Quotessence
Home / Topics / Geçmiş Quotes

Geçmiş Quotes

Browse 47 quotes about Geçmiş.

Geçmiş Quotes

“Yalnızlık, geçmiş hatalarını irdeleyebileceğin ve gelecek için gerekli düzeltmeleri yapacağın en iyi okuldur; daha iyi bir kader yaratman için senin en büyük fırsatındır!”

“Büyük büyük büyük büyük büyük babanın kim olduğunu biliyor musun? Muhtemelen bilmiyorsun! Çok uzak geçmişini bilmek istiyorsan sadece kendine bak çünkü sen birikmiş geçmişsin, uzak geçmişin vadilerinden gelen antik nehirsin!”

“Her günün her sonu o günün en önemli zamanıdır çünkü geçmişinle yüzleşirsin ve yarına bir şans yakalarsın geçmiş hatalarını tekrar etmemek için!”

“Her insanın hayatında geçmişe bakmanın geleceği mahvedebileceği anlar vardır ve o anlarda geriye bakmadan ileriye doğru yürümek yapılabilecek en iyi şeydir!”

“Şu anın içinde, zamandan bağımsız olmayı başararak konforla uzanıyor ve kendi iç dünyasını geziyordu. Bu huzurlu anlarının arasına arada bir karışan ve parazitlik yapan geçmişteki pişmanlıkları yüzünden hayıflandığı da oluyordu. Hemen rahatını geri kazanmak için daha farklı ve ilgi çekici güzel hayaller kurma çabasına giriyordu. Ama maalesef, kendini kandırdığını anlamıştı. Karamsarlığı onu yöneten zararlı bir yazılımdı sanki.”

“Geleceğe doğru ilerlerken geçmiş şekilleniyor, yorumlar, insanlar ve dünya değişiyordu… Minik eller büyüyor, sertleşiyor ve yeni yaralar ekleniyor ardından yaralar da iyileşiyordu. Pürüzsüz bebeksi yüzler çizgi çizgi kırışıyor, gülümsemeler azalıyordu. Zamanla “her şeyi yapabilirim” inancı zihnin dar çukurlarına gömülüyordu. Yenilgilerden alınan dersler sayesinde artık “hiçbir şey yapmak istemiyorum” deniyordu. Zamanı insan kendi elleriyle yaratmıştı. Ölümü kendi elleriyle tasarladı. Milyarlarca canlının ölümüne sebebiyet veren savaşları, salgınları, fitne ve fesatlıkları; hepsi birer insan eseriydi… En kötücül ressam, en acımasız tanrıydı İnsan. Kendi türünün düşmanı ve yaşadığı dünyanın gelecekteki katiliydi… Anlamlar yakıtıydı ve sürekli anlamlar yaratarak geçerdi ömrü… Cevabı olmayan soruların cevaplarını ararken ölür, kaygılarla kuşatılır, geçmiş acımasızca boğazına yapışır ve sıkardı. İnsan hep ölür, ama mutlu bir ölüm çok az görülürdü…”

“Geçmişteki her şey, hayatımız boyunca karşılaştığımız her insan, her bir eşya ve nesne, bizi oluşturan birer fırça darbesiydi. İnsan bir resim tablosuydu. Zamanla hayatımıza giren ve çıkan her şey, resmimize bir fırça darbesi indiriyor ve bizi oluşturuyordu. Onu böyle biri yapan da bu fırça darbelerine dönüşen yaşadıklarıydı ama bazı nadir insanlar vardı ki, onlar, çevrelerinin ve başkalarının fırça darbelerine olanak tanımadan, kendi resimlerini kendileri çiziyor, kendi kendilerinin yaratıcısı olmayı tercih ediyordu.”

“Bin yıllığın susuzluğuyla, zihninde yaşayan suratları belirsiz varlıklarla içiyordu. (...) Tanrı’ya duyulan kırgınlıkla, yaşama duyulan nefretle içiyordu. (...) Geçmişteki her yaşı için, her yaşına ait bir başka kendisi için, her başka kendindeki her acısı için içiyordu. Geleceğin dayanılmaz belirsizliğine, geçmişin ulaşılmaz yakınlığına içiyordu. (...)”

“Bazı fotoğraflarımız vardır ki, o fotoğraflar, bize aslında kim olduğumuzu, onlara her baktığımızda, olanca güçleriyle hatırlatırlar: Artık, o fotoğraftaki insan olmadığımızı oldukça iyi bilmemize rağmen, bir şey, bize yeniden o fotoğraftaki insan olmayı çıldırtasıya özletir: Böyle fotoğraflara bakarken, içimizden akıp geçen duygu tarihi, bizim için hakiki bir kimlik kartı yerine geçebilir bu cihanda...”

“Geçmişin kapılarını alkol ile aralıyor ardından düşlerinde belirsiz geleceğe doğru yolculuk yapıyor ve şu anın içinde zaman kavramından sıyrılarak sonsuzluğa ulaşmaya çalışıyordu. Geçen her saniye ve midesine indirdiği her yudum birayla dış dünyadan uzaklaşıyor, hiç tanımadığı insanlar tarafından kollarını dayadığı masanın üzerine eskiden kazınmış yazılara dalıyor, yazıların kendisinde yarattığı çağrışımlardan geçmişteki anılarına geçiş yapıyor ve yolculuk ettiği anılardan gelecek için yeni ve yapay senaryolar üretiyordu. Çocukluğundan yaşlılığa yürüyordu… Sarhoş gözü pekliğiyle intiharını kurguluyor ve zevk alamadığı yaşamını sonlandırmanın yollarını arıyordu. Acı verici bile olsa hayal kurabilmek güzel bir şeydi. İnsanın hayatında sahip olabildiği en iyi özgürlüklerden biriydi belki de, ama hayal ve düşüncelere fazlasıyla kapılmak ve dengeyi kuramamak pek de iyi bir şey değildi. İnsan ne kadar hayalperest olursa o kadar gerçeklikten uzaklaşıyor ve yalnızlığa düşüyordu. Fakat aynı şekilde fazla gerçekçi olmakta hayalci yanınızı körelttiği gibi sizi bir ağaç odununa da çevirebiliyordu. Denge her zaman önemliydi. İki yoksunluğunda hangisi daha fazla eksik olursa olsun acı hep aynıydı. Değişen tek şey acıların deneyimi oluyordu. Can bazen dengeyi kaybederek tamamen hayalci birine dönüşürken, bazen ise gerçekliğe öylesine düşüyordu ki cansız ve soğuk bir nesneye dönüştüğünü hissediyordu. O dengeyi kurmaktan çok, iki uçurum arasında kanat çırpan yaralı bir kuş gibiydi. Ona bir hayalci mi yoksa gerçekçi olmak mı daha zor diye sorsaydınız kesinlikle, “- Her ikisi de…” derdi ve eklerdi. “- Acıların kıyası olmaz. Acı her daim acıdır. İnsan iki türlü de yanar; iki türlü de sızlanır ve ağlar. İnsanın doğasıdır acı çekmek…”

“Nostalji kavramının, konu edindiği döneme ait bir içgörü sağlamaktansa, dönemin sadece süslü bir ambalajını sunduğunu düşünüyorum. Nostalji eylemi geçmişte yapılanları metalaştırıyor, bir tüketim nesnesi haline getiriyor. Keyif verici bir maddeye dönüşüyor geçmiş, yan etkisi ise geçmişle bugünü objektif bir şekilde değerlendirme yetisini köreltmek oluyor. Geçmişin olumsuzlukları göz ardı edilirken, bugün ve gelecek acı verici bir karamsarlığa bürünüyor.”

“… babam bir canavardı ve çocukluğumuz boyunca kardeşlerimle birlikte bizi dehşete düşürürdü. Ama sonunda, anılarımı olduğu gibi bırakmaya ve hiçbirini silmemeye karar verdim. Çektiğim tüm o berbat istismara rağmen, hayal bile edemeyeceğim bir başarıya ulaştım. Bir yerlerde, bir şekilde, büyük bir dayanıklılık ve beceri geliştirdim. Bu, babama rağmen mi oldu? Yoksa onun sayesinde mi?” Bu hayal, geçmişe dair bakışında büyük bir değişimin ilk adımıydı. Bu, babasını affetme meselesinden çok, geçmişin değiştirilemezliğiyle yüzleşme meselesiydi. Ona, er ya da geç daha iyi bir geçmiş umudundan vazgeçmek zorunda kalacağını söylediğimde sarsıldı. Evde karşılaştığı zorluklar tarafından şekillenmiş ve sertleşmişti; bu zorluklarla başa çıkmayı öğrenmiş ve yaşamı boyunca kendisine çok faydası dokunan yaratıcı stratejiler geliştirmişti.”