Quotessence
Home / Authors / Ozan Önen

Ozan Önen Quotes

Author

Filter quotes by topic

Famous Ozan Önen Quotes

“Canım insan çekiyor: Yan çizmeyen. Dolaysız. Güzel şeylere iştahı kabarık. Hevesini, tutkusunu yitirmemiş. Dünyayı seninle yeni baştan tasarlamaya aday... Deneyime açık. Boğmayan ama isteyen... Yeni fikirlerle ayağa kalkan, mızmızlanmayan ve laçkalaşmayan... Dedikodusuz, yalansız, çekiştirmesiz, seni bütünleyen, seninle bütünlenebilen.”

“Ben... En çok... Güzel bahaneler uyduranları sevdim... Ha bire açıklama yapanları, açıklama yapmamı mütemadiyen zorunlu kılanları değil... Diyelim ki bir gece körkütük içmek için... Diyelim ki aniden ve yeniden, en temiz yerden sevmeye başlamak için bahane... Diyelim ki çok güzel bir şeyi delidolu överken, onunla kendimizi daha güzel ve hür hissedebilelim diye bahane...”

“Rakı içen kadın gülüyorsa, o gülüşün ardında en az dokuz roman, on dört tane de film repliği yatar. Rakı içen kadının gülüşünde bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır çünkü: Büyük güler, büyük susar. (...) Rakı içen kadın, baharın ta kendisidir: Keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında, bir kıyıda köşede gecesefası gibi açar. Rakı içen kadın, afet-i devrandır. Rakıda, ruhlarımızın tüm çingene dekoru saklıdır ve çok sevdiğin yazarların, şairlerin ve filozofların gölgesinde, rakı içen kadınları gerçekten sevdiğini anlarsın. (...) Rakı içen kadın, rakıyı lıkır lıkır içiyorsa, başka bir anlamı oluverir o gecenin; rakıyı ağırdan alıyorsa, bambaşka bir anlamı... Ehlikeyiflere sığmaz gecenin çakırkeyfi. Bilirsin ki rakı içen kadın, herkesle rakı içmez ve eğer seninle rakı içiyorsa, senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer vardır. Rakı içen kadın, cihanda sulhtur; ağdalı değil, nağmeli sever.”

“Kimi yaz geceleri Ay, gözüne öyle büyülü görünür ki Ay’a bakakalmışken başka biri olursun... Bir heykeltıraş o halini mermere yontmaya kalkışsa; yüzüne bakınca başka bir canlı görür: İnsan değil, hayvan değil, bitki değil, mantar değil... Lysippos’un, Polykleitos’un, Fidias’ın ellerinden çıkmış bir Antik Yunan sureti olur yüzün; Ay’ın lahikası sen olursun... Üzüm üzüme baka baka n’oluyorsa; Ay’a baktıkça, güzel bir dolunay olursun, ilkdördün olursun, hilâl olursun, parlayan olursun... Yaz gelir ve ‘Daha kaç yazımız kaldı ki?’ diye sormak, en mühim işimiz olur. Bakarsın, en güzel yazımız olur bu yaz... Bakarsın, bu defa, okşarız ayva tüylerini gecenin.”

“Portekizcede ‘saudade’ diye bir kelime vardır: Artık kaybolmaya başlamış, nadirleşmiş veyahut tamamen kaybedilmiş bir şeyi ya da bir kişiyi derinden özleme hissi demektir bu... Osmanlıcada ve günümüz Türkçesindeyse, ‘saudade’ kelimesini anımsatan, Arapça kökenli bir kelime bulunur: Süveyda. Tasavvufta, ‘kalbin tam ortasında, gizli günahlarımızın saklı durduğuna inanılan, küçük, kara nokta’ demektir süveyda... İşte, bu kara nokta, mazinin kalpte yarattığı sarsıntılarla büyümeyi bir hayli sever... Aşkla bağlandıklarını, –aşkla bağlandıkların yanında olsalar da olmasalar da– kalbindeki süveyda sarsıldığı için, bir gün, durup dururken, gümbür gümbür bir pişmanlıkla, daha önceleri hiç özlemediğin kadar şiddetli özlersin...”

“Bazı fotoğraflarımız vardır ki, o fotoğraflar, bize aslında kim olduğumuzu, onlara her baktığımızda, olanca güçleriyle hatırlatırlar: Artık, o fotoğraftaki insan olmadığımızı oldukça iyi bilmemize rağmen, bir şey, bize yeniden o fotoğraftaki insan olmayı çıldırtasıya özletir: Böyle fotoğraflara bakarken, içimizden akıp geçen duygu tarihi, bizim için hakiki bir kimlik kartı yerine geçebilir bu cihanda...”

“Aynı kişi olmanı bekliyorlar: Aynı düşman. Aynı sevgili. Aynı çocuk. Aynı yazar. Aynı esnaf. Aynı isyancı. Aynı çizer. Aynı arkadaş. Aynı amatör. Aynı tanıdık. Aynı yabancı... Seni ‘öyle’ tanımış olanlar, seni hep ‘öyle’ görmek istiyor: Halbuki eski düşmanların bile en temel stratejik hatasıdır ‘seni hâlâ o kişi sanmaları’.”

“Biri konuşurken 'Konuşma sırası bana gelince ne söylerim?' diye düşünmek yerine, karşımızdakini hakikaten anlamak istediğimiz için sadece dinlemeye koyulurduk. Yaşam tarzını ve egosunu birbirine dayatmadan birbirini dinlemek isteyen insanlar mümkün olunca; beklentisi olmadan özür dileyenlerimiz de olurdu, özür beklemeden affedenlerimiz de.”

“Bugün, birkaç duble ilkbahar içip kırlarda volta attım... Aramızdaki şehirleri çıkardım, mesafelerden kurtuldum. Çıngar çıkardım takvimler arası. Kelimelere gelişine vurdum. Yırttım attım haritaları, anayasaları. Seninle bin kez daha dağıldım sayfalar üstü, cemreler sonrası, adalar arası... Seni var ya, seksen milyonlarca kez öptüm saydım. Cıvıl cıvıl bir şehir akşamının sokaklarında buldum kendimi... Çiçekli bir baharın koynundan taştım. Çıplak ayaklarından öptüm say seni: Geldim, sokuldum, koltuk altından öptüm seni... Gülen gözlerinden bin kere öptüm. İçim ilkbahar sabahı, dışım yaz gecesi... 'Florebo cuocumque ferar' diyor bilgenin biri: 'Taşındığım her yerde çiçek açacağım' demiş yani. Yürüdüğüm her yerde çiçek açtım bugün... Ben bugün, ilkbaharın kendisi oldum. Bilmem, senin bundan haberin var mı?”