Quotessence
Home / Books / Oda

Oda

Book by Mithat Terje · 20 quotes · Relationships, Love, Men

Filter quotes by topic

Oda Quotes

“Beklemediğim bir şekilde onun da bana meydan okuyup hislerime karşılık vermesiyle beynimde başlayan fuzuli acılar, kalbimdeki kramplar ve bu kusurlu güzellikteki lahzaya karşı titremelerle sarsılan dudağımı, onun dudaklarına götürdüm ve gözlerimi kapattım. Sıcaklığının tüm bedenime yayılmasını beklerken, içimden bir şeylerin uçup gitmesini bekliyordum. Oysa tahmin ettiğimden daha feci bir şekilde sarsılarak, kanatlarını ciğerlerine saplaya saplaya boğazımdan çıkmaya çalışan beyaz güvercinlerdi beni yerime sabitleyen. Kımıldayamıyordum.”

“Böyle bir toplum, kimseye güç vermez. Güçlü erkek güçlü doğmamıştır, güçlü olma yolunda giderken kendisini yavaşlatan her şeyden feragat etmiştir ve seni büyüleyen budur. Sana bir kadın olarak sahip olduğun hiçbir erdemi terketmemen öğütlendiğinden, seni yavaşlatan şeylerle dolusundur ve bu bahsettiğim erkeği gördüğünde nasıl senin olamadığın kadar görkemli ve güçlü olduğuna, bir tavus kuşuna bakan küçük bir çocuğun gözleriyle bakıyor olacaksın. Onun gibi güçlü olmayı isteyeceksin, olamadığını gördüğünde, eğer öyle güçlü biri seni severse, en az onun kadar güçlü olacağına inanacaksın. Oysa bilmiyorsun: Öyle güçlü bir erkek, kimseyi sevemediği için öyle güçlüdür ve yanıldığını gördüğün an çok feci düşeceksin. O erkeği gördüğünde gözlerini kocaman, kötü cadıdan kaçan bir masal kahramanı gibi aç. Çünkü hayal kırıklığını bir yenisini kurarak, yaralarını ise sararak iyileştirebilirsin ama kalp kırığını göremeyeceksin. Göremediğin şeyden korkacaksın ve korkunun utanca, tükenişe dönüştüğüne şahit olurken büyüyen kırıkla birlikte, sen de en başta ilerliyor olman gereken yoldan geri dönemeyeceğin kadar uzakta olacaksın.”

“Erkeklere hayran olma. Anladın mı? Çünkü senden fazlaları oldukları için değil, aksine, senden bir kadın olarak korumanı beklenen erdemlerden arındıkları ve senden çok çok daha azı oldukları için, kıvılcımlar çıkaran bir meteor gibi düşüyorlar yeryüzüne. Ve çıkan sesin gürültüsüyle onların senden daha güçlü olduğuna inanacaksın. Hayran olacaksın, onlar seni sevsin diye kıvranacaksın ve başaramadığında ya da başaramadığına inandırıldığında sorunun kendinde olduğunu düşüneceksin. Gözlerin öyle kör olacak, gördüğün şeyin kayan bir yıldız olduğunu sanacaksın ama hayır… Düştükleri yeryüzünde masum-zalim ayrımı yapmadan herkese zarar veren bir meteordur erkekler ve senden daha hafif oldukları için yörüngelerinden çıkmışlardır… Senden daha güçlü değiller küçük kız, sadece daha özgürler, çünkü yüksüzler.”

“-Başka ne öğrendin? -Karşındakini tanımayı arzulamanın gerçekten aptalca olduğunu öğrendim. -Neden? Değiştiremezsin ki. Onlar ‘var’. Sadece var. Düşünsene, ilkokulda tahtaya yazılan problemler gibi insanlar. Onları anlamaya çalışmak, istenilen ve verilenleri yazmak gibi ve… Madem çözemeyeceksin, madem soru hatalı, kitabı kapatıp gitmek daha iyi. Elinde tebeşirle beklemenin, yazarken ciğerine kaçan tozlarla bünyende terör estirmenin ne gereği var? Sadece karşındaki insanı yaşa, daha fazlası yok. -Unuttun mu onu? -O sadece bir erkek ve düştüğü yeri yakıyor. Artık biliyorum.”

“Sürekli yanyana yürümek, her yere birlikte gitmek, birlikte yemek, yardımlarını esirgememek… Bunlardan fazlası olduğunu düşünüyorum aşkın. O da bana, aşkın bunlardan fazlası olduğunu söylüyor. Gerçek aşkın bunlardan çok daha fazlasını ihtiva eden, henüz anlaşılamamış, insanın beynine yerleşen ve kalp atışlarını değiştiren bir organizma olduğunu söylüyor. Bir mikrop gibi… İnsanı zayıflatan bir mikrop. Bundan sonra aşkı o şekilde hayal etmeye başlıyorum ben de. Ama o, “mikrop insanın beynine yerleştiğinde iki farklı şey olur” diyor. “Ya aşkın –bundan fazlası- olduğuna inandığımız şeyleri tecrübe ederiz, ya da bunların hiçbirisini tecrübe etmeden, sırf aşkı bulduğunu söyleyen diğer insanlar gibi olabilmek için, onların yaptığı şeyleri taklit etmeye başlarız.”

“Bazıları için aşkın tanımı buydu. Derslerde en arkaya otururlar. Yaz günü 40 derece sıcakta giydikleri blazer ceketleri ve ucuz popülerliğin son moda pop şarkılarını bangırdattıkları, sanayiden 100 Lira’ya temin edilmiş çakma ses sistemleriyle donatılmış, viteslerine bir tespih geçirilmiş arabaları olur. Hocaya sordukları sorularla onu bozmaya çalışır ve kendi esprilerine vahşi bir hayvanın boru gibi sesiyle gülerler. Bütün cümleleri gramer teröründe gazi madalyası alacak kadar bozuktur ve sonlarına mutlaka bir küfür yerleştirirler. Anlaşılamaz ve yersiz bir özgüvene sahiptirler. İşte yüzlerinden bela akan, gittikleri her yerde ezelden oralıymış gibi davranan, at hırsızından dönme bu tip erkekler için her kızla yatmıyor olmak aşkın tanımıydı. Yatabilirlerdi. Ama yatmamayı tercih ederek asaletin pençesinde aşk ıstırabı çekerlerdi.”