Quotessence
Home / Authors / Mithat Terje

Mithat Terje Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Mithat Terje Quotes

“Baharı getirmesi beklenirken Ankara’da her zaman soğuk geçen mart ayı, gerçekte sadece bir misafirdi. Bu şehirde benden başka bu kadar iyi yalan söyleyebilen bir şey varsa o da mart ayıydı. Onunla alıp veremediğim buydu. Zamanında okurken bir şekilde ufkumuzu genişlettiğine şaşırdığım bir yazıda bahsedilen “utangaç bok” gibiydi güneş bu dönemde. Uzun bir bekleyişten sonra çıkacak gibi olur, başını uzatır, ama evdeki misafirlerden biri tuvaletin önünden geçtiğinde ses çıkarırım diye utanıp hemen geri kaçardı.”

“Beklemediğim bir şekilde onun da bana meydan okuyup hislerime karşılık vermesiyle beynimde başlayan fuzuli acılar, kalbimdeki kramplar ve bu kusurlu güzellikteki lahzaya karşı titremelerle sarsılan dudağımı, onun dudaklarına götürdüm ve gözlerimi kapattım. Sıcaklığının tüm bedenime yayılmasını beklerken, içimden bir şeylerin uçup gitmesini bekliyordum. Oysa tahmin ettiğimden daha feci bir şekilde sarsılarak, kanatlarını ciğerlerine saplaya saplaya boğazımdan çıkmaya çalışan beyaz güvercinlerdi beni yerime sabitleyen. Kımıldayamıyordum.”

“Böyle bir toplum, kimseye güç vermez. Güçlü erkek güçlü doğmamıştır, güçlü olma yolunda giderken kendisini yavaşlatan her şeyden feragat etmiştir ve seni büyüleyen budur. Sana bir kadın olarak sahip olduğun hiçbir erdemi terketmemen öğütlendiğinden, seni yavaşlatan şeylerle dolusundur ve bu bahsettiğim erkeği gördüğünde nasıl senin olamadığın kadar görkemli ve güçlü olduğuna, bir tavus kuşuna bakan küçük bir çocuğun gözleriyle bakıyor olacaksın. Onun gibi güçlü olmayı isteyeceksin, olamadığını gördüğünde, eğer öyle güçlü biri seni severse, en az onun kadar güçlü olacağına inanacaksın. Oysa bilmiyorsun: Öyle güçlü bir erkek, kimseyi sevemediği için öyle güçlüdür ve yanıldığını gördüğün an çok feci düşeceksin. O erkeği gördüğünde gözlerini kocaman, kötü cadıdan kaçan bir masal kahramanı gibi aç. Çünkü hayal kırıklığını bir yenisini kurarak, yaralarını ise sararak iyileştirebilirsin ama kalp kırığını göremeyeceksin. Göremediğin şeyden korkacaksın ve korkunun utanca, tükenişe dönüştüğüne şahit olurken büyüyen kırıkla birlikte, sen de en başta ilerliyor olman gereken yoldan geri dönemeyeceğin kadar uzakta olacaksın.”

“Bu toplum sana güzel olduğunu, ve güzel şeylerin sahip olunmayı beklemesi gerektiğini öğretecek. Erkeklere de bir şeylere sahip olamadıkları sürece bir hiç oldukları fikrini enjekte edecekler ve tanrıların yansımasından bir canavar yaratacaklar. Ve farkında bile olmayacaksın, ama güzel beyninin her yerine yayılacak bu düşünce. Bir gün kendini, sana bahsettiğim bu güçlü erkeğin karşısında sallanırken bulduğunda anlayacaksın ne demek istediğimi. Ve bilmeni istiyorum. Güçlü bir erkeğe değil, bir canavara bakıyorsun. İstediğini almadan esip gürlemeyi kesmeyen, merhameti daha çocukken yontulmuş, bir kabuk gibi soyulmuş bir canavara bakıyorsun. Ve hayran olduğun şey bu canavar.”

“Erkeklere hayran olma. Anladın mı? Çünkü senden fazlaları oldukları için değil, aksine, senden bir kadın olarak korumanı beklenen erdemlerden arındıkları ve senden çok çok daha azı oldukları için, kıvılcımlar çıkaran bir meteor gibi düşüyorlar yeryüzüne. Ve çıkan sesin gürültüsüyle onların senden daha güçlü olduğuna inanacaksın. Hayran olacaksın, onlar seni sevsin diye kıvranacaksın ve başaramadığında ya da başaramadığına inandırıldığında sorunun kendinde olduğunu düşüneceksin. Gözlerin öyle kör olacak, gördüğün şeyin kayan bir yıldız olduğunu sanacaksın ama hayır… Düştükleri yeryüzünde masum-zalim ayrımı yapmadan herkese zarar veren bir meteordur erkekler ve senden daha hafif oldukları için yörüngelerinden çıkmışlardır… Senden daha güçlü değiller küçük kız, sadece daha özgürler, çünkü yüksüzler.”

“-Başka ne öğrendin? -Karşındakini tanımayı arzulamanın gerçekten aptalca olduğunu öğrendim. -Neden? Değiştiremezsin ki. Onlar ‘var’. Sadece var. Düşünsene, ilkokulda tahtaya yazılan problemler gibi insanlar. Onları anlamaya çalışmak, istenilen ve verilenleri yazmak gibi ve… Madem çözemeyeceksin, madem soru hatalı, kitabı kapatıp gitmek daha iyi. Elinde tebeşirle beklemenin, yazarken ciğerine kaçan tozlarla bünyende terör estirmenin ne gereği var? Sadece karşındaki insanı yaşa, daha fazlası yok. -Unuttun mu onu? -O sadece bir erkek ve düştüğü yeri yakıyor. Artık biliyorum.”

“Sürekli yanyana yürümek, her yere birlikte gitmek, birlikte yemek, yardımlarını esirgememek… Bunlardan fazlası olduğunu düşünüyorum aşkın. O da bana, aşkın bunlardan fazlası olduğunu söylüyor. Gerçek aşkın bunlardan çok daha fazlasını ihtiva eden, henüz anlaşılamamış, insanın beynine yerleşen ve kalp atışlarını değiştiren bir organizma olduğunu söylüyor. Bir mikrop gibi… İnsanı zayıflatan bir mikrop. Bundan sonra aşkı o şekilde hayal etmeye başlıyorum ben de. Ama o, “mikrop insanın beynine yerleştiğinde iki farklı şey olur” diyor. “Ya aşkın –bundan fazlası- olduğuna inandığımız şeyleri tecrübe ederiz, ya da bunların hiçbirisini tecrübe etmeden, sırf aşkı bulduğunu söyleyen diğer insanlar gibi olabilmek için, onların yaptığı şeyleri taklit etmeye başlarız.”

“Bazıları için aşkın tanımı buydu. Derslerde en arkaya otururlar. Yaz günü 40 derece sıcakta giydikleri blazer ceketleri ve ucuz popülerliğin son moda pop şarkılarını bangırdattıkları, sanayiden 100 Lira’ya temin edilmiş çakma ses sistemleriyle donatılmış, viteslerine bir tespih geçirilmiş arabaları olur. Hocaya sordukları sorularla onu bozmaya çalışır ve kendi esprilerine vahşi bir hayvanın boru gibi sesiyle gülerler. Bütün cümleleri gramer teröründe gazi madalyası alacak kadar bozuktur ve sonlarına mutlaka bir küfür yerleştirirler. Anlaşılamaz ve yersiz bir özgüvene sahiptirler. İşte yüzlerinden bela akan, gittikleri her yerde ezelden oralıymış gibi davranan, at hırsızından dönme bu tip erkekler için her kızla yatmıyor olmak aşkın tanımıydı. Yatabilirlerdi. Ama yatmamayı tercih ederek asaletin pençesinde aşk ıstırabı çekerlerdi.”

“İnsan, insan yaradılışının bozuk olduğu gerçeğini -öyle bozuk ki Tanrı’nın en sevdiği meleğini ona isyan etmeye zorladı- kabul etmeli, anlamalı ve hemen ardından da bağrına basmalıydı. İnsan bozuktur… Sarsılmaz sandığımız, saflığıyla övündüğümüz ilişkileri bozabilmek için, dışarıdan yerleştirilecek en küçük bir şüphe bile yeterlidir. Bu şüphenin yanlışlığının anlaşılmasının önemi yoktur. Önemli olan, şüphenin yerleştirilebilmiş olması ve bu sayede ilişkinin kusursuz olmadığının ortaya çıkmasıdır. Kusurlu yaratıklar, kusursuz ilişki kuramazlar.”

“Yetişkin olmak için içimizdeki çocuğu öldürmek zorundayız. Ama bunu yapmanın yolu, onu ve masumiyetini kirletmek değil. Aksine, izin istemeli ve hazır olduğu zamanı beklemeliyiz. Diğer türlü kirlenmiş ve onu kirlettiğimiz için bize öfkesinden kuduran, bunun bedelini bize ödetmek ve hesap sormak için zincirlerimizi asla bırakmayacak bir çocuğu içimizde taşımak ve onun kölesi olmak zorunda kalırız.”

“Herkes senden, durumuna, geldiğin yere, yetiştirilme tarzına, ırkına, ya da diğer değerlerine ve değersizliklerine göre davranmanı ve bunlara uygun biri olmanı bekler. Olma. İnsanları değiştiremezsin. Çünkü her zaman bir bahane bulacaklar ve inan bana, bir noktada kötü olan hep sen olacaksın. Saf salak gibi kötü olma, kendin olmak kötü olmaksa, kötü olmanın hakkını ver de ol bari.”

“Nabzın yayılıyor korku akan damarlarıma. Heyecana öyle alışıyorum ki yanında, yeryüzünün kalanı sallanmak için rüzgarı bekleyen tekdüze bir başak tarlası. Kokun her yanımı sallıyor ve kalp atışların gereksizlikleriyle gürültüye boğulan bir dünyada saklanınca asla çıkamayacağım keyifli bir saklambaç gibi geliyor. Elektrik bu. Dudaklarına yaklaşıyorum. Bu ateş. Gözlerin loş ışıkta parlıyor. Buz. Nefesin sıcak, öyle har dolu ki ve yaklaştıkça korlanıyor. Kıvılcım bu. İhtiyacım olan her şeyin utanmaz bir temsilisin ve sana sahip olamadıkça kıvranıyorum. İşte boşluk. Düşüyorum. Dudaklarındayım. Üzüm nefesin ve içtiğin şarap gibi çarpılıyorum. Bu bir ilk. Bize adını öğretmedikleri bir his dudakların. Onlar da bilmiyor. Kısa devre bu. Felç oluyorum. Israrla salgıladığım bir yasaksın: Bu, damla adrenalin. Hastalıksın ve iyileşmemek için dua ediyorum. Kanımdasın. Verem bu.”