Quotessence
Home / Topics / Atatürk Quotes

Atatürk Quotes

Browse 66 quotes about Atatürk.

Atatürk Quotes

“I don't have any allegiance to any single flag, but still I cannot disrespect them either with words or with action, you know why, because a flag represents a people, therefore disrespecting a flag means disrespecting a people. Let me tell you a story. Once upon a time there was a great leader in one of the countries of planet earth. The military of a neighboring country had taken over a region there, but accompanied by his brave soldiers the great leader liberated that part of his country from oppression. In celebration when the people of his country laid down the flag of the oppressor for their leader to walk on, he refused - he refused to insult even the flag of an invading country, for such is the character of a true leader. Leaders don't insult others to feel superior - they simply live as an epitome of courage, conscience and humility, and others can't help but follow on their own.”

“Biz Çanakkale'ye gittiğimiz zaman, henüz Anafartalar muharebeleri olmamıştı. Mustafa Kemal yarbaydı. Fakat, ilk kahramanlığını göstermiş, Seddülbahir'in şimalinde ve Anafartalar'ın cenubunda İngilizlere ilk zapartayı atmış ve onları Arıburnu'nda dar bir yere mıhlamıştı. Arıburnu kumandanı Yanyalı Vehip Paşa'nın ağabeyi Esat Paşa idi. Arıburnu'na geldik. Orayı gezerken birdenbire İngilizlerin bir yaylım ateşi, yâni bombardımanı ve aynı zamanda kulağımıza bir de mızıka sesi geldi. Esat Paşa'ya sordum: -Paşam bu ne? Mızıka başladı, İngilizlerde de yaylım ateş? Cevap verdi: -Dikkat edin, bütün mermiler, şu üst tarafımızdaki Cesaret Tepesi'ne müteveccihtir. Her gün öğle zamanı oldu mu, oranın Fırka Kumandanı Mustafa Kemal, askerine bando ile yemek yedirir ve İngilizlerin, kıyıya dar bir yere mıhladığı için, mızıka sesini duyan gemileri, Mustafa Kemal'e ateşle cevap verirler. Yemek bitince bando kesilir, İngilizler de, sırf hiddetlerinden açtıkları ateşe nihayet verirler.”

“The greatest hero for a country is the person who gave a progressive vision, a peaceful soul, a modern mind and an unshakable belief in science to his nation. And for the Turks, this honorable name is Atatürk, an immortal revolutionist!”

“Bir ülke için en büyük kahraman, milletine ilerici bir vizyon, barışçıl bir ruh, modern bir zihin ve bilime sarsılmaz bir inanç veren kişidir. Ve Türkler için bu şerefli isim Mustafa Kemal Atatürk’tür, ölümsüz bir devrimci!”

“Türkiye’nin arzulanan modernleşmesi ve rasyonelleşmesi Atatürk’ün Modern Türkleri iktidara gelinceye kadar asla gerçekleşmeyecektir çünkü yalnızca modern ve rasyonel zihinler modern ve rasyonel bir ülke yaratabilir!”

“...Naakal öğretisine göre Tanrı, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurulmuştur....Naakal inancının bir diğer temel dayanağı, tanrısal nurdan çıkmış olan dört temel gücün kainatı kaostan düzene geçirmiş oldukları teorisiydi. ... Bu dört temel güç,"dört büyük inşaatçı, mimar, geometri üstadı olarak adlandırılır. Bu dört temel elaman ateş, yel, su ve topraktır. Naakallar bu dört temel gücü gamalı haç ile sembolize etmişlerdir. Sayfa:67”

“15 Mayıs 1919'da İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan savaş gemilerinin koruması altında İzmir Kordonu çıkan Yunan ordusu, yerli Rumların sevinç gösterileriyle, karşılanmıştır. Karşılama heyetinin başında İzmir Metropoliti Chrysostomos vardır. Chrysostomos, elindeki haçı havaya kaldırarak işgalci Yunan ordusunu takdis etmiş ve onları Türkler aleyhine kışkırtan bir konuşma yapmıştır. Bu sırada öfkelenen gazeteci Hasan Tahsin (Osman Recep Nevres) ilk kurşunu sıkarak, Yunan Efzun alayının bayrak taşıyan iri yarı erini yere indirmiştir. Hasan Tahsin, Yunan askerleri tarafından orada parçalanmış; ama onun bu cesurca hareketi İzmirlileri direnişe geçirmiştir. Sayfa: 175”

“Evet "Anadolu direnişi", ilk olarak toprağı işgal edilen, hanımına, kızına tecavüz edilen Türk halkı tarafından başlatılmıştır. Ancak bu direnişin topyekûn bir bağımsızlık hareketi haline gelmesi, yani "Kurtuluş Savaşı" niteliğine bürünmesini sağlayan bizzat Mustafa Kemal Atatürk'tür. Üstelik, Prof. Yalçın Küçük'ün iddia ettiği gibi Atatürk sonradan bu mücadeleye katılmamış, Atatürk yola, "direniş fiktini" savunan ilk Kuvayi Milliyecilerden biri olarak çıkmıştır. Sayfa : 36”

“Mustafa Kemal yüksekçe bir yere yürüdü. Durdu.. Askerlerine baktı. Soluk şafak ışığında binlerce çelik süngü ve demir yüz parlıyordu. Subaylar ve askerler de alacakaranlık içinde hayal gibi görünen komutana bakıyorlardı. Mustafa Kemal kırbacını havaya kaldırdı, bir süre öyle tuttu, bütün birlikler görmüş olmalıydı, hızla indirdi. Subaylar yüreklerini yerinden koparırcasına haykırdılar: 'Haydiiii! Askerlik tarihinde bir daha eşine rastlanmayacak olan büyük süngü hücumu başladı. Binlerce subay ve asker, tek bir beden gibi hızla ileri atıldı. Lav gibi aktı. Yer gök subayların ve Mehmetçiklerin savaş çığlıkları ile sarsılmaktaydı: 'Allah Allah Allah Allah Allah...”

“Atatürk Bizden Biridir Ne var ki, 10 yıl süren bir savaş sonucunda Anadolu yıkıntıya dönmüş, halkı ve doğal kaynakları sömürülmüş, insanları cahil bıraktırılmıştı. Elbette, bitkin ve yorgun bir ülkede savaşı kazanmış olmak yetmeyecekti, ülkeyi kalkındırmak ve ilerletmek gerekiyordu. Bu, düşmanı savaş alanlarında yenmekten de önemliydi. Üstelik yatırım yapacak para yokken, Osmanlı’nın borçları da ödeniyordu. Bu da yetmezmiş gibi, dünya ekonomik bunalımı çıkageldi. Bunalım, bir şeyler üreterek satmaya çabalayanları da yiyip bitirecekti. İşte bu koşullar altında kıvranan halkının sıkıntılarını doğrudan ondan dinlemek için, Gazi yurt gezisine çıktı. Yol boyunca dura dura, halkı dinleye dinleye 6 Mart 1930 günü Isparta üzerinden Antalya’ya ulaştı. Gazi, kaldığı evin bir odasına Hasan Rıza Soyak’la birlikte çekilerek, kapıyı kapatır ve bir koltuğa yığılır. Çok yorgun ve sinirlidir. Elleri titreyerek sigarasını yakar ve şöyle konuşur: -“Bunalıyorum çocuk, büyük bir acı içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde devamlı dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin hakiki durumu bu işte. Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden aymaz, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın... Büyük yeteneklere sahip olan zavallı halkımız ise, kendisine kutsal inanç şeklinde telkin edilen bir sürü temelsiz görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış... Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın aklında kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığıdır. İşte bu zihniyetle; herkes, her şeyi Allah’tan bekleyiş ve rahatlık içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; ama nihayetinde ben de bir insanım be birader, sihirli bir gücüm yok ki... Yeri geldikçe, her yerde tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, gönlü tok ve uzmanlık sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesidir. Bu itibarla evvelâ kafaları ve vicdanları yıpranmış, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerin uzmanı, idealist ve enerjik insanlardan kurulu, düzenli, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü doğal yetenek ve kaynaklarımızı harekete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacaktır. İleri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır. Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, insan gücünü üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?” Gazi, sözlerinin burasında duracaktı, gözleri dolmuştu, elleri titriyordu. Hasan Rıza’ya: -“Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel...” diyecekti. Hasan Rıza anlamıştı Gazi’nin gözlerinden yaşlar boşandığını kendisinin görmesini istemediğini. O da, kahve söylemek bahanesiyle dışarı çıktığında oyalanacak, hemen dönmeyecekti odaya. Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Anılar, İstanbul 1973, s. 405–406.”

“Atatürk üstelik o zamanki uluslararası camianın psikolojisini de iyi tartmıştır. Kendi kendini rezilane bir şekilde esarete veren bir ulusun kahramanca savaştıktan sonra esir düşen bir ulus kadar saygı göremeyeceği kanaatine sahipti. Zaman, Cengiz ve Timur'a karşı savaşmadan teslim olanların kayırıldığı, direnenlerin ise kılıçtan geçirildiği zaman değildir. Ulusalcılık, ulusal onur gibi kavramlar Avrupa'da hızlı bir yükseliştedir. 'Üstün' ve 'alçak' ırklardan bahsedilmektedir. Atatürk, Türk ulusunun 'alçak' addedilenler safında esir düşmesinin yüksek addedilecek bir toplumun esaretinden çok daha vahim neticeler vereceği kanaatindeydi.”

“20. yüzyılın bütün liderleri iflas eden portreler haline dönüşmektedir. Bunların fonksiyonları kalmamış, tarihi portreler haline dönüşmüşlerdir. Fonksiyonları kalkmayan, halen bir sosyal protestonun, bir adalet talebinin sembolü olarak yaşayanların içinde romantik bir portre, devleti yönetmeyen ihtilalci Che Guevara ve bir devlet adamı vardır ki o da Mustafa Kemal'dir (Atatürk).”

“Atatürk, CHP’yi kastederek: “Paşam, bu partinin doktrini yok,” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “Elbette yok çocuğum , eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz, demiştir. Mustafa Kemal, modern fen bilimlerinin genel bilim anlayışına ve felsefesine büyük ölçüde yirminci yüzyılda açık olarak soktuğu varsayım üretme-varsayımı gözlemle sınama-sınav ışığında eski varsayımı yanlışlayarak terk etme ve varsayım üretme-yeni varsayımı gözlemle sınama- ilh. Yöntemini hem kuramsal düşüncesiyle, hem de bizzat icraatıyla sosyal bilimlere taşımıştı. Bu yüzden, modern fen bilim öncesi “son gerçeğin” bulunabileceği ve bulunduğunun farkına varılabileceğini zanneden tüm dogmatik görüşlere –ki bunlara her türlü dinsel inançla birlikte Marksizm ve nasyonal sosyalizm gibi yirminci yüzyılda çok etkili olmuş, hatta denilebilir ki bu yüzyıla damgasını vurmuş, doktrinler de dahildir- sırtını çevirmişti.O’nun görüşünün adını burada koymak istiyorum. Atatürk’ün bilim- hatta yaşam- felsefesi, A.Einstein’dan Jacques Monod’ya kadar uzanan yüzyılımızın bir sıra büyük fen bilimcisinin kendilerine yakıştırdıkları ve bütün zamanların en büyük bilim felsefecisi diye bilinen Sir Karl Popper tanımladığı şekilde eleştirel akılcılıktı. Popper’e göre bilim, kuramsal ifadeleri, gözlem raporlarını oluşturan ifadelerle yanlışlanabilecek bir düşünce sistemidir. Bir diğer deyişle, bilim, kainat hakkındaki iddaları, yapılabilecek gözlemlerle çelişebilecek türde olan düşünce faaliyetlerini kapsayan iştir. En basit değişiyle “İfadeleri gözlem gözlemle dayanılarak çürütebilen tüm uğraşlar”

“Mustafa Kemal Atatürk died at 9:05 on November 10, 1938, 83 years ago. His greatest achievement is the modern Turks he created! And who are modern Turks? They are those who put science before their beliefs, who want nothing but peace on Earth and who are always ready to contribute the evolutionary progression of humanity!”

“YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN ANKARA Başşehir sarhoş adam gibidir Selam verirsen eğer Kibarca önünü ilikler Az biraz samimileş Sarılıp seni öper. İlk kez gören ciddiyetine aldanır İstediğin kadar deniz yok diye bağır Ayrılırken aklında yaramaz bir çocuk kalır Rakıdan önce Seymenler tereyağı yutar Gene de tüm şehir 11 olmadan yatar Sevmeyeni bile saygı duyar Anıtkabirde ağlayan askeri var Eğer gerekirse vallahi yapar Ankara, pardon Angara Dikmenden tüm dünyaya yine kafa tutar”

“İki taraf da kritik dakikalar geçirir. İngilizler, belki yorgunluktan, belki de ayak bastıkları toprağı ve bu toprağın sakladığı sırları bilememekten yürüyüşlerine devam etmezler. Arkadan 57. alay yetişir. Karaya çıkan düşman 8 taburdan fazladır. Mustafa Kemal'in elinde bu kadar kuvvet yoktur. Fakat derhal süngü taktırır. Bir dakika sonra da taarruz emrini vermiş ve taarruz başlamıştır(sabah saat 10). Kendisi Conkbayırı'ndan harekatı idare eder. Sağ sol birliklerle irtibatlar kurmaya çalışır. Taarruz ilerlemektedir. Bu harekatı anlatırken onun sözleri şunlardır; ''Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.'' Ya öldürmek ya ölmek! Zaten bu verilmiş bir emirdir. Yerine getirilen bir emirdir. çünkü askerini bu taarruza kaldırırken etrafına topladığı alay subaylarına verdiği emirler şudur; ''Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum... Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir...'' Evet, içinde bulundukları an, kritik bir andı. öldürmek ve ölmek lazımdı. Kumanda yerindeydi. Kumandan, işte böyle bir anda bu emri verebilen insandır. Bu emri alanlar, öldürmeyi ve ölmeyi bilen insanlardı. Netice şu oldu. düşmana saldırıldı. Boğuşuldu. düşman dayanamadı. Geri çekildi. sahile kadar gerileyerek oralarda tutunabildi. Arıburnu cephesi işte böyle açıldı. Ya 57. alay? 57. alay bir başka türlü alaydı. 57. alaydan bu gök kubbede baki kalan bir hoş sadadır. Çünkü Çanakkale Harbi'nde 57. alay tamamen şehit oldu.”

“İstanbul'da hayat denilebilecek ne varsa Hıristiyanlarda ve yabancılardadır. Kapitülasyonlar, yabancılar tarafından baskılar ve gündelik müdahaleler Türk ve Müslüman halkın az çok aydınca. larını iyileşmez bir aşağılık duygusu altında ezmektedir. İç idare üzerine evlere hiçbir iyi haber gelmez. Bir paşalar ve konaklar sınıfı dışında, memurların maaşları pek azdır ve yılda birkaç ay çıkmaz. Hırsızlık, haksızlık, her türlü idare kötülükleri adeta gözle görülür. Saray, can havli ile şeriatçılığa sarılmıştır. Medrese takımı, halka bu kara kaderin tek sebebi şeriatten ayrılmak olduğunu telkin eder. Halk cesaretini kaybetmemiştir. Biz yine "yedi düvele" karşı koya-rız, ama padişahımızı kandıran dinsizler ve uğursuzlar olmasa, der-ler. Hamiyetli orta aydınlar, halk inanışı ile tatlı su Türk'ü dediği-miz, milletlerinden ve vatanlarından da tiksinen alafranga takımın inançsızlığı arasında şaşkın bir ruh hali içindedirler. Halk, Mehdi bekler. Orta sınıf yari umutsuzluk içinde bir başka mucize bekler.Üst takım hiçbir şey beklemez.Saray ve vezirler idaresi bir "idare-i maslahat"tan ibaret.Günü gününe iş görmez.Günlük çarelerle zorlukları atlatır.”

“Osmanlı Türkiye Müslüman olabilir, ama Atatürk'ün Türkiye Müslüman bi' millet değil, Atatürk'ün Türkiye laik bi' ülkedir - Atatürk'ün Türkiye'de her fikrin, her inancın, her kültürün bir evi vardir - bu benim Türkiye'm, bu senin Türkiye'n, ve bizim Türkiye'de her insana hoş geldin.”

“Yeni Türkiye, Laik Ülke (Şiir) Benim kutsallığım ne camide ne de kilisede, benim kutsallığım sol yanımdaki cevherimde yaşar; yalansız, dolansız, kitapsız, kanunsuz - kutsallık hikayede değil, hayatta açar. Guzel kalp, cesur omurgan, akilli beyin, bunlar varsa imkansız hiçbir şey değil. Ya insan gibi yaşa ya da ormanda yaşa, kalp köktenciyse hiçbir kitap kutsal değil. Osmanlı Türkiye Müslüman olabilir, ama Atatürk'ün Türkiye Müslüman bi' millet değil, Atatürk'ün Türkiye laik bi' ülkedir - Atatürk'ün Türkiye'de her fikrin, her inancın, her kültürün bir evi vardir - bu benim Türkiye'm, bu senin Türkiye'n, ve bizim Türkiye'de her insana hoş geldin.”

“Abartmıyorum, dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki gibi güzel batmaz güneş... Alt tarafı 8-9 saat sonra geri gelecek olmasına rağmen, gitmek istemez adeta İzmir'den... Tren garlarındaki duygusal vedalaşmalar gibi ağırdan alır. Ve, o veda anı, rakının dibine vurma mekanıdır. O nedenle, "rakıyı alkol zannedip" Mustafa Kemal'e "sarhoş" diyenlere güleriz biz İzmirliler... "Allah'ın geri zekalıları, adam sarhoş kafayla kurmuş memleketi, siz ayık kafayla batırıyorsunuz!" deriz. Sayfa:261”

“Mustafa Kemal'in Askerleriyiz Mustafa Kemal'in askerleriyiz. Hiç düşündünüz mü... Nereden çıktı bu slogan? İlk kim söyledi? Sene 2006. Aylardan Haziran. Yer, Danıştay. Mustaf Kemal'in doğumunun 125'inci yılı dolayısıyla konferans düzenleniyor, ayakta alkışlanan konuşmacı anlatıyor: "Atatürk Türkiyesi'nden rahatsız olanların yapması gereken, atatürk'ü unutturmaktı. Onu yapıyorlar.Cumhuriyet'ın nasıl kurulduğunu, milli mücadeleyi çocuklarımıza iyi anlatmak zorundayız. 1948'den beri Mustafa Kemal'in askeriyim, terhis olmak istemiyorum". Turgut Özakman'dı o. Mucidi odur. Peki, 1948'den beri askeriyim diyen, terhis olmak istemiyorum diyen Turgut Özakman, 1948'de yedek subay falan mıdır? Alakası yoktur. İçinde "asker" kelimesi geçiyor ya. Dincileri-liboşları boşverdim, bazı CHP yöneticileri bile bu sloganı "militarist" zannediyor. Halbuki, tam tersine, sivil'dir, hukuki'dir. Turgut Özakman, 1948'de henüz 18 yaşındadır, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisidir. Milli Mücadelenin izini sürebilmek için Ankara'dan Afyon'a kadar yürür. Mecazi anlamda söylemiyorum, otomobil veya trene binmeden, tabana kuvvet, yürür. Güzergah üzerinde yaşayan, Kurtuluş Savaşı'na şahit olmuş ve 1948'de hala hayatta olanları bulur. Hatıraları dineler, defterler dolusu notlar alaır, fotoğraflar toplar. Bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamış bu delikanlının yaya olarak gerçeleştirtiği tarihi seyahat, 10 gün sürer... Ve bu attığı adımlar, Şu Çılgın Türkler fikrinin çıkış noktasıdır. 1948'den beri askeriyim dediği, işte budur. Bireysel şuurdur. Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı sloganı Mustafa Kemal'in askerleriyiz. Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı kitabı Şu Çılgın Türkler'in özetidir. Terhis olmak istemiyorumdan kastı ise, bıkmadan usanmadan, anlatmaya devam etme azmidir. "Hakikate ihanet etmeyelim" derdi. Buna didindi, son nefesine kadar. Huzur içinde yat hocam. Vatan sana minnettar. Sayfa:18-19”

“The desired modernization and rationalisation of Turkey will never be realised till the day the Modern Turks of Atatürk come to power because only modern and rational minds can create a modern and a rational country!”

“Sadrazam İzzet Paşa'nın kardeşi Esat Paşa'yı pek sayardı. O da süvari komutanı imiş. Bir an olmuş ki bu süvariyi düşman üstüne sürmek lüzumunu duymuş. Yüzde yüz ölüm, Esat Paşa'ya emir vermiş. Hiç durmaksızın: -Baş üstüne! demiş. Mustafa Kemal: -Galiba anlamadı! diye tereddüt etmiş: -Ne yapacağınızı acaba iyice ifade edebildim mi? diye sormuş -Evet Paşam, ölmekliğimizi emrediyorsunuz. Sonra bu harekete sebep kalmamış. Esat Paşa ve süvarileri yaşamışlar. Mustafa Kemal'in erleri onlar, komutanları bunlardı.”

“6 Kaan yılı, Zak ayı 2 Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu Kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu. " Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı. (Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika...) - Giriş Bölümü-”

“18 Mart Çanakkale Zaferinin yıl dönümü nedeniyle Gelibolu Yarımadasındaki şehitliklerin bulunduğu yerde düzenlenen anma törenine Atatürk de çağrılı bulunuyordu... O günkü törende çelengi koyacak bir yer bulamayınca hemen Atatürk'e koştular: — Paşam, bizim çelengi nereye koyalım? diye sordular. Tarihin en korkunç müdafaa ve hücumunun geçtiği alanda, o günleri yaşar gibi dalgın ufka bakan Anafartalar Kumandanı, kendisinden cevap bekleyen vali, komutan ve beraberindekilere dönüp: — "Türk kanıyla sulanmış bu toprakların her köşesi, bir Türk abidesidir. Çelengi nereye isterseniz oraya koyun, fark etmez... " dedi. Sayfa:197”

“Yemek sırasında hoş mu, yoksa nahoş demek mi lâzım kestiremiyeceğim bir olay geçti. Garsonlardan biri fazla heyecanlandığı için mi nedir, elindeki büyük porselen tabakla yere yuvarlandı. Sofradakilerin utanç içinde önlerine baktıkları anda Atatürk, sanki hiçbir şey olmamış gibi Kral'a doğru eğilerek "Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim" diye hem meseleyi kapattı, hem de ortalığı neşeye boğdu.”

“Atatürk'ün sofrasından kimler geçmemiştir ki... Mahalle arkadaşları, silâh arkadaşları, devrim arkadaşları, politikacılar, edipler, şairler, müzisyenler, bilim adamları, iş adamları, yabancı devlet başkanları, krallar... İşten ve yurt gezilerinden artan bütün ömrü sofrada geçmiştir denilebilir. Fakat burası hiç bir zaman bir içki ve cümbüş bayağılığına inmemiş, bir sohbet ve tartışma meclisi olarak kalmıştır. Eğlencenin yanı sıra en çetin devlet işlerinin karara bağlandığı bir meclis... Sayfa : 25”

“1920 yılı Kasım ayıydı. Soğuk bir gece yarısı Sirkeci Rıhtımı'ndan köhne bir şilebe bindim ve işgal gemilerinin arasından süzülerek İstanbul'dan kaçtım. Şilepte benim gibi gizlice Anadolu'ya geçip, Kuvayı Milliye'ye katılmak isteyen gençler vardı. Paşam 1 yıl önce çıkmıştı Samsun'a... Şimdi ben de O'nun gibi, gizlice Karadeniz'e açılan bir vapurla açılıyordum Anadolu'ya... Henüz 24 yaşındaydım. Tarih 10 Kasımdı... Ankara'ya Paşamı bulmaya gidiyordum." Sayfa:19 - Fikriye Hanım”

“Kurtuluş Savaşı yılları... Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda emeği geçen ama gölgede kalan insanların öyküleri... Bir yanda koşulsuz sevgisiyle Fikriye Hanım, diğer yanda çok partili sisteme geçme mücadelesinde İsmet İnönü, Fethi Okyar, Mustafa Kemal, parasız silahsız girişilen milli mücadeleye destek bulma çabaları ve 1. Dünya Savaşının seyrini değiştiren Çanakkale... Beğenerek okudum, hatta hiç duymadığım detaylara şaşırdım... Tarihi kitap okumayı sevenlerin beğenecektir.”

“2007... Isparta'da bir öğretmen, öğrencilerine "Atatürk portreli" tişörtler giydirip, Cumhuriyet mitingine götürdüğü için suçlu bulundu maaşı kesildi. 2008... İzmir Atatürk Lisesi'ne yapılan baskında, 3 Atatürk büstü, 2 Gençliğe Hitabe, 8 Nutuk ele geçirildi. Öğrencilerin beynini yıkamaya çalışan 9 "Atatürkçü yobaz" öğretmen derhal açığa alındı. .... 2012... Gece saat 04.00 sularında ellerinde çiceklerle duvardan atlayarak Anıtkabir'e girmeye çalışan 3 öğretmen ve 14 öğrenci, belediye zabıtaları tarafından coplandı. Zabıtaları protesto için toplanan Gazi Üniversitesi öğrencileri, tazyikli su ve göz yaşartıcı bombayla dağıtıldı. ..... 2015... Florya sahilinde "Atatürk yuvası" ortaya çıkarıldı. İzinsiz kamp kuran ve çadırlarında "Atatürk ilkeleri" eğitimi vermeye çalışan 5 öğretmen ve 78 öğrenci, "kıyı kanununa muhalefet" ve "fuhuş"tan savcılığa çıkarıldı. Çadırlar yıkıldı. .... 2019... Birleşmiş Milletler, Atatürkçülerin "mülteci" kapsamına alınamayacağını açıkladı. Bu arada Türkiye, Almanya'da tutuklu bulunan eski başsavcı Vural Savaş'ın yargılanmak üzere iadesini istedi. 2020... Atatürkçüler, Toroslarda kıskaca alındı. Stratejik ortağımız ABD, Atatürkçülerin imhası için, insansız uçaklarla anında istihbarat vereceğini açıkladı. Sayfa:55”