Quotessence
Home / Quotes / Quote by Matt Dillahunty

Quote by Matt Dillahunty

“Either god exists or it doesn’t exist. If a god does exist, it either interacts with the universe in some detectable way or it doesn’t. If it doesn’t, that god is indistinguishable from a non-existent god. That only leaves a god who interacts with the universe in some detectable way. But if science, which is the greatest realization of the use of our senses to, you know, detect things, hasn’t found this god, that doesn’t say much for individuals. In short, the god you’ve created is, in fact, undetectable by science. The limits of science are not the province of religious knowledge. Where science is ignorant, so is religion. The only difference is that religion lacks the integrity of science.”

Quote by Matt Dillahunty

Author

Matt Dillahunty
Matt Dillahunty

Matt Dillahunty is a well-known gamer and game streamer. Born on March 31, 1969, he is renowned for his exceptional performance in games such as StarCraft. Dillahunty has extensive experience in the esports field and has won awards in multiple international competitions. In addition to gaming, he is also active on social media, with a large fan base. more

You May Also Like

“Tarikatlar holding, şeyhler CEO, müritler müşteri oldu. Bu topluluklara bağlı yardım dernekleri, işadamı örgütleri ve medya kuruluşları, AKP iktidarının 'sivil toplum örgütü' olarak hareket ettiler. Aynı şekilde neo-liberal politikaların rıza üretim merkezi oldular. Görünürde faaliyetleri yasaklanmış olan tarikat ve cemaatlerin kavuştuğu meşruiyet bugün itibariyle merdivenaltı oluşumların ve sahte şeyhlerin döl yatağına dönüşmüştür. Sorgulanması gereken, asıl bu döl yatağıdır.”

“Bin beş yüz yıllık krallık tarihi, Ortaçağ, vasallık, serflik ve derebeylik Tourgue'da yoğunlaşmıştı. Giyotinde ise yalnızca tek bir yıl, 93 vardı; ve bu on iki ay, bin beş yüz yılın karşısına dikilmişti. Tourgue monarşi, giyotin ise ihtilaldi. Trajik bir karşılaştırma. Bir tarafta borç, öteki tarafta vadesi gelmiş senet. Bir tarafta anlaşılmaz ve içinden çıkılmaz gotik karmaşa; serf, senyör, köle, efendi, teba, soyluluk, kök salmış gelenekler, papaz-yargıç ittifakı, bin bir hesap, maliye, vergiler, salmalar, tuz vergileri, muafiyetler, hurafeler, önyargılar, bağnazlık, kraliyet ayrıcalıkları, taç, taht, debdebe, ilahi kudret; öteki tarafta ise o basit şey, bir satır. Bir tarafta düğüm, öteki tarafta kılıç.”

“Cumhuriyet’i yıkabilmenin ön şartının Atatürk saygısını, sevgisini yok etmek, Milli Mücadele’yi küçültmek, önemsememek, benimsememek olduğunu düşündüler ... Bu amaçla, Atatürk ve Milli Mücadele karşıtı, baştan sona yalan, iftiralarla, saptırma ve çarpıtmalarla dolu, cahilce, insafsızca, yazılar, kitaplar yayımladılar. Genç insanların kulaklarına bu yalanları, iftiraları fısıldadılar, saptırma ve çarpıtmaları gerçekmiş gibi benimsetmeye çabaladılar... Bugün Türk gençliği biri ötekine benzemeyen iki tarihe inanıyor: Biri sağlıklı ve dürüst belgelere dayalı hepimize gurur veren gerçek tarih... Öteki Cumhuriyet’i yıkmak için çabalayanların uydurdukları, yalanlarla dolu, sahte tarih...”

“Merhabalar. Olasılıksız ve Empati yazarı Adam FAWER e en derin saygılarımı sunuyorum. Bu yazarı TÜRK okurları ile buluşturan yayıncılara ve emegi gecenlere teşekkür ediyorum. Bir hayal kırıklıgımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunu yergi kötüleme olarak görmeyin lütfen . Bunu bir trend yakalamış olan ADAM FAWER gibi degerli insanın yolundan saptıgının gözlemi olarak düşünün. OLASILIKSIZ ve EMPATİ yi bir solukta okumudum. Tadı damagımda kaldı. Uzun süre aklımdan cıkmadı. Bütün arakadaşlarıma tavsiye ettim. Bu kitapları bir hediye olarak verdim. Hala hediye olarak veriyorum.Oglum DENİZ Adam FAWER in OZ kitabını aldıgını görünce aksam alıp bir solukta okumak istedim. İlk 38 sayfayı soluksuz geçtim sonra ilerledikce baymaya basladı. Anlam bütünlügünü yakalamak icin kendimi souna kadar kitabı okumaya zorladım…. Fikir güzel başlamısken icersine masal kahramanları ve bildik hikayelere benzetmeler bana kitabın ZORLAMA ile yazıldıgı hissini verdi.. Bence bir yazar sırf yazmak için yazmamalı. Farklı oldugu icin yazmalı.Farklı dünyalara süükleyebildigi icin yazmalı. Okurunu alıp götürebildigi icin yazmalı. Adam FAWER de Olasılıksız ve Empatide bunları gördüm.. Bu tadı aldım.iKitabın kapagı bence gercekten berbat.Kitabın kendisine odaklanmayıp eski kitaplara gönderme yaparak onların hatırına alın der gibi.. Adam FAWER in ve diger iki kitabının reklamını yaparak, ön plana cıkartarak onların hatırına bu kitabı alın der GİBİ….. Kusura bakmayın bunları söyledigi icin.. Aksam gece 3 de OZ ü bitirdim. Sabah düsüncelerimi sizlerle paylaşma istegi oluştu. Sizden ricam bu düsüncelerimi samimi bir dostun, Kitap okurunun HİSLERİ olarak algılayın.. Lütfen kitaplarınızı kendiniz okuyun acele ile yayına sokmayın.. Önsözde buna vurgu yapılmıs, TÜRK halkına direk hitap edilmiş, onurlandırmak güzel ama benide acaleye getirdiniz der gibi duruyor KİTAP. Adam FAWER i adam yapan SİTİLİ stili bozmak, zorlama kitap yazmak olan masal kahramanlarına benzetmek onların dünyasını carpıtmak bence hic hos degil…. Empati ve OLASILIGI acılen yeniden okuyun, okuyun, tekrar OKUYUN farkı anlayın… Bunlar sabah kalktıgımda OZ kitabının bende bıraktıgı duygulardı… Sizleri kırdıysam özür dilerim… Güzel günler SİZLERİN OLSUN.”

Book:Oz

“Andreas -Bir keresinde, bir bayram sabahı kentin sokaklarından akan kanları görmüştüm, yağmur suları gibi yolun kıyısından usulca akıyorlardı ne var ki yağmur suyu değildi. Şehrin dört bir yanında insanlar tanrılarına kurbanlar kesiyorlardı. İşte o zaman anladım ki her yıl dört gün boyunca kutlanan bu bayram ilkel toplumlarda tanrılara kurban verilen ritüellerden başka bir şey değildi. İlyada’da ve Odysseus’da Homeros’un anlattığı türden yani... Hatta aztekler bu işi insan kurban verdirmeye kadar götürmüşler, düpedüz insan, bildiğimiz insan...rivayet odur ki bizde bu durumu engellemek için koçlar ihsan eylenmiş. Birbirimizi kesmeyelim diye yani, en azından bu sebeple. Bunu birisine anlatmak istedim, yıllardır bayram diye kutladığınız bu şey çok ilkel bir ritüel esasen, neyin bayramı bu diye, ilk insanlarda bu işleri böyle yapardı falan filan. Anlattım da, yüzünde bir türlü anlam veremediğim bir yarım tebessümle beni dinleyen bir tezgahtara, gülümsemesi beni anladığını ve onun için üzerinde düşünmeye değer bir şey söylediğimi mi gösteriyordu yoksa alışverişimi bitirip gidene kadar hoş tutması gereken sabırla dinlemesi gereken biri miydim onun için anlayamadım. O gün keşfettim dünyayı anlamak onu değiştirmeye yetmiyordu. Evet bu bir keşif, ben icat etmedim.”