Quotessence
Home / Topics / Toplum Quotes

Toplum Quotes

Browse 54 quotes about Toplum.

Toplum Quotes

“Gerçeği bulma konusunda, herkesin kendi benzersiz yolunu takip ettiği bir toplum, herkesin bazı klişeleşmiş yolları takip ettikleri bir toplumdan çok daha iyi bir şansa sahiptir.”

“Kendi toplumuna değil kendi ruhuna uygun elbiseler giymelisin! Yapmayı arzuladığın şey, toplumun senden yapmanı istediği şeyden çok daha önemlidir!”

“Çok sayıda hapishaneleri ve mahkûmları olan bir toplum tamamen başarısız bir toplumdur çünkü suçun yaygın bir şey değil fakat bir istisna olduğu harika bir toplum yaratmakta korkunç bir şekilde başarısız olmuştur!”

“Okumayan bir toplum zavallı bir toplumdan başka bir şey değildir; okumayan bir millet bütün öteki milletlerin bir yüz karası olmaktan başka bir şey olmayacaktır!”

“Korku, günümüzde, bireylerin ve toplumların davranışlarını biçimlendiren, hatta bazen belirleyen temel etmenlerden başlıcası olarak ortaya çıkmaktadır. Çağımız, insanoğlu üzerindeki üstünlüğü sadece geçici olarak şiddet yoluyla yaratılan korkunun değil, daha önemlisi, insanın ruhuna işlenmiş, düşüncelerde, beyinlerde ve yüreklerde egemenlik kuran korku duygusunun yaygın olduğu bir tarihsel dönemdir. Korkuyu başat yapan, yerine göre, şiddet olabilmekte, ama açlık, işsizlik, haksızlık, sömürü gibi sistemsel gerçekler korku tacirlerine daha da geniş olanaklar verebilmektedir. Korku'nun yarattığı ve geliştirdiği toplumsal örgü ise, direnenlere karşı tüm ideolojik araçlarını harekete geçirmekte, birey üzerindeki dışlanma, horlanma, yalnızlık mengeneleri sıkılmaktadır. Çok geniş bir hareket alanı içinde, acımasız terör uygulamasından, meslekte yükseltmemek gibi banal yaptırımlara kadar uzanabilen, egemenlerce, insanına göre korku yaratma yöntemleri kullanılabilmektedir. Ta ki, "gölgesinden korkan'ların dünyası, "korkunun dağları beklediği" ortam, "korkulu rüya görmektense uyanık durma"yı yeğleyenler yaratılabilsin. Unutmamak gerekir ki, haksızlık, adaletsizlik, sömürü ve baskı ancak korku üzerine inşa edilebilmekte, eşitsizlik ancak korkuya dayanarak egemenliğini sürdürebilmektedir. Dünyanın birçok yerinde egemenlerin en büyük güvencesi, eşitsiz toplumsal yapıların belki de tek harcı korku olmaktadır. Bilinçli olarak yaratılan ürküntü, yılgınlık, dehşet ve panik duyguları, yani korkunun çeşitli biçimleri, çağımız insanını tutsak almakta, duygular körleştikçe "yüreksizlik" tek boyutlu insanın ana niteliğine dönüştürülmektedir. Sistemden, sistemin değerler bütününden kaynaklandığı için de korku, aynı zamanda en fazla meşruluk kazanmış, en çok hoşgörüyle karşılanan bir duygu haline getirilmiştir. Tüm insani duygular içinde en tehlikelisi olmasına karşın, en fazla "yüreklendirilen" yüreksizlik olmaktadır.”

“birbirini tanıdığını sandığı için artık iletişim kurmaya gerek duymayan iki taraf olduğu sürece, her ülkede iç savaş çıkarılabilirdi. Burada önemli olan, aynı toplum içindeki farklı grupların birbiriyle bağını koparmaktı ki bu da çocuk oyuncağıydı. Çünkü insan denilen varlık, sadece ebeveynlerine ve o ebeveynlere benzeyenlere güvenebilen aptal bir çocuktu. Hatta bütün hayatı, anasıyla babasından farklı görünen herkesten korkmak ya da nefret etmekle geçiyordu.”

“Keşke imkân olsaydı da (ki insan tabiatı için bu asla mümkün değildir) herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına, hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk. Parantez içinde söyleyeyim, toplumu düzenleyen yasalar, görgü kuralları bu bakımdan iyidir zaten. Derin bir fikir gizlidir bunlarda; ahlaki olduğu iddia edilemeyecek ama, koruyucu, bize rahatlık sağlayan bir fikir. Bu da azımsanmamalı, çünkü ahlak da rahatlıktan başka bir şey değildir, yani rahatımız için icat edilmiştir. …Son olarak şunu söyleyeyim: Kusurlarımı, ahlaksızlığımı, sefihliğimi başıma kakıyorsunuz; oysa bütün suçum başkalarından daha içten olmam, o kadar. Demin de dediğim gibi, başkalarının kendilerinden bile sakladığı gerçekleri ben açıkça ortaya döküyorum.”

“Derinlerdeki mahzenlerde, köklerin yayıldığı mağaralarda ve yüreğin karanlık kuyularında tutkunun hakiki ve tehlikeli canavarları fosforlu pırıltılarını saçarak dolaşırken, gizlice çiftleşir ve en akıl almaz biçimlerde birbirlerini parçalarken yazarların yaşamın sadece ışığın vurduğu üst kıyısını, duyguların açıkça ve kurallara uygun olarak sergilendiği kesimlerini anlatması rahatlıktan mı, korkaklıktan mı yoksa bakış darlığından mı geliyor acaba. Şeytansı dürtülerin kızgın ve tüketici soluğundan, tutuşmuş kanın buharından mı korkuyorlar, çok nazik ellerini insanlığın iltihaplı çıbanıyla kirletmekten mi ürküyorlar, yoksa yumuşak aydınlıklara alışkın gözlerini bu kaygan, tehlikeli, çürümüşlük sızan basamaklara çeviremiyorlar mı? Ne var ki bilen insan için hiçbir haz gizli olanın verdiği kadar güçlü değildir ve açıklanamayacak kadar utanç verici bir acı kadar kutsal olanı yoktur.”

“Herkes senden, durumuna, geldiğin yere, yetiştirilme tarzına, ırkına, ya da diğer değerlerine ve değersizliklerine göre davranmanı ve bunlara uygun biri olmanı bekler. Olma. İnsanları değiştiremezsin. Çünkü her zaman bir bahane bulacaklar ve inan bana, bir noktada kötü olan hep sen olacaksın. Saf salak gibi kötü olma, kendin olmak kötü olmaksa, kötü olmanın hakkını ver de ol bari.”

“Gezdiğim her yerde hep üç tip insan gördüm: Azınlık yönetiyor; birçok kişi birine hizmet ediyor; çoğunluk karanlık işler çeviriyor. Biz ise yönetemiyoruz; pek kurnaz da değiliz, kör de değiliz, boyun eğmek de istemiyoruz; karanlık işlere bulaşmaya da tenezzül etmiyoruz. En iyisi, ne bir parça ekmek bulabilen, ne de dayak yiyen sahipsiz köpekler gibi yaşamak.”

“Aynı kişi olmanı bekliyorlar: Aynı düşman. Aynı sevgili. Aynı çocuk. Aynı yazar. Aynı esnaf. Aynı isyancı. Aynı çizer. Aynı arkadaş. Aynı amatör. Aynı tanıdık. Aynı yabancı... Seni ‘öyle’ tanımış olanlar, seni hep ‘öyle’ görmek istiyor: Halbuki eski düşmanların bile en temel stratejik hatasıdır ‘seni hâlâ o kişi sanmaları’.”

“Toplum. Her nasılsa, az da olsa ne anlama geldiğini anlamaya başlamış gibiydim. İki kişiden birinin haklı bir çekişmede karşısındakine üstün gelmesi yeterli. İnsan asla insana boyun eğmez. Köleler bile köle dibi davranırlar. O yüzden insanın konunun ait olduğu yerde yapılacak bir çekişmeye bel bağlamaktan başka çaresi yok. Vatandaşlık görevlerinden bahsedip dursalar da, tüm çabaların konusu her durumda bireydir; bireyin ihtiyaçları tamamen karşılansa bile, birey yine çıkagelir. Toplumun anlaşmazlığı bireyin anlaşmazlığıdır. Toplum bir okyanus değildir; bireyler okyanustur. Dünya denen okyanus illüzyonuna karşı duyduğum dehşetten azıcık da olsa böyle kurtulmayı başarmıştım.”

“Bazıları insanların kuzu, bazıları da kurt olduğuna inanır. Bunların ikisi de kendi görüşlerini destekleyecek uygun kanıtlar bulabilirler, insanların kuzu olduğunu ileri sürenlerin şunları belirtmeleri yeter: Kendileri için zararlı olsa bile, insanlar onlara söylenenlerden kolaylıkla etkilenirler; yıkımdan başka bir şey getirmeyen savaşlarda önderlerini körü körüne izlerler; belli bir inançla söylenen, kaba kuvvetle de desteklenen her şeye —papazların ve kralların sert tehditlerinden gizli ya da açık dolandırıcıların kandırıcı çağrılarına dek her türlü saçmalığa— inanırlar. Bu durumdaki insanların çoğu, kendilerini kandırmak için korkutucu ya da tatlı bir sesle konuşanların karşısında kendi isteklerinden vazgeçmeye hazır, kolaylıkla etkilenebilen, yarı uyanık çocuklara benzerler. Gerçekten de çoğunluğa karşı direnecek ölçüde güçlü inancı olan kişi kural değil, istisnadır; çağdaşlarının alaya aldığı, ama yıllar sonra hayran olunacak bir istisna.”

“Her sabah savaştığım,karmakarışık saçlarımı düşünüyorum.Yaşamım boyunca,dolaşık saçlarımı fırçalayıp açmak için saatler harcadım ama saçlarımı ne kadar özenle tutamlara ayırmaya çalışsam da hemen dolaşıveriyorlar.Açılması olanaksız bir hale gelinceye kadar birbirlerine giriyorlar.Bazen makası kapıp oracıkta düğümü kesmekten başka elden bir şey gelmiyor.Ama insanlardan oluşan bir düğümü nasıl kesebilirsiniz ki?”

“Tür"ün etkisinde kalan bizler tektipleştirme eğilimi içerisinde oluruz. Her ülkenin belirli bir türe ev sahipliği yaptığı zihnimizde oluşan bir algıdır; aslında türün özellikleri çoğunlukla vücut yapılarıyla ortaya çıkar. Fakat bu, kalıtımsal oluşum ve değişkenlik aralığı bakımından bizim için hiçbir şey ifade etmez. "Tür" gündelik deneyimlerimiz ile şekillenen öznel bir olgudur. Ayrıca şunu unutmamalıyız ki "tür" oldukça soyut bir kavramdır. Kişisel özelliklerin ayırt edici yönleri - toplum içerisinde bu özelliklerin hepsine sahip özgün bir bireyin olduğunu düşünmemize sebep olmasına rağmen- aynı kişide toplu olarak nadiren görülür.”

“Bir ülkenin renkli bir ülke olabilmesi için farklı insanlara sahip olması gerekir! Farklı insanlara sahip olmasının yolu ise farklı düşünen bağımsız zihinli bireylerden oluşan bir topluma sahip olmasından geçer; aksi takdirde son derece renksiz, sıkıcı, tıpkı bir kütük gibi birbirine benzeyen insanların olduğu tekdüze bir güruh görüntüsü ortaya çıkar.”