Quotessence
Home / Quotes / Quote by Kate Jacobs

Quote by Kate Jacobs

“But her relationship with food was all about being Carmen of Seville. It was her truth, her statement to the world. And she didn't care if she had to use her beauty queen smarts to get people too take a bite- because once they had a taste of her flavors, of the garlic and olive oil and pinches of smoked paprika, pimentón,they would know. Carmen Vega wasn't just another pretty face. She was an artist.”

Quote by Kate Jacobs

Work

Comfort Food

This book provides a diverse range of recipes that evoke warmth and nostalgia, featuring classic and comforting dishes from various cuisines. more

Author

Kate Jacobs
Kate Jacobs

Kate Jacobs, born on January 11, 1959, is a renowned American author. Her works span various genres, including novels, non-fiction, and children's literature. Jacobs' writing is celebrated for its emotional depth and rich imagination. more

You May Also Like

“So, Nora leaves him in the end," she said, as they walked down the stairs. "What?" "In the play. A Doll's House." "That's right." Beatrice went to the sink. "She says she can't be anyone's wife or anyone's mother until she knows who she is. She walks out of their house and closes the door behind. It's this iconic moment. At least, that's what our teacher said." "That's very interesting.”

“Who was the artist? The line of her body was slim and softly feminine in a way that spoke to every one of his senses. Her hair, a rich mahogany had smelled wonderful, though he'd be hard-pressed to describe just exactly what it smelled like... fresh, he would have said, Or clean. Or sweet. But none of those words really seemed to apply, precisely. How he loved discovering the unique smell of a woman... a good place to start discovering it, he knew, was the nape of the neck. But there were other delightful places, too. He smiled, a wicked, private smile, which faded when he remembered he was not to be discovering the smells of females while he was in Barnstables. You were bloody quiet, she'd said. As though he'd thwarted her. He gave a bark of delighted laughter. It rather sounded like something he would have said.”

“Yaşam boyu ölümle ilişkisi olan, ölemediği için yaşamak zorunda kalan insanlardandım ben. Bir asalak gibi yapışıp kalmıştım hayata. Ardımda anımsanmak için bırakacağım hatırı sayılı arkadaşlıklar ya da bir statü yoktu. Ne bir sanat eseri ne de bilim adına bir şeyler yaratabilirdim. Benden, iyi bir baba da olmazdı. Geride bırakabileceğim tek eser, müphem ve her dem merak uyandıracak intiharım olabilirdi.”

“peru'ya gitmedin, siyah potinleri sevmedin, pembe çakıllı bir yolda yalınayak yürümedin. yapmadığın o kadar çok şey var ki insanın başı dönüyor, çünkü bizim de yapamayacağımız ne kadar çok şeyin olacağını gösteriyor. zamanımız yetmeyecek. sen beklememeyi seçtin. sonsuz sanıldığı için yaşama tutunulmasını sağlayan gelecekten vazgeçtin. insan tüm yeryüzünü kucaklamayı, tüm meyvelerin tadına bakmayı, tüm insanları sevmeyi isteyebilir. bizi umutla besleyen bu yanılsamalara sırt çevirdin.”

“Düşünün. İdam mahkumlarını, daha sonra öldürebilmek için ölümü bekledikleri sırada canlı tutuyorlar. Mahkumları, zamanı geldiğinde yargılayabilmek için intihar etmesinler diye gözetim altında tutuyorlar. Hiç anlamlı değil. Birini ölüme mahkum etmek doğal ama insanların bunu kendilerinin yapması değil, öyle mi? Size ne düşündüğümü söyleyeyim: Kendinizi öldürmeye çalıştığınızda insanlar sinirleniyorlar; çünkü bu, onların sizin hayatınızı birazcık bile kontrol edebilmesini engelliyor. Hayatınızı “olması gerektiği gibi” değil de, kendi istediğiniz gibi sonlandırmanızdan hoşlanmıyorlar.”

“...konuşmaya giriştiğimde anlatma gücüm duyduklarımı sınırlar oldu. o zaman duygularımdaki kolaylık kilitlenip anlatmada beni zora sokmuyordu. o gece sarsılanların içimdeki kargaşası, söz bulma gücümü zorladı benim. hayvansı bir çırpınma, arama karabasan içindeydim sanki. üstümden kabuk kabuk katlar beni eski kendimle çırılçıplak baş başa bırakmıştı. buna hazır değildim ki. can evimden bir şeyler sökülüyordu. kendimi öldürmeye kalktığımda artık bitecek diyordum. acılara karşı, acemiliklerle direnemezdim anla beni. oysa her şeyin değiştiğini bir anda görüp anlam veremeyişimden korkup yorulmuştum. kendimi yok etmek, yorgunluktan kaçmak, gülünç bulduğum şeylerle dolu her günkü gibi bir sabahın başlamasına son vermek için ilaçları avuçlayıp aldım. yatıp uyudum. uyanmamak, kör olayım ki sandığın kadar korkunç değil. emine ölüm buysa eğer... ne var ki yaşamak çok daha zor. yine de sana kendimi istediğimce anlatamadım. acı duymak değildi kaçma nedenim. hiç duymayışın ürküntüsüydü elimi kolumu bağlayan.”