Quotessence
Home / Topics / Türkçe Quotes

Türkçe Quotes

Browse 63 quotes about Türkçe.

Türkçe Quotes

“1. DÜNYA ŞİİR SAVAŞI Zaten savaşıyorum ben her gece Önce elçisini yolluyor her hece Eğer çekmezsem teslim bayrağını Saldırıya geçiyor şiirin kıtaları Bir kere olmaya gör dizelere esir Her gün ölmek bile etmiyor tesir Düşman sayısı değil ki bir Gökkuşağında bile bir kibir Kelimeleri değil renkleri kullanıyor Bu yüzden çok iyi şiir yazıyor Söyleyin o renk curcunasına Kelimelerle çıksın karşıma Hazırım ben vallaha Birinci dünya şiir savaşına”

“YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN İSTANBUL İstanbul izledi bizi Sana vapurda çay ikram etti Beni iskelede titretti. İstanbul gizledi bizi Seni Galata’dakine, beni de Denizin ortasındaki kuleye hapsetti. İstanbul gezdirdi bizi Martılar adaların selamını iletti Ortaköy’de güneş sessizce eğildi. İstanbul incitti bizi Biran cehennem buz kesti Evsizlerin ateşi onu da eritti. İstanbul sevdi bizi Sade kahve kadar yalnız bu şehir Şiir misali, bize aşkı ezberletti. İstanbul özledi bizi Tüm sahipsiz âşıklar burada Kendilerini evde hissetti.”

“YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN SAN DİEGO Sabah kahvesinden sonra çalışmaya Akşamları ise sarhoş olup uyumaya Kurgulansa da tüm Amerika Durum farklıdır San Diego’da Bir güneş düşer adam başına burada. Niye seviyorum bu şehri Biliyor musun? Hep güneşli ama ondan değil. Az biraz hava kapansa Herkes şair burada.”

“ŞİİR ALFABESİ TÜMÜ - 1/3 Aşk Şiir alfabesinin ilk harfi olan AŞK yani A, her zaman büyük harfle yazılır. Küçük harfle yazılan aşk, anlamını yitirerek anlık şehvete kapılmak anlamına dönüşür. Ben Alfabenin ikinci harfi olan B kendinden önce gelen her harfle birleşir ama sonra gelenle hep ayrı yazılır. A harfiyle bir araya gelirse çoğul anlam kazanıp, İ harfiyle anlamdaş olur. Cefa C, A harfinin U harfiyle birlikte kullanıldığı durumlarda anlamı pekiştirmek için kullanılır. İ harfiyle bir arada kullanılırsa sonuna mutlaka Ü harfi eklenir. Çare Kelimede Ö harfi varsa, Ç harfi mutlaka bulunur. Dert En çok kullanılan harftir. Kendinden sonra Ç harfi gelirse yumuşar ve anlamını yitirir. Emek Aşk harfinin kullanıldığı her koşulda gereklidir. Önüne geldiği her harfin anlamını güçlendirir. Fikir A harfi ile başlayan kelimelerde, F harfi okunmaz, ses düşmesi olur. A harfi içeren kelimeler hariç her kelimede mutlaka bulunur. Gül Kelimede kullanıldığı yere göre diğer harflere değişik anlamlar kazandırır. N harfinden sonra gelirse, N harfini yumuşatır ve S harfinin vurgusunu arttırır. Ğina Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine denir. Sadece Ş harfiyle anlam kazanır. Yakın zamana kadar kullanılması yasaktı.”

“Tarihin cömert davrandığı şehirler bende kalıcı izler bırakır. Onlara bakarken geçmişe döner, geçtiğim yollarda yaşanan gizemli hikâyeleri düşünürüm. Masallarda anlatılan sokaklarda dolaşırken bulunduğum zamanı terk ederim. Bazen zindana hapsedilen bir prensesin sesini duyar, bazen de beyaz atı, demir zırhı, uzun kılıcıyla uzakta beliren şövalyenin nereye gittiğini merak ederim. Bern’i izlerken yaptığım gibi, zaman yolculuğuna çıkar, tarihin unutulan yüzleriyle birlikte, efsane olmuş isimlerini hatırlarım.”

“TÜMBAHAR Köşede çarpışsa tümbaharlar İlkbahar sıcak bir merhaba dese Sonbaharın içi farklı ürperse İlkbahar ona gülümsedi diye Bu sonbahar çekip gitmeye. Tanırım ben bu mahcup sonbaharı Mahallenin yalnız ve gizemli adamı Tombul komşular der ki Az ağaç yaprak dökmedi Görünce bu gözü yaşlı sonbaharı. Umarım bu kez böyle olmaz Çekilir aralarından o uzun yaz.”

“ŞİİR ALFABESİ TÜMÜ - 2/3 Hasret A ile başlayan kelime eğer İ harfi ile devam etmezse, cümledeki tüm Ö harflerinin önüne ve arkasına H harfi eklenir. Izdırap A ve U harfleriyle aynı kelimede yer alırsa, sertleşerek kelimenin anlamını güçlendirir. İkimiz Kelimede S harfiyle birlikte kullanılırsa vurguyu M harfine kaydırır. T ve O harflerinin ikisinin birden karşıt anlamlısıdır. Jest Geçmişte çok kullanılan, şu an sadece Y harfinin anlamını güçlendirmek için kullanılan harftir. Kalp A harfinin eski dildeki hali. Laf Kelimede kullanıldığı yere göre anlam kazanır. Az kullanılması makbuldür, çok kullanılırsa I harfiyle aynı manaya gelir. Mutluluk S ve İ harfleriyle aynı kelimede kullanılırsa vurguyu İ harfine kaydırır. Naz Bir kelimede birden çok kez kullanılırsa o kelimede A harfi kullanılamaz. O İ harfinin olumsuz halidir, mutlaka U harfiyle birlikte kullanılır. Ömür S harfiyle birlikte kullanılırsa uzun okunur, I harfiyle birlikte bir kelimede yer alırsa sessizleşir. Papatya Yer aldığı kelimede tüm ünlüleri yumuşatır.”

“ŞİİR ALFABESİ TÜMÜ - 3/3 Renk İçinde iki ve daha fazla R harfi bulunan kelimeler, şiirde cümlenin anlamını güçlendirir. Sevgi Kök harftir. Kelime iki kök harfli ise sonuna A harfi eklenir. Şair Ağır harf işçisidir, diğer harfleri birleştirmek için kullanılır. Tek Bir başına hiçbir anlamı yoktur, harflerin başına gelerek anlamı olumsuzlaştırır. Unutmak En çok ve sık kullanılan harftir, A harfi ile birlikte kullanılması için mutlaka Z harfine ihtiyaç vardır. Ümit Bir kelimede Ö harfi varsa mutlaka Ü harfi de vardır, anlamı pekiştirir. Vefa En az kullanılan harftir, alfabeden çıkarılması söz konusudur. Yar Kelimede T ve İ harflerini birleştirmek için kullanılır. Zaman Kelimede bulunduğu yere göre vurguyu kendinden sonra gelen harfe kaydırır.”

“ALEV HIRSIZI Bugün şöminede güneş yaktım. Sonradan farkına vardım. Uzun hikâye. Önce bir tohum aldım. Toprağa umutla attım. Bir müddet karanlıkta kaldı. Sonra aniden ortaya çıktı. Ben suladım, o büyüdü, Derken ortaya bir yaprak çıktı. Yaprak güneşe uzunca baktı. Tüm gücünü ondan aldı. Artık nasıl yaptıysa yaptı, Yaprak gövdesini güneşten yarattı. Zannımca güneşi kendine ruh yaptı. Zamanı geçen haftaydı. Dalları itinayla budandı. Sonrası çok kolaydı. Attım şömineye bir dalı, Kibrit ona özünü hatırlattı. Güneşten topladığı alevi Sadece serbest bıraktı.”

“YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN ANKARA Başşehir sarhoş adam gibidir Selam verirsen eğer Kibarca önünü ilikler Az biraz samimileş Sarılıp seni öper. İlk kez gören ciddiyetine aldanır İstediğin kadar deniz yok diye bağır Ayrılırken aklında yaramaz bir çocuk kalır Rakıdan önce Seymenler tereyağı yutar Gene de tüm şehir 11 olmadan yatar Sevmeyeni bile saygı duyar Anıtkabirde ağlayan askeri var Eğer gerekirse vallahi yapar Ankara, pardon Angara Dikmenden tüm dünyaya yine kafa tutar”

“Birbirleri için en ağza alınmaz yazılar yazdıkları, kalplerini en tamir edilmez yerinden, sanatkâr gururlarından kırdıkları oluyordu. Okuyanlar: “Bunlar artık imkânı yok yüz yüze gelemezler" kararına henüz varmadan, hangisi erken sarhoş olursa hemen ötekine koşuyor, boynuna sarılarak af diliyordu. Kâmil Bey bu cins yazarları, huysuz, şımarık, hastalıklı çocuklara benzetti. İlk zamanlar, bunların arasında, kendisini ruhça ve bedence sıhhatli bulduğu için bir acayip utanma duydu”

“Var olduğundan beri, her zaman ve her yerde "fikrinin peşine düşmek" insanın en değişmez uğraşlarından biri olmuştur. Bu alıştırma insana bir tatmin sağlar, bir yarar bulur onda; bu arayışın nereye götüreceğini sormaz kendine. Şu bir vaıkadır: Fantastik görünümlü fikirlerin; gerçek dünyanın uzun süre gizli kalmış hangi düzeyinin yansıması olduğunun keşfedilmesi yüzyıllar, hatta binyıllar alsa bile zihne ait güçlerin olanaklarının araştırılması daima bir yere varır - bilimsel düşüncenin, özellikle de matematiğin tarihi bunu ispatlar.”

“Dil birliği oluşturulmasına fırsat tanınan bir grup için genellikle hissedilen şey, küçük yapay siyasî engellerin alaşağı edilmesine yönelik bir sempati duygusudur. (...) Fakat bu engeller aşıldığında ve gerçeklik ile hiçbir şekilde örtüşmeyen farazî ırklar ya da sözde millî birimler inşa edildiğinde, büyük çaba gösterdiğimiz özgür aklın gelişimi, tutkuyla arzulanan iktidarın elde edilmesi için bir mazerete dönüşür. Örneğin Pan-Latin Birliği'ni kurma hayali, Germen dillerini konuşan tüm grupları bir araya getirmeyi arzulayan Pan-Germenizm akımı, Pan-Slavizm ajitasyonu, Pan-Amerikan düşüncesi -bunların tümü iktidar arzusunu beslemektedir. Filolojik araştırmalara göre, farazî bir ortak kültür ve ırksal kökenin dil temelli bir ilişkiye dayandığı varsayılır ama bunun çağdaş kültürle bir alâkası yoktur. Bu tür durumların tamamında milliyetçi düşünce hedefinden sapmış, emperyalist arzu baskın gelmiştir.”

“Kuyumculuk ve mücevheratçılık, insanların muhayyilesinin kendini özgür zannettiği sanatlardır küşkusuz. Ama en ipe sapa gelmez fanteziler bile, dünyanın bir parçası olan ve dünyayı dışarıdan tanımadan önce, salt yaratıcılık ürünü eserler verdiğini zannederek dünya gerçekliklerinin birkaçını kendi içinde seyre dalan insan zihninin ürünüdür. z”

“Binyıllar üzerinden bakıldığında, insanî tutkular birbirine karışır. Zaman insanların duyduğu aşk ve nefretlerden, bağlanmalardan, mücadelelerden ve arzulardan bir şey de eksiltmez, onlara bir şey de katmaz: Geçmişi ile bugünü hep aynıdır. Tarihin on ya da yirmi asrını rastgele aradan çıkarsak, insan doğası hakkındaki bilgimizde elle tutulur bir eksilme olmazdı. Yeri doldurulamayacak tek kayıp, o asırların dünyaya getirmiş olduğu sanat eserlerinin kaybı olurdu. Zira insanlar eserleriyle birbirlerinden farklılaşır, hatta var olur.”

“Yamyamlık gıda amaçlı olabilir (kıtlık döneminde ya da insan etini makbul bulmaktan ötürü); siyasî olabilir (suçluların cezalandırılması ya da düşmanlardan öç almak için); büyü amaçlı olabilir (dinsel bir tapınmaya, ölüler ya da olgunlaşma bayramına bağlı, ya da tarımda bereketi temin etmek için). Ve nihayet, kadim tıbbın ve zannedildiği kadar uzak olmayan bir geçmişte bizzat Avurpa'daki tıbbın pek çok reçetesinin de belgelediği gibi, şifa amaçlı olabilir. Sözünü ettiğim hipofiz zerki ve beyin maddelerinin nakli ve günümüzde yaygın bir uygulama hâline gelmiş olan organ nakillerinin bu son kategoriye girdiğine şüphe yok.”

“Atalarımızın ideallerine körü körüne bağlılık göstermeyi reddettiğimiz takdirde, geçmişin bir kenara atılabileceğine ve salt yeni bir entelektüel temel yaratılabileceğine ya da bunun bizim için arzu edilir bir şey olacağına inanmıyorum. (...) Bizim neslimiz ne yaparsa yapsın, belirli bir zaman içerisinde eski düşüncelere dönecektir; bu düşünceler haleflerimizin zihnindeki zincirlere eklenecektir; gelecek yeni neslin bizim yaptığımız kösteklerden kurtulması için ayrı bir çaba göstermesi gerekecektir. Bu süreci kabul etmemiz hâlinde vazifemizin yalnızca geleneksel önyargılarımızdan kurtulmak değil, aynı zamanda geçmişteki doğru ve kullanışlı görülen şeyleri araştırmak olduğunu anlarız.”

“İnsanlar bireysel ontolojileri boyunca çeşitli beceriler, duygular, güdülenmeler, değerler ve tutumlar geliştirirler (kimi biyolojik olarak miras kalmıştır, kimi kültüreldir, kimi de bireysel olarak inşaa edilmiştir) ve bunlar ahlakî kararları üzerinde önemli etkilere sahiptir. Ama yine de bireylerin ne zaman nasıl hareket edeceğini ne biyolojileri ne de kültürleri belirler; aslında pek çok karmaşık durumda biyolojinin ya da kültürün önceden görmüş olabileceği optimal bir çözüm de bulunmaz. Hayır, insan birey için -biyolojik ve kültürel açıdan ister donanımlı ister donanımsız olsun- kendi ahlakî kararlarını vermekten başka seçenek yoktur; iyisiyle kötüsüyle.”

“İnsanlar İngilizce veya Çince ya da Apaçi dilinde düşünmez; bir düşünce dilinde düşünür. (...) Bir dili olmayanın bile zihincesi vardır, büyük ihtimalle bebeklerin ve çok sayıda hayvanın da basit dilleri vardır. Eğer bebeklerin kendi dillerinden ya da dillerine çevirecekleri bir zihinceleri olmasaydı, bir dil öğrenme gerçekleşmez hatta bir dil öğrenme bir şey ifade etmezdi.”

“Tür"ün etkisinde kalan bizler tektipleştirme eğilimi içerisinde oluruz. Her ülkenin belirli bir türe ev sahipliği yaptığı zihnimizde oluşan bir algıdır; aslında türün özellikleri çoğunlukla vücut yapılarıyla ortaya çıkar. Fakat bu, kalıtımsal oluşum ve değişkenlik aralığı bakımından bizim için hiçbir şey ifade etmez. "Tür" gündelik deneyimlerimiz ile şekillenen öznel bir olgudur. Ayrıca şunu unutmamalıyız ki "tür" oldukça soyut bir kavramdır. Kişisel özelliklerin ayırt edici yönleri - toplum içerisinde bu özelliklerin hepsine sahip özgün bir bireyin olduğunu düşünmemize sebep olmasına rağmen- aynı kişide toplu olarak nadiren görülür.”

“İkinci şahıs sorumluluk ve ikinci şahıs suçluluk, insan türünün ilk toplumsal açıdan normatif tutumlarıydı ve muhtemelen güceniklik içeren ikinci şahıs itiraz sürecinin bir tür içselleştirilmesinden türedi. Ortak bağlılık vasıtasıyla oluşturduğu "biz"in temsilcisi olarak birey, başkalarına hak ettikleri gibi davranmadığı için kendine itiraz etti.”

“Hayvan yetiştiricilerinin deneyimleri bize göstermekte ki, çoğunlukla saf ırklar çiftleştirilse dahi, genellikle kendi aralarında önemli bir oranda farklılık olmaya devam etmektedir. Ama bu tür büyük değişimlerin saf insan ırkında nasıl geliştiğini ortaya koyabilecek delillerimiz bulunmamaktadır ve gelecekte de tatmin edici kanıtların öne sürülmesi muhtemel değildir, çünkü saf ırk diye bir şey yoktur.”

“Öjenistler, üreme meselesine akılcı bir bakış açısıyla yaklaşırlar ve konuyu buna göre ele alırlar. Varsaydıkları şey şudur: İnsanın ideal gelişimi, insan yaşantısının tamamen akılcılaşmasıyla mümkündür. (...) Dolayısıyla gündelik alışkanlıklarımız ile birlikte dinî ve siyasî yaşantının, sürekli olarak, bize gösterdiği şey şudur: Eylemlerimiz, duygusal tercihlerimizin bir neticesidir; bunlar, sahip olduğumuz akla uygun bilgi üzerinde etkilidir ve akıl tarafından belirlenemezler; yani yaptığımız eylemler, akıl tarafından meşrulaştırılamaz, onun yerine, bu eylemler akıl vasıtasıyla dikte edilir. Bu yüzden insanî tutkuların akılcı olarak kontrol edilmesi pek mümkün değildir. Fazla önem arz etmeyen bir durum geçiştirilerek sıradanlaşsa bile meselenin yayılarak iç dünyamızda derin bir etki yaratmasına sebep olabilir.”