Quotessence
Home / Topics / Türk Edebiyatçıları Quotes

Türk Edebiyatçıları Quotes

Browse 242 quotes about Türk Edebiyatçıları.

Türk Edebiyatçıları Quotes

“Gerçeğin özgürleştirici ışığına umutsuzca ihtiyaç duyan her konuda uyanık olanlar uyuyanları uyandırsınlar yoksa uyuyanlar sonsuza dek uyurlar!”

“Doğanın yoğun dokunuşu olmaksızın kendini asla tam olarak tazeleyemezsin! Kampa git ve orada yorgun zihnin ve tükenmiş vücudun sabah güneşi gibi yükselecektir!”

“Gerçeği bulma konusunda, herkesin kendi benzersiz yolunu takip ettiği bir toplum, herkesin bazı klişeleşmiş yolları takip ettikleri bir toplumdan çok daha iyi bir şansa sahiptir.”

“Kendi toplumuna değil kendi ruhuna uygun elbiseler giymelisin! Yapmayı arzuladığın şey, toplumun senden yapmanı istediği şeyden çok daha önemlidir!”

“Tramvaylar özgür değildir; yolları önceden belirlenmiştir; önceden tasarlanmış yollarda seyahat etmek zorundadırlar! Sen bir tramvay değilsin; yolun önceden saptanmamış; her yolda yolculuk edebilirsin! Kader bir saçmalık; sen özgürsün, sen kendi yolunu kendi aklınla seçersin!”

“İnsanlar farklı şeyler yapıyorlarmış gibi görünüyorlar fakat gerçekte aynı şeyi yapıyorlar: Hiçbir seçkin evrensel amaca sahip olmaksızın sadece koşuşturuyorlar!”

“Eğer hiç durmadan hayat adil değildir diyor fakat bununla ilgili de ciddi bir şey yapmıyorsak, o zaman hayat sonsuza dek adaletsiz kalmaya devam edecektir!”

“Eğer bir millet demokrasiyi terk ediyor ve faşizmi seçiyorsa, bu demektir ki o millet kendisini huzurlu bir bahçeden kanlı bir mezbahaya götürüyordur!”

“Zihnindeki sisi yok etmeden net bir şekilde göremeyeceksin! Ve bu sisi nasıl yok edebilirsin? Zihnini nasıl özgürleştirebilirsin? Sadece zihnini bütün fikirlerin rüzgârlarına aç!”

“Dünya budalalar ve budalalıklarla doludur; her akıllı adamın misyonu budalaları uzaktan izlemek ve onların yarattığı hasarları tamir etmek için sağlam planlar geliştirmektir!”

“Hayal kurmaya başladığında sadece vücut olursun çünkü zihnin şimdi başka bir yerdedir! Hayal kuran insan zihinsiz bir vücuttur sadece!”

“Demokratik bir ülkenin en büyük hatası, demokratik olarak seçilmiş faşist eğilimli bir liderin gücünü hafife almaktır çünkü bir kaleyi içeriden yıkmak her zaman daha kolaydır!”

“Birbirleri için en ağza alınmaz yazılar yazdıkları, kalplerini en tamir edilmez yerinden, sanatkâr gururlarından kırdıkları oluyordu. Okuyanlar: “Bunlar artık imkânı yok yüz yüze gelemezler" kararına henüz varmadan, hangisi erken sarhoş olursa hemen ötekine koşuyor, boynuna sarılarak af diliyordu. Kâmil Bey bu cins yazarları, huysuz, şımarık, hastalıklı çocuklara benzetti. İlk zamanlar, bunların arasında, kendisini ruhça ve bedence sıhhatli bulduğu için bir acayip utanma duydu”

“Çöken imparatorluk, aydınlarını da, uçuruma beraber sürüklemekteydi. İslamcılığın 350 milyonla sayılan kalabalığı, Turancılığın yüz milyonla hesaplanan uçsuz bucaksız stepleri üzerine kurulan hayaller, Balkan bozgunundan sonra, asırlık baskılarla hadım edilmiş sinirlere, şehvet! bir kımıldama vermiş, dört yıllık kanlı' boğuşma bu bunak sinirleri işte bu bitkin kımıldamanın tam ortasında çekip koparmıştı. Osmanlı aydınları için artık geçmişe sığınmaktan başka çare yoktu ama artık sığınacak geçmiş neredeydi?”

“Zamanın hâkim sosyal fikri (din) olduğu, herkes servetini, canını, şerefini ona bağladığı halde, onu kurtarıp yaşatalım derken nasıl da kolayca berbat etmişlerdi. İşte, her vesika, her ferman, her kadı mahkemesi hükmü, dini, başka başka kazançlara alet edebilmek için, akıl almaz şeriat hileleriyle dolu.”

“İstibdat demek eşitsizlik demektir. Alçak isibdat! İstibdat yalnız birkaç kişinin değil, bütün milletin geleceğini söndürür. İstibdat Allah’ın bir mutlu bağışı olan dillere kilit vurur. İstibdat alçaklara, yiğitleri ezdirir. Dedelerin kanlarıyla sulanmış bunca ülkelerimizin elde çıkması istibdadın yüzünden... Evet... Her kötülüğün kaynağı istibdat değil midir? Aklımız her şeye ererken bizi fenlerde bilgilerde geri bırakan istibdat değil midir?”

“Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek, ayılara yem olmayı başından kabullenmek demektir.” Elinin tersiyle Naîmâ Tarihi’nin cildine yavaşça vurdu. “‘Köprüyü geçene kadar ayıya dayı derler,” sözü, su katılmamış Osmanlı sözüdür... Osmanlıların, tarihleri boyunca iki karışlık köprüleri bile neden geçememiş olduklarını bundan daha iyi anlatan bir başka söz yoktur. Osmanlı, hiçbir zaman, ayılara dayı demeden köprü geçmeyi göze alamadı. Bugün bile, İstanbul’un politikacıları Ankara’yı, ayılara dayı demediği için yadırgıyorlar.”