Quotessence
Home / Quotes / Quote by Mehmet Murat Ildan

Quote by Mehmet Murat Ildan

“İçinde büyük bir boşluk hissediyorsan, boşluğundan kurtulmak için boşluğa atlamanın hiçbir anlamı yoktur, çünkü boşluğu boşlukla dolduramazsın!”

Quote by Mehmet Murat Ildan

Author

Mehmet Murat Ildan
Mehmet Murat Ildan

Mehmet Murat Ildan is a renowned Turkish writer born on May 16, 1965. His works span various literary forms including novels, essays, and poetry, and have gained widespread popularity among readers. more

You May Also Like

“Aslında intiharı aklım almıyor. Yaşamdan, şeylerle bizim varlığımızın özünün bu çirkin ama önlenemez karışımı olan yaşamdan zor kullanarak kopmayı anlıyorum ama bu işin kendisi, bu kopuşun serüven yanı, çekmiyor beni. Uzun zamandır ölüm, benim için bir değer taşımıyor. Anlamıyorum, insanın bilinçli bir biçimde, kendinde neyi yıkabileceğini; kendi istemiyle ölse bile. Varlığımızın içine Tanrı'nın yaptığı baskındır sözkonusu olan; işte bu varlığımızla kendi varlığımızı yıkmak sorunu çıkıyor karşımıza. Varlığımızla ilişkili bir şey var ve bu, varağın maddesel yanının tümleyicisi durumundadır ama o öldü diye kendisi de ölmemektedir. Yaşamın bu altedilmez egemenliği, doğanın bu yapışkanlığı, reflekslerin ve akılalmaz, gizli uzlaşmaların oyunuyla giriyor yaşamımızın özüne, olanak bırakmadan bizim girmemize. Hangi yönden kendime bakarsam bakayım anlıyorum ki devinimlerimin hiçbiri, düşüncelerimin hiçbiri, benim değil. Bir gecikmeyle hissediyorum yaşamı, umutsuzlukla farkediyorum ondan kopmadığımı.”

“(...) başını yukarıya kaldırdı ve yaşlı zeytin ağacının güçlü dallarıyla göz göze geldi. “Kafama bir elma düşeceği ya da dünya tarihini değiştirecek bir olayın başkahramanı olacak değilim. Ama… Ama şu koca zeytin ağacının dalları benim tarihimi tamamen değiştirebilir. Ufak bir cesaret ve duygu patlaması yeterli… İşte bu benim için her şeyi değiştirir…” Can kendinde değildi. Onu yöneten karanlık düşünceleriydi. Kapkaranlık, derin hislerin, ölümcül düşüncelerin kontrolündeydi. Mağlup hisseden benliğiyle boşluğa bakarak konuşmaya başladı kendi kendine. - Ölüm kollarını açmış ve beni kolları arasına davet ediyor. Hiçlik artık içime sığmıyor. Bana ait her şeyi düşlüyor…”

“İstediğin an, istediğin yerde canına kıyabilirsin. Bir şeye sinirlendiğinde ya da bir olay yüzünden canın yandığında ve yaşamak istemediğinde aklına şunu getir. “İstediğim zaman canıma kıyabilirim. Çektiğim acıların önemi yok. Tüm can sıkıntılarımdan, yaşamımdan istediğim an kurtulabilirim. Özgürüm!” Hayat çekilmez ise kendine gelecek tarihli bir intihar planı yap. Kendine de ki: “O zamana kadar yine her şey aynı devam ederse canıma kıyarım.” İşte bu erteleme ve sahip olduğun özgürlük ile istediğin zaman acılardan kurtulma hakkı seni tüm sorunlara karşı daha güçlü kılacak ve sorunlar senin için hiçe dönüşecekler. Çünkü panzehir kendi elinde olacak. İntihar edebilme özgürlüğünün verdiği muazzam güç seni yaşatacak.”

“Bir şeylerin sonuna geldiğini hissediyordu. “Şimdi oturduğum yerden kalkıp başka şehirlere gidebilirim. Çok zengin olup dünyayı gezebilirim. Kültürleri tanıyabilir ve çeşit, çeşit insanla tanışabilirim. Hayatımın ilerisi için hedefler koyabilir, amaçlar üretebilir, anlamlar ve değerler yaratabilir ve başarı basamaklarını dörder beşer atlayabilirim…” (...) “Altmış beş yaşıma kadar çalışıp tüm başarıları elde edebilirim. Birilerine anlam yükleyip onları yanımda tutmak için her şeyimi feda edebilirim. Bir köpek sadakatiyle bağlı kalmayı öğrenebilirim. İşimde yükselmek için üstlerime boyun eğebilir, boyun eğdikçe örselenebilirim. Kazandığım paralarla dünyayı gezip farklı kötülükler, kültürlere özgü farklı şeytanlıklar deneyim edebilirim. Paranın farklı biçimleriyle farklı varoluşlar tadabilirim. Coğrafyalara özgü farklı var oluşlar! Bir insanın Türkiye’de yaşadığı var oluş ile Finlandiya’daki var oluş deneyimi aynı olmayacaktır elbette! Fakat… Bir mümin sabrıyla istediğim her şeyi elde ettikten sonra ne olacak? Tüm başarılar, hedefler ve amaçlar gerçekleştirildiğinde, anlamları tükettiğimde, erişilecek yeni bir şey kalmadığında ne olacak? Hiçbir şey… Tıpkı hayatım gibi cümlelerin hepsi anlamsız. Bir insanın nasıl ki yaşamak için suya ve yemeğe ihtiyacı varsa; kendini aldatabileceği yalanlara, anlamlara, tüm hayatını serebileceği zaman kavramına da ihtiyacı pekala var. Bir insanın nefes alması yaşadığı anlamına gelmiyor… Yaratıcı insan! Ahlak yasaları koyan, evrensel yalnızlık korkusu içinde tanrılar var eden, kendi canını her şeyden çok kutsal görebilen ve özgürlüğü için kan dökmeyi helal gören ama hiçbir zaman huzura kavuşamayan insan… İnsan olarak var olmayı ben seçmedim, ama son vermeyi seçebilirim. Kollarımdan alacağım küçük bir güç ile bedenimi öne sürerek birkaç saniye içinde tüm acılarıma, kaygılara, geçmişe ve geleceğe, kısacık bir an ile son verebilirim. Acılarımı acıyla dindirebilir ve zehri panzehir olarak kullanabilirim…”

“Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam ... şehir tehditten arınır mı? ... binbir çeşit kadınlık hali yepyeni bir kadere kavuşur mu? Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez. İşte bu yüzden, bu şehirde ben her gün kendimi defalarca öldürürüm. Bomba olur patlarım; kulesinden, köprüsünden aşağı atlarım. Elimde bir bıçak her yerime saplarım. Tavandaki bütün ipler kendimi asmam için sallanır. Arabalar atlamam için yol alır. Denizinde, lağımında, çöpünde kimliksiz cesedim. Kimsesizler mezarlığında daracık çukurlara sığar dev cesaretim.”