Quotessence
Home / Topics / Gelecek Quotes

Gelecek Quotes

Browse 88 quotes about Gelecek.

Gelecek Quotes

“Adi hırsızlıkta para, altın vs. çalarsın; seçim hırsızlığında bir ülkenin geleceğini çalarsın! İkinci suç yalnızca en aşağılık insanlar tarafından işlenebilir! Böylesine ağır bir suç ağır bir bedelle sonuçlanır!”

“Bugünün yaşayan insanları, yarının henüz doğmamış insanlarından çok daha önemlidir! Yarının insanlarına yardım etmekten önce bugünün insanlarına yardım etmeliyiz! Bugünün insanlarını göz ardı ederek uzak geleceğin insanlarını kurtarmak amacıyla planlar yapamayız!”

“Gelecekte, kiliseler, camiler, sinagoglar ve tapınaklar, bunların hepsi müze olacaklardır! İnsanlığın entelektüel ilerleyişi insanlık tarihinde böylesine etkili ve dramatik bir değişimi zorunlu kılacaktır!”

“Geleceğe doğru ilerlerken geçmiş şekilleniyor, yorumlar, insanlar ve dünya değişiyordu… Minik eller büyüyor, sertleşiyor ve yeni yaralar ekleniyor ardından yaralar da iyileşiyordu. Pürüzsüz bebeksi yüzler çizgi çizgi kırışıyor, gülümsemeler azalıyordu. Zamanla “her şeyi yapabilirim” inancı zihnin dar çukurlarına gömülüyordu. Yenilgilerden alınan dersler sayesinde artık “hiçbir şey yapmak istemiyorum” deniyordu. Zamanı insan kendi elleriyle yaratmıştı. Ölümü kendi elleriyle tasarladı. Milyarlarca canlının ölümüne sebebiyet veren savaşları, salgınları, fitne ve fesatlıkları; hepsi birer insan eseriydi… En kötücül ressam, en acımasız tanrıydı İnsan. Kendi türünün düşmanı ve yaşadığı dünyanın gelecekteki katiliydi… Anlamlar yakıtıydı ve sürekli anlamlar yaratarak geçerdi ömrü… Cevabı olmayan soruların cevaplarını ararken ölür, kaygılarla kuşatılır, geçmiş acımasızca boğazına yapışır ve sıkardı. İnsan hep ölür, ama mutlu bir ölüm çok az görülürdü…”

“Gelecek ise plan yapmak ve umut etmek için fazla belirsizdi. Ayaklarını bağdaş kurup çimlere oturmuş ve yüzünde tertemiz bir gülümseme ile gökyüzüne aylak, aylak bakan o meraklı çocuk, bir gün ünlü bir roman yazarı olacak ve adını edebiyat tarihine yazdıracaktı. Ya da telefondaki karısına, “Yakında geleceğim. Çocukları benim için çokça öp olur mu?” diyen ve özlemle yürüyen şu yorgun adam birkaç hafta sonra arabasıyla yapacağı trafik kazasında can verecek ve ailesine kavuşamayacaktı. Hepsinin ortak noktası: Her şeyden habersizdiler.”

“Bin yıllığın susuzluğuyla, zihninde yaşayan suratları belirsiz varlıklarla içiyordu. (...) Tanrı’ya duyulan kırgınlıkla, yaşama duyulan nefretle içiyordu. (...) Geçmişteki her yaşı için, her yaşına ait bir başka kendisi için, her başka kendindeki her acısı için içiyordu. Geleceğin dayanılmaz belirsizliğine, geçmişin ulaşılmaz yakınlığına içiyordu. (...)”

“...Bu engellenemez gelişim yoluna giren ülkeler barış ve refahtan paylarını daha kısa sürede alacak. Kaçınılmaz olana direnen ülkelerse sonunda doğru yolu bulup sınırlarını açana, toplumlarını, siyasetlerini ve piyasalarını özgürleştirene dek cezalarını çekecek. Zaman alabilir ama nihayetinde Kuzey Kore, Irak ve El Salvador da Danimarka ya da Iowa'ya benzeyecek.”

“Bazı fotoğraflarımız vardır ki, o fotoğraflar, bize aslında kim olduğumuzu, onlara her baktığımızda, olanca güçleriyle hatırlatırlar: Artık, o fotoğraftaki insan olmadığımızı oldukça iyi bilmemize rağmen, bir şey, bize yeniden o fotoğraftaki insan olmayı çıldırtasıya özletir: Böyle fotoğraflara bakarken, içimizden akıp geçen duygu tarihi, bizim için hakiki bir kimlik kartı yerine geçebilir bu cihanda...”

“Geçmişin kapılarını alkol ile aralıyor ardından düşlerinde belirsiz geleceğe doğru yolculuk yapıyor ve şu anın içinde zaman kavramından sıyrılarak sonsuzluğa ulaşmaya çalışıyordu. Geçen her saniye ve midesine indirdiği her yudum birayla dış dünyadan uzaklaşıyor, hiç tanımadığı insanlar tarafından kollarını dayadığı masanın üzerine eskiden kazınmış yazılara dalıyor, yazıların kendisinde yarattığı çağrışımlardan geçmişteki anılarına geçiş yapıyor ve yolculuk ettiği anılardan gelecek için yeni ve yapay senaryolar üretiyordu. Çocukluğundan yaşlılığa yürüyordu… Sarhoş gözü pekliğiyle intiharını kurguluyor ve zevk alamadığı yaşamını sonlandırmanın yollarını arıyordu. Acı verici bile olsa hayal kurabilmek güzel bir şeydi. İnsanın hayatında sahip olabildiği en iyi özgürlüklerden biriydi belki de, ama hayal ve düşüncelere fazlasıyla kapılmak ve dengeyi kuramamak pek de iyi bir şey değildi. İnsan ne kadar hayalperest olursa o kadar gerçeklikten uzaklaşıyor ve yalnızlığa düşüyordu. Fakat aynı şekilde fazla gerçekçi olmakta hayalci yanınızı körelttiği gibi sizi bir ağaç odununa da çevirebiliyordu. Denge her zaman önemliydi. İki yoksunluğunda hangisi daha fazla eksik olursa olsun acı hep aynıydı. Değişen tek şey acıların deneyimi oluyordu. Can bazen dengeyi kaybederek tamamen hayalci birine dönüşürken, bazen ise gerçekliğe öylesine düşüyordu ki cansız ve soğuk bir nesneye dönüştüğünü hissediyordu. O dengeyi kurmaktan çok, iki uçurum arasında kanat çırpan yaralı bir kuş gibiydi. Ona bir hayalci mi yoksa gerçekçi olmak mı daha zor diye sorsaydınız kesinlikle, “- Her ikisi de…” derdi ve eklerdi. “- Acıların kıyası olmaz. Acı her daim acıdır. İnsan iki türlü de yanar; iki türlü de sızlanır ve ağlar. İnsanın doğasıdır acı çekmek…”