Quotessence
Home / Topics / Mustafa Kemal Atatürk Quotes

Mustafa Kemal Atatürk Quotes

Browse 22 quotes about Mustafa Kemal Atatürk.

Mustafa Kemal Atatürk Quotes

“The greatest hero for a country is the person who gave a progressive vision, a peaceful soul, a modern mind and an unshakable belief in science to his nation. And for the Turks, this honorable name is Atatürk, an immortal revolutionist!”

“Bir ülke için en büyük kahraman, milletine ilerici bir vizyon, barışçıl bir ruh, modern bir zihin ve bilime sarsılmaz bir inanç veren kişidir. Ve Türkler için bu şerefli isim Mustafa Kemal Atatürk’tür, ölümsüz bir devrimci!”

“...Naakal öğretisine göre Tanrı, sevginin ta kendisidir ve tüm evreni de sevgi üzerine kurulmuştur....Naakal inancının bir diğer temel dayanağı, tanrısal nurdan çıkmış olan dört temel gücün kainatı kaostan düzene geçirmiş oldukları teorisiydi. ... Bu dört temel güç,"dört büyük inşaatçı, mimar, geometri üstadı olarak adlandırılır. Bu dört temel elaman ateş, yel, su ve topraktır. Naakallar bu dört temel gücü gamalı haç ile sembolize etmişlerdir. Sayfa:67”

“Mustafa Kemal Atatürk died at 9:05 on November 10, 1938, 83 years ago. His greatest achievement is the modern Turks he created! And who are modern Turks? They are those who put science before their beliefs, who want nothing but peace on Earth and who are always ready to contribute the evolutionary progression of humanity!”

“Abartmıyorum, dünyanın hiçbir yerinde İzmir'deki gibi güzel batmaz güneş... Alt tarafı 8-9 saat sonra geri gelecek olmasına rağmen, gitmek istemez adeta İzmir'den... Tren garlarındaki duygusal vedalaşmalar gibi ağırdan alır. Ve, o veda anı, rakının dibine vurma mekanıdır. O nedenle, "rakıyı alkol zannedip" Mustafa Kemal'e "sarhoş" diyenlere güleriz biz İzmirliler... "Allah'ın geri zekalıları, adam sarhoş kafayla kurmuş memleketi, siz ayık kafayla batırıyorsunuz!" deriz. Sayfa:261”

“Mustafa Kemal'in Askerleriyiz Mustafa Kemal'in askerleriyiz. Hiç düşündünüz mü... Nereden çıktı bu slogan? İlk kim söyledi? Sene 2006. Aylardan Haziran. Yer, Danıştay. Mustaf Kemal'in doğumunun 125'inci yılı dolayısıyla konferans düzenleniyor, ayakta alkışlanan konuşmacı anlatıyor: "Atatürk Türkiyesi'nden rahatsız olanların yapması gereken, atatürk'ü unutturmaktı. Onu yapıyorlar.Cumhuriyet'ın nasıl kurulduğunu, milli mücadeleyi çocuklarımıza iyi anlatmak zorundayız. 1948'den beri Mustafa Kemal'in askeriyim, terhis olmak istemiyorum". Turgut Özakman'dı o. Mucidi odur. Peki, 1948'den beri askeriyim diyen, terhis olmak istemiyorum diyen Turgut Özakman, 1948'de yedek subay falan mıdır? Alakası yoktur. İçinde "asker" kelimesi geçiyor ya. Dincileri-liboşları boşverdim, bazı CHP yöneticileri bile bu sloganı "militarist" zannediyor. Halbuki, tam tersine, sivil'dir, hukuki'dir. Turgut Özakman, 1948'de henüz 18 yaşındadır, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisidir. Milli Mücadelenin izini sürebilmek için Ankara'dan Afyon'a kadar yürür. Mecazi anlamda söylemiyorum, otomobil veya trene binmeden, tabana kuvvet, yürür. Güzergah üzerinde yaşayan, Kurtuluş Savaşı'na şahit olmuş ve 1948'de hala hayatta olanları bulur. Hatıraları dineler, defterler dolusu notlar alaır, fotoğraflar toplar. Bıyıkları yeni yeni terlemeye başlamış bu delikanlının yaya olarak gerçeleştirtiği tarihi seyahat, 10 gün sürer... Ve bu attığı adımlar, Şu Çılgın Türkler fikrinin çıkış noktasıdır. 1948'den beri askeriyim dediği, işte budur. Bireysel şuurdur. Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı sloganı Mustafa Kemal'in askerleriyiz. Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı kitabı Şu Çılgın Türkler'in özetidir. Terhis olmak istemiyorumdan kastı ise, bıkmadan usanmadan, anlatmaya devam etme azmidir. "Hakikate ihanet etmeyelim" derdi. Buna didindi, son nefesine kadar. Huzur içinde yat hocam. Vatan sana minnettar. Sayfa:18-19”

“The desired modernization and rationalisation of Turkey will never be realised till the day the Modern Turks of Atatürk come to power because only modern and rational minds can create a modern and a rational country!”

“18 Mart Çanakkale Zaferinin yıl dönümü nedeniyle Gelibolu Yarımadasındaki şehitliklerin bulunduğu yerde düzenlenen anma törenine Atatürk de çağrılı bulunuyordu... O günkü törende çelengi koyacak bir yer bulamayınca hemen Atatürk'e koştular: — Paşam, bizim çelengi nereye koyalım? diye sordular. Tarihin en korkunç müdafaa ve hücumunun geçtiği alanda, o günleri yaşar gibi dalgın ufka bakan Anafartalar Kumandanı, kendisinden cevap bekleyen vali, komutan ve beraberindekilere dönüp: — "Türk kanıyla sulanmış bu toprakların her köşesi, bir Türk abidesidir. Çelengi nereye isterseniz oraya koyun, fark etmez... " dedi. Sayfa:197”

“Yemek sırasında hoş mu, yoksa nahoş demek mi lâzım kestiremiyeceğim bir olay geçti. Garsonlardan biri fazla heyecanlandığı için mi nedir, elindeki büyük porselen tabakla yere yuvarlandı. Sofradakilerin utanç içinde önlerine baktıkları anda Atatürk, sanki hiçbir şey olmamış gibi Kral'a doğru eğilerek "Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim" diye hem meseleyi kapattı, hem de ortalığı neşeye boğdu.”

“Atatürk'ün sofrasından kimler geçmemiştir ki... Mahalle arkadaşları, silâh arkadaşları, devrim arkadaşları, politikacılar, edipler, şairler, müzisyenler, bilim adamları, iş adamları, yabancı devlet başkanları, krallar... İşten ve yurt gezilerinden artan bütün ömrü sofrada geçmiştir denilebilir. Fakat burası hiç bir zaman bir içki ve cümbüş bayağılığına inmemiş, bir sohbet ve tartışma meclisi olarak kalmıştır. Eğlencenin yanı sıra en çetin devlet işlerinin karara bağlandığı bir meclis... Sayfa : 25”

“Kurtuluş Savaşı yılları... Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda emeği geçen ama gölgede kalan insanların öyküleri... Bir yanda koşulsuz sevgisiyle Fikriye Hanım, diğer yanda çok partili sisteme geçme mücadelesinde İsmet İnönü, Fethi Okyar, Mustafa Kemal, parasız silahsız girişilen milli mücadeleye destek bulma çabaları ve 1. Dünya Savaşının seyrini değiştiren Çanakkale... Beğenerek okudum, hatta hiç duymadığım detaylara şaşırdım... Tarihi kitap okumayı sevenlerin beğenecektir.”

“Ekim 2007, İzmir... Alsancak'ın en meşhur dövmecisi Köprüaltı'na gençten biri girer, kolunu sıyırır, dirseğine doğru Mustafa Kemal'in imzası vardır, bankada çalıştığını, bu dövme yüzünden işten atılmakla tehdit edildiğini anlatır, tırsmıştır, ekmek parası filan diye ağlar, "silin" der. ..... Adeta bomba düşer dövmeci dükkanına... "Bu gördüğün eller Atatürk'ü yazar, Atatürk'ü silmez" deyip, kapı dışarı ederler.... Ve internet sitelerinden alenen duyururlar:" Ey ahali, madem öyle işte böyle, bugünden itibaren burada, Atatürk'ün imzası bedava!" Sayfa:45”

“Yazdıklarımın bugün bazı okulara, özellikle de gençlere anlaşılmaz geleceğini, kafa karışıklığı yaratacağını biliyorum. Ne yazık ki aradan geçen yıllar içinde bilinçli olarak yaratılan kutuplaşma, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yetişen kuşaklardaki anlayışı sezmemizi engelliyor. Öyle ya; Yaşar Kemal Kürt değil mi, düşüncelerinden dolayı hapse mahkum edilmedi mi, solcu değil mi, TİP'in kurucuları arasında yer almadı mı, ömrü boyunca cuntalara, darbelere, faşizme karşı savaşmadı mı? O halde nasıl olur da Mustafa Kemalci olur! .... 13 yılını hapiste geçirmiş olan Nazım Hikmet de Mustafa Kemal hayranıydı, o dönemin diğer yazar ve şairleri de. Atatürk'ü eleştirerek, hatta hakaret ederek "aydın olma" modası, o dönemin yurtsever entellektüellerinde yoktu. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'daki kadın ve erkeklerin üzerine çökmüş olan Ortaçağ karanlığını yırtıp atmış bir kahramandı, devrimciydi. Bu yüzden Nazım Hikmet ona yazdığı mektupta "Tanıdığım en devrimci baş sensin" diyor ve onun başı üzerine yemin ederek, sistemin kendisine kurduğu tuzaklardan kurtulmaya çalışıyordu. ("Sen" diye seslenmesi, mertebelerin en büyüğü olarak algılanmalı. Bu kadar saygı duymasa "siz" derdi. Ya da "zat-ı aliniz" gibi bir "tabasbus" deyimine sığınırdı.)”