Quotessence
Home / Quotes / Quote by Mine Söğüt

Quote by Mine Söğüt

“Bu şehir öyle bir şehir ki , küçük bir kız üzülür, üzüldüğü anlaşılmaz. Kuşlar cehennem çığlıklarıyla ötüşür, duyan olmaz. Bir ağaç acıkır, kimse ... hiç kimse umusamaz.”

Quote by Mine Söğüt

Author

Mine Söğüt

Browse famous quotes and profile details for Mine Söğüt. more

You May Also Like

“Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam ... şehir tehditten arınır mı? ... binbir çeşit kadınlık hali yepyeni bir kadere kavuşur mu? Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez. İşte bu yüzden, bu şehirde ben her gün kendimi defalarca öldürürüm. Bomba olur patlarım; kulesinden, köprüsünden aşağı atlarım. Elimde bir bıçak her yerime saplarım. Tavandaki bütün ipler kendimi asmam için sallanır. Arabalar atlamam için yol alır. Denizinde, lağımında, çöpünde kimliksiz cesedim. Kimsesizler mezarlığında daracık çukurlara sığar dev cesaretim.”

“Hayat sana karanlık, manasız gelir. İnsan, biraz evvel senin zırvaladığın gibi felsefeler yapmaya başlar. Hatta yavaş yavaş onu da yapamaz ve canı ağzını açmayı bile istemez. ... Bu depresyon kelimesine yapışıp iç sıkıntısının uçsuz bucaksız denizinde bocalarken karşına uzun zamandan beri görmediğin bir ahbap çıkar kılık kıyafetinin düzgünce olduğunu görür görmez derhal aklına kendi meteliksizliğin gelir ve gafil dostundan, talihin varsa, bir iki lira borç alırsın...İşte ondan sonra mucize başlar. Şiddetli bir rüzgâr ruhundan bir sis tabakasını sıyırıp götürmüş gibi içinin birdenbire aydınlandığını, bir hafiflik bir genişlik duyduğunu görürsün. Eski sıkıntı pır deyip uçmuştur. Gözlerin etrafa memnuniyetle bakar ve sen de gevezelik edecek bir arkadaş aramaya başlarsın. İşte iki gözüm, ciltlerle kitabın, saatlerce tefekkürün yapamadığı işi iki kirli kağıt başarır. Sen ruhumuzun bu kadar ucuz bir bedel mukabilinde takla atmasını haysiyetine yediremediğin için belki daha asil sebepler peşinde koşarsın...”

“Bin yıllığın susuzluğuyla, zihninde yaşayan suratları belirsiz varlıklarla içiyordu. (...) Tanrı’ya duyulan kırgınlıkla, yaşama duyulan nefretle içiyordu. (...) Geçmişteki her yaşı için, her yaşına ait bir başka kendisi için, her başka kendindeki her acısı için içiyordu. Geleceğin dayanılmaz belirsizliğine, geçmişin ulaşılmaz yakınlığına içiyordu. (...)”