Quotessence
Home / Authors / Mithat Terje

Mithat Terje Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Mithat Terje Quotes

“Beklemediğim bir şekilde onun da bana meydan okuyup hislerime karşılık vermesiyle beynimde başlayan fuzuli acılar, kalbimdeki kramplar ve bu kusurlu güzellikteki lahzaya karşı titremelerle sarsılan dudağımı, onun dudaklarına götürdüm ve gözlerimi kapattım. Sıcaklığının tüm bedenime yayılmasını beklerken, içimden bir şeylerin uçup gitmesini bekliyordum. Oysa tahmin ettiğimden daha feci bir şekilde sarsılarak, kanatlarını ciğerlerine saplaya saplaya boğazımdan çıkmaya çalışan beyaz güvercinlerdi beni yerime sabitleyen. Kımıldayamıyordum.”

“Bu toplum sana güzel olduğunu, ve güzel şeylerin sahip olunmayı beklemesi gerektiğini öğretecek. Erkeklere de bir şeylere sahip olamadıkları sürece bir hiç oldukları fikrini enjekte edecekler ve tanrıların yansımasından bir canavar yaratacaklar. Ve farkında bile olmayacaksın, ama güzel beyninin her yerine yayılacak bu düşünce. Bir gün kendini, sana bahsettiğim bu güçlü erkeğin karşısında sallanırken bulduğunda anlayacaksın ne demek istediğimi. Ve bilmeni istiyorum. Güçlü bir erkeğe değil, bir canavara bakıyorsun. İstediğini almadan esip gürlemeyi kesmeyen, merhameti daha çocukken yontulmuş, bir kabuk gibi soyulmuş bir canavara bakıyorsun. Ve hayran olduğun şey bu canavar.”

“-Başka ne öğrendin? -Karşındakini tanımayı arzulamanın gerçekten aptalca olduğunu öğrendim. -Neden? Değiştiremezsin ki. Onlar ‘var’. Sadece var. Düşünsene, ilkokulda tahtaya yazılan problemler gibi insanlar. Onları anlamaya çalışmak, istenilen ve verilenleri yazmak gibi ve… Madem çözemeyeceksin, madem soru hatalı, kitabı kapatıp gitmek daha iyi. Elinde tebeşirle beklemenin, yazarken ciğerine kaçan tozlarla bünyende terör estirmenin ne gereği var? Sadece karşındaki insanı yaşa, daha fazlası yok. -Unuttun mu onu? -O sadece bir erkek ve düştüğü yeri yakıyor. Artık biliyorum.”

“Sürekli yanyana yürümek, her yere birlikte gitmek, birlikte yemek, yardımlarını esirgememek… Bunlardan fazlası olduğunu düşünüyorum aşkın. O da bana, aşkın bunlardan fazlası olduğunu söylüyor. Gerçek aşkın bunlardan çok daha fazlasını ihtiva eden, henüz anlaşılamamış, insanın beynine yerleşen ve kalp atışlarını değiştiren bir organizma olduğunu söylüyor. Bir mikrop gibi… İnsanı zayıflatan bir mikrop. Bundan sonra aşkı o şekilde hayal etmeye başlıyorum ben de. Ama o, “mikrop insanın beynine yerleştiğinde iki farklı şey olur” diyor. “Ya aşkın –bundan fazlası- olduğuna inandığımız şeyleri tecrübe ederiz, ya da bunların hiçbirisini tecrübe etmeden, sırf aşkı bulduğunu söyleyen diğer insanlar gibi olabilmek için, onların yaptığı şeyleri taklit etmeye başlarız.”

“Bazıları için aşkın tanımı buydu. Derslerde en arkaya otururlar. Yaz günü 40 derece sıcakta giydikleri blazer ceketleri ve ucuz popülerliğin son moda pop şarkılarını bangırdattıkları, sanayiden 100 Lira’ya temin edilmiş çakma ses sistemleriyle donatılmış, viteslerine bir tespih geçirilmiş arabaları olur. Hocaya sordukları sorularla onu bozmaya çalışır ve kendi esprilerine vahşi bir hayvanın boru gibi sesiyle gülerler. Bütün cümleleri gramer teröründe gazi madalyası alacak kadar bozuktur ve sonlarına mutlaka bir küfür yerleştirirler. Anlaşılamaz ve yersiz bir özgüvene sahiptirler. İşte yüzlerinden bela akan, gittikleri her yerde ezelden oralıymış gibi davranan, at hırsızından dönme bu tip erkekler için her kızla yatmıyor olmak aşkın tanımıydı. Yatabilirlerdi. Ama yatmamayı tercih ederek asaletin pençesinde aşk ıstırabı çekerlerdi.”