Quotessence
Home / Quotes / S Quotes

S Quotes

Browse famous quotes beginning with S. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All S Quotes

“Sorry,” she said breathlessly. “I got lost in the crowd.” “I noticed,” he said. “One second I was dancing with you, and the next you were gone and a very persistent werewolf was trying to get the buttons on my jeans undone.” Sebastian chuckled. “Girl or boy werewolf?” “Not sure. Either way, they could have used a shave.”

“Sorti de la bibliothèque, il serre sous son bras les trésors empruntés. La lumière des réverbères permet de commencer la lecture dans la rue. La psyché du futur philosophe se nourrit de ce monde inédit, méconnu, inconnu. Camus découvre le formidable pouvoir des mots, la magie de la lecture, l'immense puissance des livres. Rentré chez lui, il pose le volume sur la toile cirée de la table de la cuisine, le place sous le rond de lumière de la lampe à pétrole, l'ouvre et le lit. Le monde autour de lui disparaît; il entre de plain-pied dans un univers qui le sauve. Le livre ramasse le monde des antimondes.”

“SOSTRATUS: Observe then your injustice! You punish us who are but the slaves of Clotho's bidding, and reward these, who do but minister to another's beneficence. For it will never be said that it was in our power to gainsay the irresistible ordinances of Fate? MINOS: Ah, Sostratus; look closely enough, and you will find plenty of inconsistencies besides these. However, I see you are no common pirate, but a philosopher in your way; so much you have gained by your questions. Let him go, Hermes; he shall not be punished after that. But mind, Sostratus, you must not put it into other people's heads to ask questions of this kind.”

“Sosyal Demokrasinin gizli amacı, ancak Yahudilerin ne olduklarını bilmekle anlaşılır. Bu Yahudi milletini tanımak, bu partinin hedefi ve niyeti hakkında gözlerimizi kapatan yanlış fikirler bağını koparıp atmak demektir. Yahudileri tanımakla bizi kendine körü körüne bağlayan bu partinin toplumsal fikri deşildiğinde Marksizm'in çirkin ve korkunç bir şekilde gerilmiş yüzü ortaya çıkacaktı. Yahudi kelimesinin bende ilk defa olarak özel birtakım fikirler uyandırması, hangi çağda meydana geldiğini kestirmem pek imkansız değilse de, biraz zor olacaktır.”

“Sosyalist yayınevlerinin yok edilmesinin ardından üç kuruşluk telif ücretleri kesildi ve maddi sıkıntılarla yüz yüze geldi; yaptığı diğer bütün işlerin yanı sıra bir de geçinmek için çalışması gerekiyordu. Bilimsel ve felsefi konularda dergilere bolca çeviri yaptı; kampanyanın gerginliğinden tükenmiş biçimde geç saatte eve geliyor ve çeviriye oturarak sabahın erken saatlerine kadar çalışıyordu. Ve her şeyin yanında bir de kendini eğitiyordu. Kendini eğitmeyi öldüğü güne kadar sürdürdü ve olağanüstü biçimde çalıştı. Ama yine de beni sevecek ve beni mutlu edecek zamanı buldu. Fakat bu, benim kendi hayatımı onunkiyle tamamen birleştirmem yoluyla oldu ancak. Stenografi ve daktilo öğrendim ve sekreteri oldum. İşini yarıya indirdiğimi söylüyordu sık sık; ben de bu nedenle kendimi onun işini anlamak üzere eğittim. İlgi alanlarımız ortak oldu, beraber çalıştık, beraber oynadık. İşimiz sırasında işimizden çaldığımız tatlı anlarımız vardı bir de -tek bir kelime, bir dokunuş, bir aşk ışığı parıltısı... Ve anılarımız çalıntı oldukları için daha da tatlıydılar. Havanın keskin ve ışıltılı olduğu, uğraşın insanlık için olduğu ve çıkarcılıkla bencilliğin asla adım atamadığı yükseklerde yaşıyorduk çünkü. Biz sevgiyi sevdik ve sevgimize asla leke bulaşmadı. Ve her şeyden sonra geriye bu kaldı. Başarısız olmadım. Ona, başkaları için canla başla çalışan sevgilime, yorgun gözlü ölümlü sevgilime huzur verdim.”

“Sotto quelle fronde hanno camminato i fenici forse, mi si dice siano stati loro a dare il nome a Bagheria da una parola fenicia Bayaria, che significa ritorno, così mi dicono ma è difficile sapere qual è la verità. Le etimologie sono a volte misteriose. Sotto quelle fronde hanno camminato anche i greci e i latini. E infine gli arabi dal piede leggero e le vesti lunghe, di cotone ricamato. Gli arabi hanno portato in Sicilia il baco da seta, l'ulivo e il fico d'India. Gli Spagnoli, assieme ai loro cavalli e ai loro guerrieri, la coltivazione dell'arancio dolce, mentre gli Aragonesi hanno insegnato la coltivazione della canna da zucchero.”