Quotessence
Home / Authors / Georg Büchner

Georg Büchner Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Georg Büchner Quotes

“Marie - Günler uzun, dünya yaşlı olduğuna göre, birinin durduğu yerde pek çok insan durabilir, birbiri arkasından. Woyzeck - Gördüm tamam mı! Gördüm diyorum sana! Marie - İnsanın iki gözü olup kör de değilse, pek çok şey görür güneş parladıkça. Woyzeck - Bu kadar büyük bir günah, gökteki melekleri bile kaçırtır günahının kokusu! Dudakların ne kadar kırmızı, Marie! Hiç yara yokmu üstünde? Günah kadar güzelsin. Marie,senin kadar güzel olabilirmi en korkunç günah? Marie - Neyin var senin delirdin mi? Woyzeck - Üşüyorsundur belki Marie? Ama nedense pek sıcaksın. Ne sıcak dudakların var. Üşüyor musun? İnsan soğudumu bir kez hiç üşümez artık. Marie - Dokunma bana Franz! (Diyerek iter.) Woyzeck - Sıcacık soluğun, sıcacık oruspu soluğu! Ama yine de dünyaları verirdim o dudakları bir daha öpmek için. Marie - Elin değeceğine elime, göğsüme bıçak saplansın daha iyi. Woyzeck - Orospu!”

“Once upon a time there was a poor child with no father and no mother everything was dead and no one was left in the whole world. Everything was dead and it went and searched day and night And since nobody was left on the earth it wanted to go up to the heavens and the moon was looking at it so friendly and when it finally got to the moon the moon was a piece of rotten wood and then it went to the sun and when it got there the sun was a wilted sunflower and when it got to the stars they were little golden flies stuck up there like the shrike sticks 'em on the blackthorn and when it wanted to go back down to earth the earth was an overturned piss pot! and was all alone.”

Book:Woyzeck

“Woyzeck -Biz yoksul insanlar, Bakın bay kaptan: para, para! Kimin parası yoksa... Hadi, yalnızca ahlakla getirin insanı dünyaya da görelim. Ama eti de var insanın, kanı da. Yine de mutsuz bizim gibiler, hem bu, hem öbür dünyada. Öyle geliyor ki bana, göğe de çıksak biz, yalnızca gök gürlemesine yardım ederdik. Evet bay Kaptan, evet, iyi bir insansınız siz, erdemli... ama ben ulaşamadım daha o erdeme. Bakın sıradan insanlarız biz, erdem olmaz bizde, içimizden geldiği gibi davranırız. Ama ben de bir efendi olsaydım. Karnımı tok tutup güzel giysiler giyebilseydim, ben de isterdim erdemli olmayı. Güzel şey olmalı erdem ama ben yoksul bir insanım.”

“Andreas -Bir keresinde, bir bayram sabahı kentin sokaklarından akan kanları görmüştüm, yağmur suları gibi yolun kıyısından usulca akıyorlardı ne var ki yağmur suyu değildi. Şehrin dört bir yanında insanlar tanrılarına kurbanlar kesiyorlardı. İşte o zaman anladım ki her yıl dört gün boyunca kutlanan bu bayram ilkel toplumlarda tanrılara kurban verilen ritüellerden başka bir şey değildi. İlyada’da ve Odysseus’da Homeros’un anlattığı türden yani... Hatta aztekler bu işi insan kurban verdirmeye kadar götürmüşler, düpedüz insan, bildiğimiz insan...rivayet odur ki bizde bu durumu engellemek için koçlar ihsan eylenmiş. Birbirimizi kesmeyelim diye yani, en azından bu sebeple. Bunu birisine anlatmak istedim, yıllardır bayram diye kutladığınız bu şey çok ilkel bir ritüel esasen, neyin bayramı bu diye, ilk insanlarda bu işleri böyle yapardı falan filan. Anlattım da, yüzünde bir türlü anlam veremediğim bir yarım tebessümle beni dinleyen bir tezgahtara, gülümsemesi beni anladığını ve onun için üzerinde düşünmeye değer bir şey söylediğimi mi gösteriyordu yoksa alışverişimi bitirip gidene kadar hoş tutması gereken sabırla dinlemesi gereken biri miydim onun için anlayamadım. O gün keşfettim dünyayı anlamak onu değiştirmeye yetmiyordu. Evet bu bir keşif, ben icat etmedim.”