Quotessence
Home / Quotes / A Quotes

A Quotes

Browse famous quotes beginning with A. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All A Quotes

“Am vrut, fa, să-l prind pe Hitler... Să-l leg c-o postoroncă și să-l port desculț prin tot satul și să-l opresc la toată casa unde a fost ucis câte-un om, și să rog pe gospodari să-i deie câte-o bucățică de mălai și un pahar de apă... Să-l port așa, până ce-oi rămânea cu funia în mână și cu umbra lui legată de dânsa. Ori, dacă vrei, jupuiam pielea de pe dânsul și-ți făceam ție ciuboțele, că el așa a făcut cu alții... Ha-ha-ha!... Ba nu, mai bine legam umbra lui și o aruncam cu tot cu curmei în Nistru, să se înece, de istov... Ha-ha-ha!... Am vrut să-l prind! și, dacă vrei să știi, chiar l-am prins, dar i-am dat drumu'.. Adică l-am scăpat din mâini... Ha-ha-ha!... L-am scăpat. Țineți-l, oameni buni! Iacătă-l! Țineți-l... Trece pe la porțile voastre încălțat și dezlegat... Prindeți-l...”

“Am încercat să-i explic că aşa o numeam noi, că era un loc secret, apoi i-am spus că Adelina a fost foarte curajoasă, pentru că acolo începe pădurea, că e plin de animale şi că e foarte posibil să mai umble noaptea şi uriaşi, că eu nu credeam să fi murit toți. Îi explicam despre spărtura din drum şi despre pâini, dar devenea din ce în ce mai nervos, vedeam că nu mai are răbdare, că i se părea fie că-mi bat joc de el, fie că o luasem razna, dar simțeam nevoia să vorbesc, să aduc alte şi alte explicații şi i-am zis de mai multe ori că era adevărat, că mă urmărise un uriaş chiar noaptea trecută şi că era bine că o găsisem şi o adusesem acasă, că pericolul să fie răpită de uriaşul ăla şi dusă în adâncul pădurii fusese real... Omul se uita la mine cu gura căscată. Două şanțuri adânci îi apăruseră pe frunte, iar tâmplele îi zvâcneau să se spargă.”

“Ama Cemil bir edebiyat okuruydu. Edebiyat okurları aslında okudukları her kitapta insanı muayene ve ameliyat eder. Bu yolla edindilleri bilgi, görgü yaşayarak elde edilemeyecek kadar büyüktür ve insana dair her şeyi anlarlar, sahiden anlarlar. Cemil Nazlı'yı anlamıştı ve okduğu kitaplardan birindeki bir Nazlı için bir Cemil için üzülmüştü, üzülmüştü.”

“Ama dedim ya, insanlar üçe ayrılırlar: Romanesk dünyayı ya da Hayat'ı bütün bütün yadsıyanlar; romanesk dünyayı hayattan ayıranlar ve aralarında köprü kurulmasından temel tedirginlik duyanlar; romanesk-olan ile Hayat'ın, kuyruğunu kovalayan kedi örneğindeki ilişkiyi kurduklarını kabul edenler. Bu sonuncular imrenilesi insanlar değildirler: Acılarıyla coşkuları, yüksek ve düşük voltajları, umutları ve karamsarlıkları durmadan içiçe geçtiği için yorulmaz, yorucu, yorgundurlar.”

“Ama sanat, hasta birinden elde edilen serum gibi, başkalarının deneyimlerini bedeninize zerk edebilir. Çernobil, tam Dostoyevski’lik bir konu. İnsanı maruz gösterme girişimi. Ya da belki, her şey son derece basittir: Dünyaya parmak uçlarında yaklaşıp tam eşikte durmak lazımdır, kimbilir?! Bu ilahi dünyayı hayretle seyredip… O şekilde sürdürmek lazımdır yaşamı…”

“Ama sebebi o değil. Sebebi, aslında hiçbir şeyin öneminin olmaması. Ne okul, ne ponpon kız takımı, ne arkadaşlar, erkek arkadaşlar, partiler, yaratıcı yazarlık bölümleri, ne de..” Kollarını tüm dünyayı işaret edercesine iki yana açtı. “Hepsi, ölünceye kadar oyalanmamız için uydurulmuş türlü meşgaleler.”

“Ama tuhaftır kaybedeceğimizi bilsek de yine de yaşamayı sürdürürüz. Çünkü hiçbir yerde yazılı olmayan o büyük yasa böyle demiştir. Çoğumuz kaybettiğimizin bile farkına varmayız; her gün biraz daha azala azala yanmakta olan mum gibi tükeniriz. Bazılarımızsa bu acı gerçeği fark eder. Fark edenlerden bir kısmı kaybetmeye dayanamaz, oyunda yenildiklerini anlayınca mızıkçılık yapan çocuklar gibi, hem kendisinin hem de çevresindekilerin günlerini cehenneme çevirip, mutsuzluk denizinde ağır ağır boğulup gider. Diğerleri ise bir gün yok olacaklarından emin oldukları halde ne heyecanlarından ne umutlarından ne de sevinçlerinden vazgeçerler. Sonunla başlarına neler geleceğini bile bile, ölümle sınırlı bu maceranın her evresini, her anını merak eder, bir çocuk gibi şaşırarak ve hayretler içinde kalarak yaşarlar. Onlar yaşamı asla mutluluğa indirgemezler, çünkü mutluluğa indirgenmiş bir yaşam, yoksul geçirilmiş bir ömürdür. Yaşamı mutluluğa indirgeyenler de ruhsal açıdan yoksul kimselerdir. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle, çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki kaybetme sanatını öğrenmişlerdir, bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir.”