Quotessence
Home / Quotes / Quote by Orhan Pamuk

Quote by Orhan Pamuk

“Anları birleştiren ya da müzemizde olduğu gibi, anları içlerinde taşıyan eşyaları birleştiren çizgiyi gözümüzün önüne getirmeye çalışmak, hem çizginin kaçınılmaz sonucunu, ölümü hatırlattığı için hem de çizginin kendisinin -çoğu zaman hissettiğimiz gibi- pek bir anlamı olmadığını yaşımız ilerledikçe acıyla kavradığımız için üzer bizi.”

Quote by Orhan Pamuk

Work

The Museum of Innocence

Orhan Pamuk's novel is a richly detailed exploration of the complexities of human emotions, focusing on the protagonist's obsession with a woman he loves but cannot have. Set in the backdrop of Istanbul, the story unfolds through the protagonist's meticulous collection of items that symbolize his love and the passage of time. The novel delves into the intricacies of memory, desire, and the passage of time, offering a poignant and introspective look at the human condition. more

Author

Orhan Pamuk
Orhan Pamuk

Orhan Pamuk, born on June 7, 1952, is a renowned Turkish novelist. His works are characterized by their depiction of Turkish society, history, and culture, and have won him a wide audience. Pamuk has received the Nobel Prize in Literature and is considered a leading figure in Turkish literature. more

You May Also Like

“Zamanın şimdi söylediği bir şeye üzülmek ya da sevinmek insanoğlunun ebedi hastalığıdır! Bir şey oldu, hemen üzülme, bekle; bir şey oldu, hemen sevinme, bekle, zamanın daha sonra söyleyeceği sözü bekle çünkü zamanın zaman geldiğinde söyleyeceği söz zamanın şimdi söylediği sözden daha önemli çünkü zaman son sözünü çöpe atabilir ve şimdi söylediğini sonra tamamen değiştirebilir!”

“Geçmişteki her şey, hayatımız boyunca karşılaştığımız her insan, her bir eşya ve nesne, bizi oluşturan birer fırça darbesiydi. İnsan bir resim tablosuydu. Zamanla hayatımıza giren ve çıkan her şey, resmimize bir fırça darbesi indiriyor ve bizi oluşturuyordu. Onu böyle biri yapan da bu fırça darbelerine dönüşen yaşadıklarıydı ama bazı nadir insanlar vardı ki, onlar, çevrelerinin ve başkalarının fırça darbelerine olanak tanımadan, kendi resimlerini kendileri çiziyor, kendi kendilerinin yaratıcısı olmayı tercih ediyordu.”

“Buraya geldikten kısa bir süre sonra, beynim hâlâ bu manastırı Avrupa'daki bir fabrika kadar verimli hale getirmek için yapılabileceklere dair planlarla vızır vızır işlerken, Swami V.ye, daha sonra da bizzat Mahanta Maharaj'a gidip tarihöncesinden kalma kullanışsız yöntemlerinden vazgeçmeleri gerektiğini saygılı ama kesin bir tavırla söyleme cüretini göstermiştim. Kumaş her yıkandığında çok fazla gerua boyasının aktığını, dolayısıyla giysilerin kısa sürede yeniden boyanması gerektiğini belirtmiştim. Bir kimya firmasıyla anlaşsaydık da bize hakikaten kalıcı ticari boya hazırlasalardı, o tür boyayı kullanmak hem daha hızlı hem de çok daha kolay olurdu, ayrıca böylece birörnek bir gerua tonu elde edilir ve çok daha uzun süre dayanırdı. Mahanta Maharaj bunu biraz eğlenceli bulmuş görünmüştü ama beni hor görmemişti. Bu değişikliği yapmanın ne anlamı olacağını sormuştu kibarca. Bir an için ona öfkelenecektim az daha, söylediklerimi dinlemediği hissine kapılmıştım. "Bu sayede zaman kazanırız da ondan, Maharaj" demiştim. O zaman Maharaj çok derin anlamlı felsefi bir söz söylemişim gibi ciddi ve düşünceli bir tavır takınmış, sonra "Ah evet, zaman" diye mırıldanmış ve ardından sessiz kalmıştı.”