Quotessence
Home / Quotes / Y Quotes

Y Quotes

Browse famous quotes beginning with Y. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All Y Quotes

“Yahweh demanded justice for the poor, compassion and equality for foreigners and refugees, systemic redress for poverty, structural mechanisms to protect the homeless and family-less from abuse and destitution, fair and equitable distribution of land, integrity in the judicial system, humility, simplicity and morality in the government (as opposed to wealth, women and weapons), etc. etc. If you want that kind of society, you need to be faithful to the living God.”

“Yakında kendi kişiliklerimizden ve kişiselliklerimizden korkmaya başlayacağız, çünkü onların hiç de sonuna kadar bizim olmadıkları, bizler için apaçık olacak. Ve “Ben buna inanıyorum – ben bunu hissediyorum – ben böyleyim – ben bunu savunuyorum,” diye bağırıp çağırmak yerine, yumuşak başlıkla “Beni buna inandırıyor ki – bana bunu hissettiriyor ki – bana bunu söyletti, yaptırdı, düşündürdü ki,” diyeceğiz. Ozan kendi şarkısını hor görecek. Önder kendi buyruğu karşısında zangır zangır zangırdayacak. Rahip sunaktan ürkecek ve anne de oğluna sadece ilkeleri değil, fakat onu boğmasınlar diye onları atlatabilme becerisini de aşılayacak.”

“Yale tried to say some­thing, but didn’t know how to be­gin. It had to do with a walk he once took with Nico and Richard around the Lin­coln Park la­goon, the two of them shar­ing Richard’s Le­ica. It struck Yale that day how they both had a way of in­ter­act­ing with the world that was si­mul­ta­ne­ously self­ish and gen­er­ous—grab­bing at beauty and re­flect­ing beauty back. The benches and fire hy­drants and man­hole cov­ers Nico and Richard stopped to pho­to­graph were made more beau­ti­ful by their notic­ing. They were left more beau­ti­ful, once they walked away. By the end of the day, Yale found him­self see­ing things in frames, saw the way the light hit fence posts, wanted to lap up the rip­ples of sun on a record store win­dow. He said, “I get it, I do.”

“Yalla Ciao (Divine Melody, S.2450) What have you done oh, tonto hermano, mountain of lies after lies after lies, lies, lies! What have you done oh, gringo hermano, ripped off el mundo from its core. You don't need AI, you don't need rockets, oh brother ciao, yalla ciao, yalla ciao, ciao, ciao! Bedlam is empty, loonies rule government, now just go call your medico!”

“Yalnız kalınca Cranio'nun sözlerini yeniden düşündü. Haklıydı. O uzaktaki savaşın çalkantısının yarattığı dalgalar bu sakin suları da bulandırmaktaydı. Karşıt çıkarlar arasındaki bu çekişme bir zincirleme tepkime halinde masum halkları da kendi içine çekiyordu. Fakat şimdi kendini düşünmeliydi ve yaşamının geri kalan kısmında ne yapacağına karar vermeliydi. Keşiş onu komuta etmeyi bilmemekle suçlamıştı ve haklıydı da, ama işin aslı şu ki, o buna hiç aldırmıyordu. Onu bireyci olmakla da suçlamıştı ve bu da doğruydu. Peki ama niye akmakta olan bir akıntıdan faydalanmakla sınırlandırmalıydı kendini? Neden kendini, bir kural, bir ordu, bir saflaşma içine hapsetmeliydi? Hayatın kokusu onu her zaman deneyimlerin, ülkelerin ve insanların en umutsuzlarına doğru çekmişti. Yaşam oyunu çok hassasi nazik bir oyundu ve çok fazla dikkat ve saygıyla oynanmalıydı. Kendisinin olduğu kadar başkalarının da özgürlüğüne saygı, karar verme özgürlüğüne ve hepsinden de önemlisi davranış özgürlüğüne saygı duymak gerekliydi. Martılar portakal - turkuaz rengi gökyüzünde uçuşmakta ve okyanus davetkar bir halde sozsuz ufka doğru açılmaktaydı. Hayal gücü onu buralardan, bu kulübeden uzaklara sürüklüyordu ama biraz daha beklemesi gerekecekti. Çok fazla hassas dengeler, farklı ilgi alanları ve karşıt çıkarlar, çok fazla otorite ve sineye çekilecek çok fazla boyun eğme, uzlaşma vardı. Bir sigara yaktı ve bacak bacak üstüne atarak ayaklarını verandanın parmaklıklarına dayadı, sonra uzun bir duman üfledi ve büyük bir zevkle romundan bir yudum aldı. Önemli olan, her zaman, günün en iyi anlarının tadını çıkarmayı bilmekti ve şimdi günün en sevdiği anıydı. Kendini dumanın onu sarıp sarmalamasına bıraktı ve içkisini bitirdi. Daha sonra bugün olup bitenler hakkında düşünecekti ama sonuçta, bütün bu hikayeden sıkılmıştı ve ilk fırsatta başka bir adaya çekip gidecekti. Bu okyanusun ufkunda fırtınalardan korunmak veya dinlenmek ve aşık olmak için her zaman başka bir ada olacaktı. O açık ufuk yola çıkmak için bir davetiye gibi her zaman orada onu bekliyordu.”

“Yalnızca başlangıçtaki vesileye bakmakla yetinirseniz bir sevginin gücünü yanlış değerlendirirsiniz, aslında daha öncesindeki gerilime, ruhun bütün büyük sarsıntılarına zemin hazırlayan, yalnızlığın ve düş kırıklıklarının yarattığı o bomboş karanlığa bakmak gerekir. Yaşanmamış duygular burada birikerek aşırı ağırlaşır ve değeceğine inanılan ilk kişiyle karşılaşıldığında alabildiğine boşalır.”