Çok tuhaf bir şey yapmadığın sürece fark edilmeden hayatını keyifle yaşayabilirsin!”

“Hayatın dayanılmaz bir şekilde ağır olduğunu hissettiğin anlar, şartlara bir süreliğine kendini teslim et! Hayat sana sert bir şekilde vurduğunda ve seni yere düşürdüğünde yerde bir süreliğine dinlen! Geçici teslimiyet güç toplaman için sana zaman verecektir!”

“Hayat bir sınavdır derler ve bu gülünç bir fikirdir! Ne sınav vardır ne de sınav yapan! Hayatta problemlerle karşılaşırsın, çünkü ya aptalsındır ya da şans eseri senin yolun problemlerin yoluyla kesişir! Kimse sana seni test etmek için sorunlar göndermiyor! Rahat ol ve akıldışı ‘sınav’ fikrini derhal çöpe at!”

“Aynı kafa yapısıyla binlerce hayat yaşasan bile hepsi aynı olacaktır! Farklı bir yaşam edinmek için farklı bir kafa yapısı edin!”

“Eğer yola çok yoğunlaşırsan, manzarayı kaçıracaksın ve bunun tersini yaptığında da yolu kaçıracaksın! Hayat, hem yolu hem de manzarayı yakalama sanatıdır!”

“Postacının çantası her zaman ağırdır çünkü hayatın kendisini taşır: Bütün dertleri ve bütün sevinçleri taşır, bütün endişeleri ve bütün umutları taşır!”

“Eğer hiç durmadan hayat adil değildir diyor fakat bununla ilgili de ciddi bir şey yapmıyorsak, o zaman hayat sonsuza dek adaletsiz kalmaya devam edecektir!”

“Hayatının trenini kaçırmak diye bir şey yoktur! Yaşam çok zengin ve çok cömerttir; sana her zaman yeni fırsatlar sunar! Kaçırılmamış olan, çok geçmeden kaçırılmış olanın yerini alır!”

“Hayatından U-dönüşü seçeneğini asla çıkarma, çünkü bir gün bu dönüşe ihtiyacın olacak! Yanlış yöne gittiğinin farkına vardığın an güzel bir U-dönüşle anında doğru yöne dön!”

“Hayatının her bir anının ne kadar değerli, ne kadar sınırlı ve ne kadar biricik olduğunu tamı tamına bir kavrayabilseydin, tek bir an bile bir put gibi kıpırdamadan yerinde durmazdın çünkü aksiyon gerçek yaşamdır!”

“Masallar, alışılagelmiş bir düzen içinde (gerçekte, her gün yineleyip durduğumuz birkaç devinime bile alışık olduğumuz söylenemez ya, birtakım temel olguların -kabaca da olsa- yineleneceğini düşünegelmenin yaşamı kolaylaştırır gibi olmasından başka bir dayanağı yoktur bu "alışılagelmiş"in) alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın (yaşamın inişli yokuşlu akıp gittiği imgesine gereğinden çok bel bağlarız, unutmamalı) alışılagelmiş bir düzen içinde akıp giden yaşamın bir yerinde, bu düzen, bu alışılmışlık dokusunun yırtılıvermesinden ortaya çıkmıştır hep. Bilgiyi ne için kullandığını unutanlar, güçsüzlüğünü güç sananlar, sevgiyi bayatlatanlar bu dokuyu yırtarken, korku, ördüğümüz duvarların her iki yanında da, duradurur.”

“Bir gün, karşısına o güne dek gördüğü en güzel kelebek çıkmış. Kelebek o kadar farklı ve güzelmiş ki, adam onun eşsizliğinden büyülenmiş. Nereye uçsa, adam da peşinden tam bir sarhoşluk içinde onu izliyormuş… Kelebek, başta korktuğu için kaçıyormuş adamdan. Bir süre sonra anlamış ki adamın derdi ona zarar vermek değil. Güzelliğine duyduğu hayranlık yüzünden geliyor arkasından. Ama kelebek bu işte, korkak! “Son bir kez daha uçayım da, emin olayım bunun niyetinden…" demiş. Kanatlanır kanatlanmaz dönüp arkasına bakmış. Bir de ne görsün? Adam bir uçurumdan aşağı yuvarlanmıyor mu! Üzüntü içinde bir çiçeğin üzerine atmış kendini kelebek, bir daha göremeyeceği büyük hayranı için gözyaşları dökerek... “Sonuçta üç gün değil mi ömür?" demiş kendi kendine, "Ölümüne korkacağıma, ölümüne sevseydim ya!”

“Sen kötü bakıyorsun dünyaya," dedi. "Hayır, sana kötü bakıyorsun demeyim. Kötü bakıyorsun demek yanlış. Tek yönlü bakıyorsun. Baksana, ölümden daha güçlü olan yaşamadır. Yaşam yoksa, hiçbir şey olmayacak. Yaşam olduğu için ölüm de vardır. Her şeyin, tekmil evrenin başı yaşamdır. Sürüp giden ölüm değil, yaşamdır. Ters bakıyorsun Bey, tam tersinden bakıyorsun dünyaya. Ben aldanıyorsam da, böyle aldanmam.”

“Kim Olduysan O Ol” İlk “granit cümle” olan “Kim olduysan o ol” (Become who you are) düşüncesi, Aristoteles’e kadar uzanır ve oradan Spinoza, Leibnitz, Goethe, Nietzsche, Ibsen, Karen Horney, Abraham Maslow ve 1960’lardaki insan potansiyeli hareketi aracılığıyla günümüzdeki kendini gerçekleştirme (self-realization) anlayışına kadar aktarılmıştır. “Kim olduysan o ol” düşüncesi, Nietzsche’nin diğer ifadeleri olan “Hayatını tamamla” ve “Doğru zamanda öl” gibi öğütleriyle yakından ilişkilidir. Bu ifadelerin hepsinde Nietzsche, yaşanmamış bir hayat sürmekten kaçınmamız gerektiğini vurgular. Demek istediği şuydu: Kendini gerçekleştir, potansiyelini hayata geçir, cesur ve dolu dolu yaşa. Ancak o zaman, ve yalnızca o zaman, pişmanlık duymadan ölebilirsin.”

“Şeytani demekle kastettiğim şey, her insanın temelinde ve özünde yatan o doğuştan gelen huzursuzluktur ve bu huzursuzluk onu kendinden çıkarır, onu kendinden alıp sonsuza, asıl olana sürükler, sanki doğa her bir ruhta, o ilk kaosun dışa vurulmamış, tedirgin bir parçasını bırakmıştır; bu parça ise gerilim ve tutku yoluyla o insanüstü, algı ötesi temeline geri dönmek ister.”

“Hayat ve ölüm bir arada var olur evlat. Birini ötekinden ayrı düşünemezsin. Hayatta inandığın ne varsa, onlar için savaşırsın. Kuvvetle inandığın bir şey uğruna savaşıyorsan, her şeyini verirsin. İhtiyaç olursa, hayatını bile. Hayatta kalmak için savaştan kaçmak mı, öleceğini bilerek savaşmak mı? Kimilerine göre bu savaşçının tenakuzudur. Hâlbuki gerçek bir savaşçının kafasında böyle bir tenakuz yoktur. Doğumu kadar ölümünü de sıradan bilmiştir. Ölümü kabullendiği an bağlı bulunduğu her şeyden azat olmuş ve o zaman gerçekten yaşamaya başlamıştır. Hiçbir savaşçı boş yere doğmamış, boş yere savaşmamış, boş yere de ölmemiştir.”

“İnsan, insan yaradılışının bozuk olduğu gerçeğini -öyle bozuk ki Tanrı’nın en sevdiği meleğini ona isyan etmeye zorladı- kabul etmeli, anlamalı ve hemen ardından da bağrına basmalıydı. İnsan bozuktur… Sarsılmaz sandığımız, saflığıyla övündüğümüz ilişkileri bozabilmek için, dışarıdan yerleştirilecek en küçük bir şüphe bile yeterlidir. Bu şüphenin yanlışlığının anlaşılmasının önemi yoktur. Önemli olan, şüphenin yerleştirilebilmiş olması ve bu sayede ilişkinin kusursuz olmadığının ortaya çıkmasıdır. Kusurlu yaratıklar, kusursuz ilişki kuramazlar.”