Quotessence
Home / Quotes / Y Quotes

Y Quotes

Browse famous quotes beginning with Y. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All Y Quotes

“Yawn... I believe that I love sleep much more than anybody I’ve ever met. I have the ability to sleep for 2 or 3 days and nights. I will go to bed at any given moment. I often confused my girlfriends this way— say it would be about onethirty in the afternoon: “well, I’m going to bed now, I’m going to sleep…” most of them wouldn’t mind, they would go to bed with me thinking I was hinting for sex but I would just turn my back and snore off. this, of course, could explain why so many of my girlfriends left me. as for doctors, they were never any help: “listen, I have this desire to go to bed and sleep, almost all the time. what is wrong with me?” “do you get enough exercise?” “yes…” “are you getting enough nourishment?” “yes…” they always handed me a prescription which I threw away between the office and the parking lot. it’s a curious malady because I can’t sleep between 6 p.m. and midnight. it must occur after midnight and when I arise it can never be before noon. and should the phone ring say at 10:30 a.m. I go into a mad rage don’t even ask who the caller is scream into the phone: “WHAT ARE YOU CALLING ME FOR AT THIS HOUR!” hang up… every person, I suppose, has their eccentricities but in an effort to be normal in the world’s eye they overcome them and therefore destroy their special calling. I’ve kept mine and do believe that they have lent generously to my existence. I think it’s the main reason I decided to become a writer: I can type anytime and sleep when I damn well please.”

“Yazar, günümüz fizik ve astrofizik dünyasındaki katı yapıyı eleştirerek, bilimin özündeki anarşist ruhu ve yaratıcı düşünceyi yeniden canlandırmayı hedeflemektedir. Metin, antik İyon felsefesindeki logos ve mitos arasındaki dengeyi, modern kuantum mekaniği ve topoloji ile harmanlayarak doğayı anlamanın yeni yollarını önermektedir. Özellikle ROSE postulatı aracılığıyla, fiziksel yasaların ötesindeki yapısal gerçekliklerin ancak topolojik yaklaşımlarla kavranabileceğini savunmaktadır. Bilimsel ilerlemenin sadece deney ve gözlemle değil, felsefi derinlik ve estetik sezgiyle mümkün olabileceği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak bu kaynak, bilimi ideolojilerden arındırarak hakikate ulaşma yolunda daha özgür ve disiplinlerarası bir bakış açısı sunmaktadır.”

“Yazarken duygusal gelgitler yaşamanın kaçınılmaz olduğunu anlamıştı. Bir gün çok beğendiği bir cümleyi ertesi gün hiç sevmiyordu. Bir gün yazmaya inancı tamken, ertesi gün ülkede olup bitenleri düşünüyor, yazmak, üstelik dünyayla pek ilişkisi olmayan bir kahramanın romanını yazmak ona çok ahlaksızca geliyordu. Sonra, asıl dünya böyle bir yer olduğu için yazmak ahlaklı kalmanın bir yolu, diye düşünüyordu.”

“Yazdıklarımın bugün bazı okulara, özellikle de gençlere anlaşılmaz geleceğini, kafa karışıklığı yaratacağını biliyorum. Ne yazık ki aradan geçen yıllar içinde bilinçli olarak yaratılan kutuplaşma, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yetişen kuşaklardaki anlayışı sezmemizi engelliyor. Öyle ya; Yaşar Kemal Kürt değil mi, düşüncelerinden dolayı hapse mahkum edilmedi mi, solcu değil mi, TİP'in kurucuları arasında yer almadı mı, ömrü boyunca cuntalara, darbelere, faşizme karşı savaşmadı mı? O halde nasıl olur da Mustafa Kemalci olur! .... 13 yılını hapiste geçirmiş olan Nazım Hikmet de Mustafa Kemal hayranıydı, o dönemin diğer yazar ve şairleri de. Atatürk'ü eleştirerek, hatta hakaret ederek "aydın olma" modası, o dönemin yurtsever entellektüellerinde yoktu. Çünkü Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'daki kadın ve erkeklerin üzerine çökmüş olan Ortaçağ karanlığını yırtıp atmış bir kahramandı, devrimciydi. Bu yüzden Nazım Hikmet ona yazdığı mektupta "Tanıdığım en devrimci baş sensin" diyor ve onun başı üzerine yemin ederek, sistemin kendisine kurduğu tuzaklardan kurtulmaya çalışıyordu. ("Sen" diye seslenmesi, mertebelerin en büyüğü olarak algılanmalı. Bu kadar saygı duymasa "siz" derdi. Ya da "zat-ı aliniz" gibi bir "tabasbus" deyimine sığınırdı.)”

“Yağmur yağıyordu; seyrelmeden, yavaşlamadan, hiç ara vermeden külrengi gökyüzünden dökülen sonsuz bir ırmak gibi İstanbul'a yağmur yağıyordu. Görkemini kaybetmiş saraylara, hükmünü yitirmiş tapınaklara, her gün biraz daha küçülen parklara, her gün biraz daha azalan ağaçlara, her gün biraz daha kirlenen denize, her gün biraz daha çoğalan şekilsiz binalara, her gün, her gece sıkış tepiş bu binalara sığınmış insanlara, bu kadar ihanete, bu kadar alçaklığa, bu kadar yağmaya rağmen güzelliğini hâlâ koruyan bu kadim kente yağmur yağıyordu.”

“Yaşam, bir çatlayıp dağılma işlemidir zaten, gelgelelim oyunun en çarpıcı bölümünü oluşturan vuruklar -dıştan gelen ya da dıştan geldiği sanılan büyük, beklenmedik vuruklar- anımsadıklarınız, özürlerinizi yükledikleriniz, -etkilerini hemen göstermezler öyle. İçten gelme bir başka tür vuruk vardır ki- ancak onunla başedemeyeceğiniz kadar geciktiğinizde duyarsınız varlığını, bir bakıma artık eskisi kadar sağlıklı biri asla olamayacağınızı sezdiğiniz bir gün. Birinci tür çözülüşün çabuk olup bittiği sanılır oysa ikinci, nerdeyse biz bilincine varmadan olup bitmiştir de ansızın fark ediliverir.”