Quotessence
Home / Quotes / A Quotes

A Quotes

Browse famous quotes beginning with A. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All A Quotes

“At work, you think of the children you have left at home. At home, you think of the work you've left unfinished. Such a struggle is unleashed within yourself. Your heart is rent.”

“At worst, the centralizing effort to remove, where possible, homonymy — and antinomy — of a Peninsula that had always been subdivided into local communities and tiny States, gave vent to an unrestrained toponymical revision, that binned millennial heritage in the name of celebratory intentions, patriotic Risorgimental evocations and moralistic efforts. The two-year period that follows Unification can be defined as a period characterized by "a sort of gutting of street names, which ... disfigured to a certain degree the topographic structure of build-up areas", redrawing streets and squares, choosing heroes and models and consciously ignoring others.”

“At XL, we tackle risk like no one else, analyzing deeper and listening closely to our clients to create solutions that unleash the world's capacity to advance. By helping our clients unlock their full potential, we fulfill our own. Our new brand demonstrates this unique outlook and the commitment and value we bring to clients.”

“At your young age, you stand up for Truth and use your conscience to see that justice always prevails, even if it leads to grueling consequences or personal sacrifices. You never fail to use your heart. Again, your heart is your key to immortality. Keep a good heart and all that is anything and everything will remember you,” said the Sphinx.”

“Ataerk ellerini önünde birleştirdi ve tepelerinden Vimes'a baktı. "Sana bir öğüt vereyim, Yüzbaşı," dedi. "Evet, efendim?" "Dünyayı biraz anlamana yardım edebilir." "Efendim." "Sanıyorum yaşamı böylesine sorunlu algılamanın sebebi, iyi insanlar ve kötü insanlar olduğunu düşünmen." dedi adam. "Yanılıyorsun, elbette. Her zaman ve yalnızca kötü insanlar var, ama bazıları karşı taraflarda." Zayıf elini şehre doğru salladı ve pencereye doğru yürüdü. "Engin, dalgalı bir kötülük denizi," dedi, sahip çıkarcasına. "Bazı yerlerde daha sığ, elbette, ama diğerlerinde daha derin, ah, çok daha derin. Ama senin gibi insanlar küçük kanun ve iyi niyet salları inşa ediyor ve, karşı taraf bu, sonunda bu galip gelecek, diyor. Şaşırtıcı!" Vimes'ın sırtına iyi niyetli bir şaplak attı. "Orada, aşağıda," dedi, "her tür eşitsizliğe kayıtsız kalacak, herhangi bir ejderhayı takip edecek, herhangi bir tanrıya tapınacak kişiler var. Hepsi günlük kötülüklerin monotonluğu içinde. Büyük günahların yüksek, yaratıcı iğrençliklerinden değil, ruh karanlığının bir tür toptan üretiminden. Orijinallik izi taşımayan günah, diyebilirsin. Kötülüğü, evet dedikleri için değil, hayır demedikleri için kabul ediyorlar. Bu seni üzüyorsa özür dilerim," diye ekledi. Yüzbaşının omuzunu okşayarak, "ama sizin gibi adamların bize gerçekten ihtiyacı var." "Evet, efendimiz?" dedi Vimes yavaşça. "Ah, evet. İşlerin nasıl yürüyeceğini bilen yalnız bizleriz. Görüyorsun, iyi insanların başarılı oldukları tek şey kötü insanları alaşağı etmek. Bunu iyi beceriyorsunuz, kabul ediyorum. Ama sorun şu ki, bu sizin iyi olduğunuz tek şey. Bir gün çanları çalarak kötü tiranı alaşağı ediyorsunuz, ertesi gün herkes, tiran alaşağı edildiğinden beri çöpler toplanmadığı için şikayet ediyor. Çünkü kötü insanlar plan yapmayı biliyor. Bu gerekli koşulların bir parçası da diyebilirsin. Her kötü tiranın dünyayı yönetmek için bir planı vardır. İyi insanların en ufak bir fikri bile yoktur." "Belki, Ama kalanı hakkında yanılıyorsunuz!" dedi Vimes. "Yalnızca insanların korkması, yalnız kalması yüzünden-" Durdu. Kendine bile oldukça boş gelmişti. Omuzlarını silkti. "Onlar yalnızca halk," dedi. "Yalnızca halk ne yaparsa onu yapıyorlar. Efendim." "Elbette, elbette," dedi. "Buna inanmalısın, takdir ediyorum. Aksi halde çıldırırdın. Aksi halde Cehennem'in mahzenleri üzerinde, tüy inceliğinde bir köprüde durduğunu sanırdın. Aksi halde varoluş karanlık bir ıstırap ve tek umut da, ölümden sonra yaşam olmaması olurdu. Oldukça iyi anlıyorum." Masasına baktı ve içini çekti. "Ve şimdi," dedi, "yapacak çok iş var. Korkarım zavallı Wonse iyi bir hizmetkar, ama yetersiz bir efendiydi. Gidebilirsin. Güzel bir uyku çek. Ah, yarın adamlarını getir. Şehir minnetini göstermeli." "Neyini göstermeli?" dedi Vimes. Ataerk bir parşömene baktı. Sesi çoktan organize eden, plan yapan, kontrol eden birinin dalgın tınısına kavuşmuştu. "Minnet." dedi. "Her muzafferane zaferden sonra kahramanlar olmalı. Bu şart. O zaman herkes, her şeyin düzgün yapıldığını anlar." Parşömenin tepesinden Vimes'a baktı. "Olayların doğal düzeninin bir parçası," dedi. Bir süre önündeki kağıda kurşun kalemle notlar aldı, sonra başını kaldırdı. "Gidebilirsin demiştim," dedi. Vimes kapıda durdu. "O şeylerin hepsine inanıyor musunuz, efendim?" dedi. "Sonsuz kötülük ve mutlak karanlığa?" "Evet, evet," dedi Ataerk, sayfa çevirerek. "Tek mantıklı sonuç bu." "Ama her sabah yataktan kalkıyorsunuz, efendim?" "Hmm? Evet. Ee?" "Bilmek isterdim, neden, efendim?" "Ah, git artık, Vimes. Aferin sana.”

“Atalarımızın ideallerine körü körüne bağlılık göstermeyi reddettiğimiz takdirde, geçmişin bir kenara atılabileceğine ve salt yeni bir entelektüel temel yaratılabileceğine ya da bunun bizim için arzu edilir bir şey olacağına inanmıyorum. (...) Bizim neslimiz ne yaparsa yapsın, belirli bir zaman içerisinde eski düşüncelere dönecektir; bu düşünceler haleflerimizin zihnindeki zincirlere eklenecektir; gelecek yeni neslin bizim yaptığımız kösteklerden kurtulması için ayrı bir çaba göstermesi gerekecektir. Bu süreci kabul etmemiz hâlinde vazifemizin yalnızca geleneksel önyargılarımızdan kurtulmak değil, aynı zamanda geçmişteki doğru ve kullanışlı görülen şeyleri araştırmak olduğunu anlarız.”

“Atari always was a technology-driven company, and we were very keen on keeping the technological edge on everything. There's a whole bunch of things that we innovated. We made the first computer that did stamps or sprites, we did screen-mapping for the very first time, and a lot of stuff like that. We had some of the most sophisticated sound-creating systems, and were instrumental in MIDI.”

“Atas dasar apa kau mengatakan aku terpencil dari kehidupan manusia normal dan mengatakan jiwaku kosong?" "Karena prinsipmu yang telah usang itu. Manusia normal hidup dalam nilai-nilai. Manusia yang jiwanya tidak kosong masih punya pegangan. Agama adalah pegangan yang paling kokoh. Kau telah mengenyampingkan kedua faktor yang kusebutkan itu." "Kita semua hidup dalam nilai-nilai dengan konsekuensi bersedia menerima pergeseran. Aku telah bergeser dari nilai yang secara mayoritas telah melembaga, kalau soal kawin yang kau maksudkan. Tapi mengatakan aku tidak punya pegangan, aku tidak dapat menerimanya. Aku masih beragama. Karena itu tadi aku masih berani mengatakan, aku melanjutkan kelangsungan hidupku dengan menumpuk dosa.”

“Atatürk Bizden Biridir Ne var ki, 10 yıl süren bir savaş sonucunda Anadolu yıkıntıya dönmüş, halkı ve doğal kaynakları sömürülmüş, insanları cahil bıraktırılmıştı. Elbette, bitkin ve yorgun bir ülkede savaşı kazanmış olmak yetmeyecekti, ülkeyi kalkındırmak ve ilerletmek gerekiyordu. Bu, düşmanı savaş alanlarında yenmekten de önemliydi. Üstelik yatırım yapacak para yokken, Osmanlı’nın borçları da ödeniyordu. Bu da yetmezmiş gibi, dünya ekonomik bunalımı çıkageldi. Bunalım, bir şeyler üreterek satmaya çabalayanları da yiyip bitirecekti. İşte bu koşullar altında kıvranan halkının sıkıntılarını doğrudan ondan dinlemek için, Gazi yurt gezisine çıktı. Yol boyunca dura dura, halkı dinleye dinleye 6 Mart 1930 günü Isparta üzerinden Antalya’ya ulaştı. Gazi, kaldığı evin bir odasına Hasan Rıza Soyak’la birlikte çekilerek, kapıyı kapatır ve bir koltuğa yığılır. Çok yorgun ve sinirlidir. Elleri titreyerek sigarasını yakar ve şöyle konuşur: -“Bunalıyorum çocuk, büyük bir acı içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya, gittiğimiz her yerde devamlı dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; memleketin hakiki durumu bu işte. Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden aymaz, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın... Büyük yeteneklere sahip olan zavallı halkımız ise, kendisine kutsal inanç şeklinde telkin edilen bir sürü temelsiz görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış... Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın aklında kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek alışkanlığıdır. İşte bu zihniyetle; herkes, her şeyi Allah’tan bekleyiş ve rahatlık içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; ama nihayetinde ben de bir insanım be birader, sihirli bir gücüm yok ki... Yeri geldikçe, her yerde tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, gönlü tok ve uzmanlık sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesidir. Bu itibarla evvelâ kafaları ve vicdanları yıpranmış, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerin uzmanı, idealist ve enerjik insanlardan kurulu, düzenli, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü doğal yetenek ve kaynaklarımızı harekete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacaktır. İleri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır. Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, insan gücünü üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?” Gazi, sözlerinin burasında duracaktı, gözleri dolmuştu, elleri titriyordu. Hasan Rıza’ya: -“Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel...” diyecekti. Hasan Rıza anlamıştı Gazi’nin gözlerinden yaşlar boşandığını kendisinin görmesini istemediğini. O da, kahve söylemek bahanesiyle dışarı çıktığında oyalanacak, hemen dönmeyecekti odaya. Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Anılar, İstanbul 1973, s. 405–406.”

“Atatürk, CHP’yi kastederek: “Paşam, bu partinin doktrini yok,” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na “Elbette yok çocuğum , eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz, demiştir. Mustafa Kemal, modern fen bilimlerinin genel bilim anlayışına ve felsefesine büyük ölçüde yirminci yüzyılda açık olarak soktuğu varsayım üretme-varsayımı gözlemle sınama-sınav ışığında eski varsayımı yanlışlayarak terk etme ve varsayım üretme-yeni varsayımı gözlemle sınama- ilh. Yöntemini hem kuramsal düşüncesiyle, hem de bizzat icraatıyla sosyal bilimlere taşımıştı. Bu yüzden, modern fen bilim öncesi “son gerçeğin” bulunabileceği ve bulunduğunun farkına varılabileceğini zanneden tüm dogmatik görüşlere –ki bunlara her türlü dinsel inançla birlikte Marksizm ve nasyonal sosyalizm gibi yirminci yüzyılda çok etkili olmuş, hatta denilebilir ki bu yüzyıla damgasını vurmuş, doktrinler de dahildir- sırtını çevirmişti.O’nun görüşünün adını burada koymak istiyorum. Atatürk’ün bilim- hatta yaşam- felsefesi, A.Einstein’dan Jacques Monod’ya kadar uzanan yüzyılımızın bir sıra büyük fen bilimcisinin kendilerine yakıştırdıkları ve bütün zamanların en büyük bilim felsefecisi diye bilinen Sir Karl Popper tanımladığı şekilde eleştirel akılcılıktı. Popper’e göre bilim, kuramsal ifadeleri, gözlem raporlarını oluşturan ifadelerle yanlışlanabilecek bir düşünce sistemidir. Bir diğer deyişle, bilim, kainat hakkındaki iddaları, yapılabilecek gözlemlerle çelişebilecek türde olan düşünce faaliyetlerini kapsayan iştir. En basit değişiyle “İfadeleri gözlem gözlemle dayanılarak çürütebilen tüm uğraşlar”

“Atatürk was not in favour of entering the First World War so long as it was not clear how the situation would develop. He was in favour of avoiding hasty decisions, of waiting, of seizing favourable opportunities, of choosing the most suitable time and side, depending on military developments, if a decision was to be made to enter the war, and, in any case, of ensuring beforehand the best conditions for our existence and interests.”

“Atatürk'ün, mucize olarak şeriat bataklığından kurtarıp akılcılığa, müspet ahlaka, vicdan ve benlik duygusuna ve çağdaş uygarlığa ulaştırdığı Türk toplumu bugün, mübtezel çıkarlar uğruna her şeyi din açısından ölçüye vuran şer temsilcilerinin pençesindedir. Şeriatçılar, görülmedik bir pespayelikle, sinsi ve hileli usullerle devlet yönetiminin kilit noktalarını ve bu arada laikliğin silahlı teminatı olan orduyu ele geçirme hevesindedirler. İnsanlarımız, tıpkı Cumhuriyet döneminden önce olduğu gibi, şeriatın insan beynini kemirici, aklı ve mantığı kemirici, düşünme gücünü yitirici, özgürlük duygusunu yok edici, yaratıcı zekâyı körle-tici, insan varlığını "kul" kertesine indirici, kadınları küçültücü ve daha doğrusu insan varlığını her türlü gelişme olasılığından uzak kılıcı verileriyle eğitilmekte, aklen ve ruhen şekillendirilmektedirler. Bu felaketli gidişi önlemenin tek yolu, akılcılığın seslenişine kulak verip, laikliğe ve Atatürk devrimlerine sarılı olarak şeriatçının yalan kökenli sahte saltanatına ve aydınlığa başkaldıran başıboş saldırılarına karşı savaşım vermektir. Bu savaşımı verebilmek için, her şeyden önce İslam şeriatının içyüzünü, daha doğrusu özünü öğrenmemiz ve öğretmemiz, şeriat verilerini akıl süzgecinden geçirecek cesareti göstermemiz gerekir. Şeriatçının azgınlıklarına ve kandırmalarına engel olmanın tek yolu budur.”