Quotessence
Home / Topics / The Stand Quotes

The Stand Quotes

Browse 40 quotes about The Stand.

The Stand Quotes

“Shall I tell you what sociology teaches us about the human race? I’ll give it to you in a nutshell. Show me a man or woman alone and I’ll show you a saint. Give me two and they’ll fall in love. Give me three and they’ll invent the charming thing we call “society”. Give me four and they’ll build a pyramid. Give me five and they’ll make one an outcast. Give me six and they’ll reinvent prejudice. Give me seven and in seven years they’ll reinvent warfare. Man may have been made in the image of God, but human society was made in the image of His opposite number, and is always trying to get back home.”

“Er würde in den Tag hineinleben, nicht nachdenken, würde Leute - sich eingeschlossen - in verzwickte Lagen bringen, und wenn es zu schlimm würde, würde er auf seine Härte zurückgreifen und sich aus dem Schlamassel befreien. Und die anderen? Die würde er zurücklassen, damit sie selbst schwimmen oder untergehen konnten. Fels war hart, und diese Härte prägte seinen Charakter, aber er setzte sie immer noch destruktiv ein”

“In Ogunquit,” she said, “he was the most insufferable kid you could imagine. A lot of it was compensation for his family situation, I guess… to them it must have seemed like he had hatched from a cowbird egg or something… but after the flu, he seemed to change. At least to me, he did. He seemed to be trying to be, well… a man. Then he changed again. Like all at once. He started to smile all the time. You couldn’t really talk to him anymore. He was… in himself. The way people get when they convert to religion or read—” She stopped suddenly, and her eyes took on a momentary startled look that seemed very like fear. “Read what?” Stu asked. “Something that changes their lives,” she said. “Das Kapital. Mein Kampf. Or maybe just intercepted love letters.”

“Zeigen Sie mir einen einzelnen Mann oder eine Frau, und Sie werden einen Heiligen oder eine Heilige sehen. Zeigen Sie mir zwei Menschen, und sie werden sich ineinander verlieben. Geben Sie mir drei, und sie werden das bezaubernde Ding erfinden, das wir » Gesellschaft« nennen. Geben Sie mir vier, und sie werden eine Pyramide bauen. Geben Sie mir fünf, und sie werden einen zum Paria stempeln. Geben Sie mir sechs, und sie werden das Vorurteil neu erfinden. Geben Sie mir sieben, und in sieben Jahren erfinden sie den Krieg neu. Der Mensch mag nach Gottes Ebenbild erschaffen worden sein, die menschliche Gesellschaft aber ganz sicherlich nach dem Ebenbild seines Gegenspielers, und sie will immer wieder nach Hause.”

“Evet anne." Ağzı kupkuruydu,ama kendine dudaklarını yalama izni vermeyecekti.Onun yerine sıkıca birbirine bastırdı.Babamın çalışma odasında kırmızı elbiseli küçük bir kız var ve kahkahalar atarak bir kenarına mengene monte edilmiş masanın altında saklanmış ve sıyrılmış dizlerini göğsüne çekip,sırtını bin çekmeceli büyük dolaba yaslamış halde oturarak daima orada olacak.Çok mutlu bir kız.Ama annemin salonunda çişini köpek gibi tutmayı beceremeyen çok daha küçük bir kız var.Küçük,kötü bir köpek yavrusu gibi.Ve ben aksini ne kadar dilesem de o daima salonda kalacak.”

“Bir gün buraya dönüp sana katılma teklifini tekrarlarsan muhtemelen kabul ederim Stu.İnsan ırkının laneti bu.Sosyallik.Aslında İsa şunu demeliydi. "Evet,hakikaten,iki ya da üçümüz bir araya geldiğinde bir başkasının canına okuyacak." Sana sosyolojinin bize insan ırkı hakkında bilgiler verdiğini söylememe gerek var mı?Bak şöyle anlatayım.Bana tek başına bir kadın ve ya erkek göster,sana bir aziz göstereyim.Sayıları ikiyi bulursa aşık olurlar.Üç olursa, 'topluluk' adını verdiğimiz şirin oluşum meydana gelir.Dört kişi olurlarsa bir piramit inşa ederler.Sayıları beş olursa biri dışlanır.Altı kişi olduklarında önyargıyı tekrar icat ederler.Yedi kişi olursa yedi yılda savaşı tekrar icat ederler.İnsan,Tanrı'nın yeryüzündeki yansıması olabilir,ama insan toplumu,şeytanın yansımasıdır ve daima eve dönmeye çalışır.”

“Onu hiç görmemişti;görmesine gerek yoktu.Öğle vakti mısırlar arasından geçen gölge,soğuk bir hava dalgasıydı.Sesi,onu korkutmuş olan bütün seslere bürünerek ona doğru geliyordu...yumuşakça konuştuğunda merdiven altındaki tosvuranböceğinin bir sevilenin öleceğini haber veren tıkırtısı; yükseldiğinde kıyamet gibi batıdan çıkıp gelen fırtınayla yıldırımlar oluşuyordu.Bazen de mısırlar arasında esen yalnız gece rüzgarının hışırtısından başka hiç ses olmaz ama adamın orada olduğunu bilirdi ve en kötüsü de buydu, çünkü yüzü olmayan adam Tanrı'dan sadece birazcık eksik gibiydi; o anlarda Mısır üzerinden sessizce uçmuş,kapının kanla işaretlenmediği bütün evlerdeki ilk evlatları öldürmüş kara meleğe dokunabilecek kadar yakın olduğunu hissediyordu.Onu en çok bu korkutuyordu.Korkusu onu yine küçük bir çocuğa çeviriyor,diğerlerinin onu gördüğünü,ondan korktuğunu ama korkunç gücünü sadece kendisinin görebildiğini biliyordu.”

“İnsanın en büyük iki günahının kibir ve nefret olduğu söylenir.Öyle mi sahiden?Bana göre bunlar en büyük iki erdem.Kibir ve nefretten vazgeçmek,dünyanın iyiliği için çaba göstermek anlamına gelir.Oysa onları beslemek daha asil bir davranıştır; siz dünyanın iyiliği için değil,dünya sizin iyiliğiniz için çabalayacak demektir.Muhteşem bir maceradayım. Harold Emery Lauder”

“God was planning a cookout and all of civilization was going to be the barbecue. Already the charcoal was hot, white and flaky outside, as red as demons’ eyes inside. A huge thing, a great thing. His time of transfiguration was at hand. He was going to be born for the second time, he was going to be squeezed out of the laboring cunt of some great sand-colored beast that even now lay in the throes of its contractions, its legs moving slowly as the birthblood gushed, its sun-hot eyes glaring into the emptiness. He had been born when times changed, and the times were going to change again.”