Quotessence
Home / Topics / Yaşam Quotes

Yaşam Quotes

Browse 91 quotes about Yaşam.

Yaşam Quotes

“Çoğumuz bir türlü hayata alışmamak ve onunla anlaşamamak yüzünden rahatı daima bulunduğumuz yerden başka bir yerde ve yaşadığımız zamandan başka bir zamanda bulacağımızı hayal ederiz. Saadet bize hiçbir zaman elimizde gözükmez. Ömrümüz böylece şimdi sürmemiz nasip olmayan ve güya saadete erecek bir başka ömre hazırlanış mahiyetinde geçer. Fakat yazık ki böyle ziyan olan hayatın sonunda bize nasip olacak bir ikinci ömrümüz yoktur!”

“Yürümek bile ne kadar zor, yaşamak ne kadar iğreti bir eylem, gelecek nasıl korkunç ve geçmiş neden üzerimize atlayıp hareket etmemizi zorlaştıran bir karabasan gibi… Kırık bir vazoyum sanki ne bir güzelliğe ne de bir işleve sahibim. Kendime dahi yabancılaşmışım bunca zaman. Neden ve niçinler ile geçen insan yaşamı, kaygı üretip duran zihin ve acı pompalayan kalpler… İşte şehir meydanları, her yer gardı düşmüş ağır yaralı yenik savaşçılarla dolu. Var oluşu sürdürmek en büyük günah ve dünya bu günahın cehennemiymiş meğer… Bu zamana kadar sevdiklerimden kaçtım ve kaçarak onları kaybettim. Artık tekrar aynı hataya düşmemeliyim. Mademki cehennemdeyim ve buradan kurtulmayı diliyorum ama kurtulamıyorum; o zaman içinde bulunduğum cehennemi, dostum Mert ile birlikte, kendi zevklerime göre yeniden inşa etmeliyim…”

“Her gün yeni bir macera gibi başlar ama yaşanan her şey çoğunlukla tekdüzedir ve hemen hepsi hayal kırıklığı ile biter. Bazen gün boyunca yeni insanlar tanırsınız, onlarla ve yarattıkları şeylerle zaman geçirirsiniz, farklı yerlere gidersiniz ve her an bir şeyler olacakmış gibi gelir ama günün sonunda, ta uykunuzun geldiği o istemsiz âna kadar hiçbir şey olmaz. Hayat bir film, kitap ya da tiyatro oyunu değildir çünkü. Çok daha ışıltısız, çok daha plânsız ve çok daha acımasızdır. Ondan yine de keyif alırız çünkü bir şeylerin olacağına dair umudumuz vardır.”

“Yetişkin olmak için içimizdeki çocuğu öldürmek zorundayız. Ama bunu yapmanın yolu, onu ve masumiyetini kirletmek değil. Aksine, izin istemeli ve hazır olduğu zamanı beklemeliyiz. Diğer türlü kirlenmiş ve onu kirlettiğimiz için bize öfkesinden kuduran, bunun bedelini bize ödetmek ve hesap sormak için zincirlerimizi asla bırakmayacak bir çocuğu içimizde taşımak ve onun kölesi olmak zorunda kalırız.”

“Yaşam boyu ölümle ilişkisi olan, ölemediği için yaşamak zorunda kalan insanlardandım ben. Bir asalak gibi yapışıp kalmıştım hayata. Ardımda anımsanmak için bırakacağım hatırı sayılı arkadaşlıklar ya da bir statü yoktu. Ne bir sanat eseri ne de bilim adına bir şeyler yaratabilirdim. Benden, iyi bir baba da olmazdı. Geride bırakabileceğim tek eser, müphem ve her dem merak uyandıracak intiharım olabilirdi.”

“İstediğin an, istediğin yerde canına kıyabilirsin. Bir şeye sinirlendiğinde ya da bir olay yüzünden canın yandığında ve yaşamak istemediğinde aklına şunu getir. “İstediğim zaman canıma kıyabilirim. Çektiğim acıların önemi yok. Tüm can sıkıntılarımdan, yaşamımdan istediğim an kurtulabilirim. Özgürüm!” Hayat çekilmez ise kendine gelecek tarihli bir intihar planı yap. Kendine de ki: “O zamana kadar yine her şey aynı devam ederse canıma kıyarım.” İşte bu erteleme ve sahip olduğun özgürlük ile istediğin zaman acılardan kurtulma hakkı seni tüm sorunlara karşı daha güçlü kılacak ve sorunlar senin için hiçe dönüşecekler. Çünkü panzehir kendi elinde olacak. İntihar edebilme özgürlüğünün verdiği muazzam güç seni yaşatacak.”

“Bir şeylerin sonuna geldiğini hissediyordu. “Şimdi oturduğum yerden kalkıp başka şehirlere gidebilirim. Çok zengin olup dünyayı gezebilirim. Kültürleri tanıyabilir ve çeşit, çeşit insanla tanışabilirim. Hayatımın ilerisi için hedefler koyabilir, amaçlar üretebilir, anlamlar ve değerler yaratabilir ve başarı basamaklarını dörder beşer atlayabilirim…” (...) “Altmış beş yaşıma kadar çalışıp tüm başarıları elde edebilirim. Birilerine anlam yükleyip onları yanımda tutmak için her şeyimi feda edebilirim. Bir köpek sadakatiyle bağlı kalmayı öğrenebilirim. İşimde yükselmek için üstlerime boyun eğebilir, boyun eğdikçe örselenebilirim. Kazandığım paralarla dünyayı gezip farklı kötülükler, kültürlere özgü farklı şeytanlıklar deneyim edebilirim. Paranın farklı biçimleriyle farklı varoluşlar tadabilirim. Coğrafyalara özgü farklı var oluşlar! Bir insanın Türkiye’de yaşadığı var oluş ile Finlandiya’daki var oluş deneyimi aynı olmayacaktır elbette! Fakat… Bir mümin sabrıyla istediğim her şeyi elde ettikten sonra ne olacak? Tüm başarılar, hedefler ve amaçlar gerçekleştirildiğinde, anlamları tükettiğimde, erişilecek yeni bir şey kalmadığında ne olacak? Hiçbir şey… Tıpkı hayatım gibi cümlelerin hepsi anlamsız. Bir insanın nasıl ki yaşamak için suya ve yemeğe ihtiyacı varsa; kendini aldatabileceği yalanlara, anlamlara, tüm hayatını serebileceği zaman kavramına da ihtiyacı pekala var. Bir insanın nefes alması yaşadığı anlamına gelmiyor… Yaratıcı insan! Ahlak yasaları koyan, evrensel yalnızlık korkusu içinde tanrılar var eden, kendi canını her şeyden çok kutsal görebilen ve özgürlüğü için kan dökmeyi helal gören ama hiçbir zaman huzura kavuşamayan insan… İnsan olarak var olmayı ben seçmedim, ama son vermeyi seçebilirim. Kollarımdan alacağım küçük bir güç ile bedenimi öne sürerek birkaç saniye içinde tüm acılarıma, kaygılara, geçmişe ve geleceğe, kısacık bir an ile son verebilirim. Acılarımı acıyla dindirebilir ve zehri panzehir olarak kullanabilirim…”

“Yaşamayı eskitmekten Eskitmek için kullanmak gerektir bir şeyi, herhangi bir şeyi Yaşamayı tüketmekten Bu da öyle, tüketmek için başlamak gerekir Yaşama sanki hiç gelmeyecek, erişmeyecek bir bayram gibi, bir Belki, belki bu yoldan giderek Bir bayram nasıl beklenirse Belki bu yoldan giderek bir şeye varacak Bir bayrama nasıl hazırlık yapılırsa, nasıl, yaşamanın bütün kaygıları, işleri, oruçları bayrama yönelirse, o kaygılar, o işler, o oruçlar nasıl o bayramda gerekliklerinin doğrulanışını bulursa Ama bayram gelirse Burada duruyor. Bayram, gelirse... Ama bütün bir ömür bayram hazırlığıyla geçer de o bayram gelmezse...”

“Amacım, kimseyi geçmişin pişmanlık denizinde boğmak değil; nihayetinde kişinin bakışını geleceğe çevirmesini sağlamak ve şu potansiyel olarak hayat değiştirici soruyu sormaktır: Şu anda hayatında ne yapabilirsin ki bir yıl ya da beş yıl sonra geriye dönüp baktığında, biriken yeni pişmanlıklarınla ilgili benzer bir üzüntü hissetmeyesin? Başka bir deyişle, pişmanlık biriktirmeden yaşamayı başarabilir misin?" Nietzsche’nin düşünce deneyi, yaşamı tam anlamıyla yaşayamamış olma hissinden kaynaklanan ölüm kaygısıyla baş eden insanlar için terapistin elinde güçlü bir araç sunar. Dorothy, bu duruma dair klinik bir örnek sağlar.”

“Herkes senden, durumuna, geldiğin yere, yetiştirilme tarzına, ırkına, ya da diğer değerlerine ve değersizliklerine göre davranmanı ve bunlara uygun biri olmanı bekler. Olma. İnsanları değiştiremezsin. Çünkü her zaman bir bahane bulacaklar ve inan bana, bir noktada kötü olan hep sen olacaksın. Saf salak gibi kötü olma, kendin olmak kötü olmaksa, kötü olmanın hakkını ver de ol bari.”

“Gezdiğim her yerde hep üç tip insan gördüm: Azınlık yönetiyor; birçok kişi birine hizmet ediyor; çoğunluk karanlık işler çeviriyor. Biz ise yönetemiyoruz; pek kurnaz da değiliz, kör de değiliz, boyun eğmek de istemiyoruz; karanlık işlere bulaşmaya da tenezzül etmiyoruz. En iyisi, ne bir parça ekmek bulabilen, ne de dayak yiyen sahipsiz köpekler gibi yaşamak.”

“İnsanları birer nehir olarak düşlemeyi seviyorum. kimi daha kaynağında kuruyor; kimi hiç durmayacakmış gibi aktıkça akıyor; bazısı çavlan olup bir gölcüğe dökülüyor, oradan tekrardan başlıyor akmaya ince ince; kimi başka nehirlere karışıyor, onunla bir oluyor... Ancak hiç bir nehir yok ki, başka bir şeye dönüşmesin: bir denize, bir göle, bir buluta, bir insana. Yolculuğum ne kadar sürecek olursa olsun, bir denize dökülmeyi bekliyorum. Durmam gereken kadar orada durmayı, sonra bir buluta karışmayı, yağmura dönüp düşmeyi, bir çaya dönüşmeyi, sonra da bir nehir olup tekrardan denize dökülmeyi. Döndükçe dönüyor dünya, aktıkça akıyor su...”

“Bir şekilde her birimiz hayatımıza devam ediyoruz, diye düşündüm. Ne kadar büyük ve ciddi bir kayıp yaşasak da, ne denli önemli bir şey elimizden alınmış olsa da ya da sadece üzerimizdeki deri aynı kalıp kendimiz tamamıyla farklı bir insana dönüşmüş olsak da, sessizce yaşamımızı sürdürüyoruz. Bizim için belirlenmiş zamanın sonuna doğru gittikçe yaklaşıyor, ardımızda bıraktığımız zaman dilimi uzaklaşıp kaybolurken ona veda ediyoruz. Gündelik hayatın sonu gelmez işini gücünü tekrar tekrar -bazı durumlarda büyük bir beceriyle- yaparak. Böyle düşününce büyük bir boşluk duygusuna kapıldım.”

“DALGALANMA (RIPPLING) Yıllar süren terapistlik deneyimlerim boyunca, bir kişinin ölüm kaygısını ve hayatın geçiciliğinden duyduğu sıkıntıyı hafifletmek için ortaya çıkan fikirler arasında, dalgalanma fikrini özellikle güçlü buldum. Dalgalanma, her birimizin—çoğu zaman bilinçli bir niyetimiz ya da farkındalığımız olmadan—başkalarını etkileyen ve bu etkinin yıllar hatta nesiller boyunca sürebileceği iç içe halkalar yaratması anlamına gelir. Yani, başkaları üzerindeki etkimiz, tıpkı bir gölete atılan taşın yarattığı halkaların giderek yayılması gibi, diğer insanlara da aktarılır; bu halkalar artık görünmez hale gelse bile nano düzeyde devam eder. Kendi varlığımızdan bir parçayı—bilsek de bilmesek de—geride bırakabileceğimiz fikri, sınırlı ve geçici bir varoluşun kaçınılmaz olarak anlamsızlık doğurduğunu savunanlara güçlü bir yanıt sunar. Dalgalanma, ille de geride bir isim ya da imaj bırakmak anlamına gelmez. … Kişisel kimliği sonsuza dek koruma çabaları her zaman boştur. Geçicilik kalıcıdır. Benim kullandığım anlamda dalgalanma, yaşam deneyiminizden bir şeyi geride bırakmakla ilgilidir: bir özellik; bir bilgelik kırıntısı, bir rehberlik, bir erdem, bir teselli… bunların her biri tanıdık ya da tanımadık kişilere aktarılabilir.”

“Bir birey geçmişine baktığında resimler ve olaylar seçkisi derler.Bu seçmenin yanlı olduğunu,anılar koleksiyonundan yalnızca kişisel üstünlüğünü destekleyen olaylar seçtiğini bulduk. Anılarına egemen olan şey onun üstünlük hedefidir.Aynı biçimde,bir rüyanın oluşumunda yalnizca yaşam biçimimizi güçlendiren ve belli sorunlarla karşılaştığımızda yaşam biçimimizin bizden ne beklediğini ortaya koyan olayları seçeriz.Dolayısıyla bu olaylar seçkisi o andaki güçlülerimizle ilgili olarak yaşam biçiminin anlamını gösterir.Rüyanın oluşumunda,yaşam biçimi kendi yolunu dayatmaktadır.Bu sorunları gerçekçi bir biçimde karşılamak sağduyu gerektirecektir ama yaşam biçimi buna izin vermeyi reddeder.”