Quotessence
Home / Topics / Güneşe Bakmak Quotes

Güneşe Bakmak Quotes

Browse 7 quotes about Güneşe Bakmak.

Güneşe Bakmak Quotes

“Kim Olduysan O Ol” İlk “granit cümle” olan “Kim olduysan o ol” (Become who you are) düşüncesi, Aristoteles’e kadar uzanır ve oradan Spinoza, Leibnitz, Goethe, Nietzsche, Ibsen, Karen Horney, Abraham Maslow ve 1960’lardaki insan potansiyeli hareketi aracılığıyla günümüzdeki kendini gerçekleştirme (self-realization) anlayışına kadar aktarılmıştır. “Kim olduysan o ol” düşüncesi, Nietzsche’nin diğer ifadeleri olan “Hayatını tamamla” ve “Doğru zamanda öl” gibi öğütleriyle yakından ilişkilidir. Bu ifadelerin hepsinde Nietzsche, yaşanmamış bir hayat sürmekten kaçınmamız gerektiğini vurgular. Demek istediği şuydu: Kendini gerçekleştir, potansiyelini hayata geçir, cesur ve dolu dolu yaşa. Ancak o zaman, ve yalnızca o zaman, pişmanlık duymadan ölebilirsin.”

“Yalnızlığın iki türü vardır: gündelik yalnızlık ve varoluşsal yalnızlık. İlki kişiler arasıdır; diğer insanlardan yalıtılmış olmanın yarattığı acıdır. Bu tür yalnızlık—genellikle yakınlıktan korkma, reddedilme, utanç ya da sevilmeye layık olmadığını hissetme gibi duygularla bağlantılıdır—hepimize tanıdık gelir. Aslında psikoterapide yapılan çalışmaların çoğu, danışanların başkalarıyla daha samimi, besleyici ve kalıcı ilişkiler kurmayı öğrenmelerine yardımcı olmayı hedefler." …. "Yalnızlığın ikinci biçimi olan varoluşsal yalnızlık, daha derindir ve birey ile diğer insanlar arasındaki aşılmaz uçurumdan kaynaklanır. Bu uçurum yalnızca her birimizin hayata tek başına atılmış olması ve yine tek başımıza bu hayattan ayrılacak olmamızdan değil, aynı zamanda her birimizin yalnızca kendimize ait olan ve sadece bizim tarafımızdan tam olarak bilinebilen bir dünyada yaşıyor olmamızdan kaynaklanır.”

“Bir kişi cesaret gösterip mahrem bazı şeyleri açığa vurur ve böylece kendini riske atar; diğeri de benzer şekilde karşılık vererek aradaki mesafeyi kapatır; birlikte, kendini açma süreciyle ilişkilerini derinleştirirler. Eğer riske giren kişi ortada bırakılır, diğeri karşılık vermezse, dostluk genellikle sekteye uğrar. Kendin olabildiğin, kendini bütünüyle paylaşabildiğin ölçüde dostluk daha derin ve kalıcı olur. Böyle bir mahremiyetin varlığında, tüm sözler, tüm teselli biçimleri ve tüm fikirler çok daha anlamlı hale gelir.”

“Amacım, kimseyi geçmişin pişmanlık denizinde boğmak değil; nihayetinde kişinin bakışını geleceğe çevirmesini sağlamak ve şu potansiyel olarak hayat değiştirici soruyu sormaktır: Şu anda hayatında ne yapabilirsin ki bir yıl ya da beş yıl sonra geriye dönüp baktığında, biriken yeni pişmanlıklarınla ilgili benzer bir üzüntü hissetmeyesin? Başka bir deyişle, pişmanlık biriktirmeden yaşamayı başarabilir misin?" Nietzsche’nin düşünce deneyi, yaşamı tam anlamıyla yaşayamamış olma hissinden kaynaklanan ölüm kaygısıyla baş eden insanlar için terapistin elinde güçlü bir araç sunar. Dorothy, bu duruma dair klinik bir örnek sağlar.”

“DALGALANMA (RIPPLING) Yıllar süren terapistlik deneyimlerim boyunca, bir kişinin ölüm kaygısını ve hayatın geçiciliğinden duyduğu sıkıntıyı hafifletmek için ortaya çıkan fikirler arasında, dalgalanma fikrini özellikle güçlü buldum. Dalgalanma, her birimizin—çoğu zaman bilinçli bir niyetimiz ya da farkındalığımız olmadan—başkalarını etkileyen ve bu etkinin yıllar hatta nesiller boyunca sürebileceği iç içe halkalar yaratması anlamına gelir. Yani, başkaları üzerindeki etkimiz, tıpkı bir gölete atılan taşın yarattığı halkaların giderek yayılması gibi, diğer insanlara da aktarılır; bu halkalar artık görünmez hale gelse bile nano düzeyde devam eder. Kendi varlığımızdan bir parçayı—bilsek de bilmesek de—geride bırakabileceğimiz fikri, sınırlı ve geçici bir varoluşun kaçınılmaz olarak anlamsızlık doğurduğunu savunanlara güçlü bir yanıt sunar. Dalgalanma, ille de geride bir isim ya da imaj bırakmak anlamına gelmez. … Kişisel kimliği sonsuza dek koruma çabaları her zaman boştur. Geçicilik kalıcıdır. Benim kullandığım anlamda dalgalanma, yaşam deneyiminizden bir şeyi geride bırakmakla ilgilidir: bir özellik; bir bilgelik kırıntısı, bir rehberlik, bir erdem, bir teselli… bunların her biri tanıdık ya da tanımadık kişilere aktarılabilir.”

“… babam bir canavardı ve çocukluğumuz boyunca kardeşlerimle birlikte bizi dehşete düşürürdü. Ama sonunda, anılarımı olduğu gibi bırakmaya ve hiçbirini silmemeye karar verdim. Çektiğim tüm o berbat istismara rağmen, hayal bile edemeyeceğim bir başarıya ulaştım. Bir yerlerde, bir şekilde, büyük bir dayanıklılık ve beceri geliştirdim. Bu, babama rağmen mi oldu? Yoksa onun sayesinde mi?” Bu hayal, geçmişe dair bakışında büyük bir değişimin ilk adımıydı. Bu, babasını affetme meselesinden çok, geçmişin değiştirilemezliğiyle yüzleşme meselesiydi. Ona, er ya da geç daha iyi bir geçmiş umudundan vazgeçmek zorunda kalacağını söylediğimde sarsıldı. Evde karşılaştığı zorluklar tarafından şekillenmiş ve sertleşmişti; bu zorluklarla başa çıkmayı öğrenmiş ve yaşamı boyunca kendisine çok faydası dokunan yaratıcı stratejiler geliştirmişti.”