Quotessence
Home / Quotes / Z Quotes

Z Quotes

Browse famous quotes beginning with Z. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All Z Quotes

“Zakon privlačnosti torej ustvarja okrog vsake osebnosti zapredek njej podobne energije. Ko poskuša zdraviti svojo jezo ali strah ali ljubosumnost, se proces preobražanja v celovitost okrepi in pospeši, pride v središče zavedanja. Osebnost vidi svojo jezo ali strah ne samo v sebi, ampak tudi povsod izven sebe. Če se osebnost zavestno odloči, da bo ozdravila svojo jezo ali strah, jo vsaka okoliščina spravlja v jezo ali strah, ker se Vsemirje sočutno odzove na njeno željo, da bi postala celovita.”

“Zalasiewicz is convinced that even a moderately competent stratigrapher will, at the distance of a hundred million years or so, be able to tell that something extraordinary happened at the moment in time that counts for us as today. This is the case even though a hundred million years from now, all that we consider to be the great works of man—the sculptures and the libraries, the monuments and the museums, the cities and the factories—will be compressed into a layer of sediment not much thicker than a cigarette paper.”

“Zam watched as the creature began to fade, until it disappeared altogether and all that remained was his own reflection in the mirror. He wondered if he was still sleeping, wondered if his nightmares were seeping into his waking moments. Maybe he was just going crazy. The only sign he was not going crazy was the fine line of blood that slowly trailed down the inside of the mirror.”

“Zaman gelir, Aşk"ın nizamında birleşir, Zaman gelir, bölünürler Kargaşa"nın öfkesiyle Ta ki hepsi Bir ve Bütün"e ulaşana dek Bir daha, bir daha batıp boyun eğer. Ve âdet olduğu üzere Bir, Çokluk"tan; Çokluk da Bir"in kadim dağılışından Filizlenip serpildikçe Kavuşurlar doğuma ve fani ömürlere. Bu uzun mübadele sürüp gittikçe Kökleşmiş tanrılar gezer dünyanın çevresinde.”

“Zaman hiç kesintiye uğramadan hep aynı şekilde akarsa, elimizden kaymaya başlar ve zaman duygumuz, yaşam duygumuzla öylesine bağlantılı ve iç içedir ki, bu duygulardan birinin zayıflaması demek, öbürünün de acı ve yıpratıcı bir deneyimden geçmesi demektir. Can sıkıntısının kaynağı ile ilgili bir yığın yanlış düşünce dolaşır ortalıkta Can sıkıntısı denen şey, aslında, zamanın tekdüzeliğinin neden olduğu sağlıksız bir kısalmadır. Alışkanlık, zaman duygusu uykuya yatarsa ortaya çıkar ve insana gençlik yılları yavaş yavaş, daha sonraki yıllar ise gitgide hızlanarak akıp gidiyor gibi gelirse bu alışkanlık yüzündendir. Yeni alışkanlıklar edinmenin ya da eskilerini değiştirmenin altında yatan şey, yaşamı korumak, zaman duygumuzu yoğunlaştırmak, zaman deneyimimizi yavaşlatmak ve böylece yaşam duygumuzu yenilemek arzusudur.”

“Zamanda yolculuk yapmak için teknik olmayan bir yol vardır: Ülkende dindar nesiller yaratmaya çalış, o zaman şüphesiz zamanda geriye doğru seyahat edeceksin, eski çağlara doğru!”

“Zamanın hâkim sosyal fikri (din) olduğu, herkes servetini, canını, şerefini ona bağladığı halde, onu kurtarıp yaşatalım derken nasıl da kolayca berbat etmişlerdi. İşte, her vesika, her ferman, her kadı mahkemesi hükmü, dini, başka başka kazançlara alet edebilmek için, akıl almaz şeriat hileleriyle dolu.”

“Zamanın şimdi söylediği bir şeye üzülmek ya da sevinmek insanoğlunun ebedi hastalığıdır! Bir şey oldu, hemen üzülme, bekle; bir şey oldu, hemen sevinme, bekle, zamanın daha sonra söyleyeceği sözü bekle çünkü zamanın zaman geldiğinde söyleyeceği söz zamanın şimdi söylediği sözden daha önemli çünkü zaman son sözünü çöpe atabilir ve şimdi söylediğini sonra tamamen değiştirebilir!”

“Zamanını yıldızlardan bahseden insanlarla geçir çünkü zihnini nereye koyarsan oraya gidersin! Yıldızlar seni yıldızlara çeker; çamur seni çamura çeker!”

“Zamisli da postoji ritam. Kao zaigrani ples opstojnosti, da je sve jedno i dobro i da ništa nije toliko strašno bitno... kako bi to bilo lijepo! Zamisli da si ti ja, a ja sam ti, u svojim dubinama da smo jedno te isto, a tek življenje nas je gomilom sjećanja zbunilo, kao kad pokušavamo zapamtiti brojke, a netko nam kraj glave nabraja što drugo, i tako zaboravimo...” U sjeni od lišća je to govorio tanani glas mlade žene, blago zadihane, u bjelkastoj, debeloj, nenaročitoj haljini; nosila je crne cipelice. Njezine ruke su gole, mekane, blijede su, oblaste kao u djeteta, lice joj tako dobroćudno i vedro i neopisivo lako spremno na smijeh. Korak od nje, tumara bolesnik, tmuran, rezoner, malo od nje mlađi, emigre-inteligent imena Immanuel, koji tek nedavno je progonom napustio svoju zemlju. Oni ne govore istim jezikom, ali se razumiju; možda ne kognitivno, ali na razini čuvstava, shvaćaju se, osjete međusobne potrebe. I tako razmiljenom prašinom i opaljenim kamenjem, paučinom, tarabama ušuškanim u suhoj travi, starim mršavim stablima prelaze njihovi pogledi u hodu, a kamenje pucketa. Lijevo i desno parložine, šumarci, suha divlja loza i korov na osunčanoj zemlji. “Kad bi sve bilo jedno...”, Immanuel prihvati, kao šaptom, lice skrivajući, “Tada bi svaka teškoća naših života, svaka trauma i bol zbilja bila samo stvar zaboravljanja i podsjećanja, tek bi se valjalo podsjetiti da ono što ćuti bol, što je poniženo, to zaista nisi ti...” “Točno o tomu govorim.”, žensko kaza, i odmah zatim se nasmiješi. “Vidiš, Immanuel, kako je bolje kad smo vani... kako dan zapravo liječi, zrak, prostor, sunce, prašnjav cvijet; zemlja zna što je čovjeku potrebno...! A kuća je neki ljudski izum, kutija koja polako guši, dosta troši, ona je zaštitnik, a ipak nije prijatelj...” O lijevoj opuštenoj ruci, pod sjenom rukava bijele košulje, mladić ne osjeti težinu, niti opaža hladnoću i cjelove, ali nekako čuje kuckanje ručnoga sata, od željeza, od kože, oblog, tankog, starog, ne sjeća se odakle mu. Vjetar ga udara po stomaku, i on je zgrčen, glava mu pognuta, sluša hod žene do sebe, oslušne: “Ne osjećaš li se bolje...?” “Malo samo. Ali je to, čini mi se, više do glave trenutno. Tako pasivno, neprestano, more me neke neugodne misli.” “Onda ih izreci.”, glas je sada bio malo dalje; to je bilo rečeno brzo, pomalo nehajno, očas u vjetrenom zapuhu glasnije: “Samo ih istreseš u sunce, ovako, kao deku, otreseš, odbaciš, samome svjetlu kažeš što osjećaš... a onda u svjetlu što već bude. Osvijetljene misli se makar vide, manje su strašne zato...”

“Zanaatkar kendi eliyle tasarladığı şekliyle nesneyi öylesine doğal ve bilinçli bir çaba olmadan süslerdi ki, ortaya çıkardığı işin salt faydacı kısmının nerede bittiği dekoratif kısmının nerede başladığını ayırmak sıklıkla güç olurdu. [...] Yapılan tüm çalışmaların haz mührüyle damgalanması demekti. Bunların tamamı, uygarlığın iş anlayışında artık bir hayli kaybolmuş durumda. Eğer bir süse sahip olmak istiyorsanız, özellikle onun için para ödemelisiniz ve işçi de süsü üretmeye zorlanmalıdır, tıpkı diğer eşyaları üretmeye zorlandığı gibi.”

“Zand. Zand. Dit leven. Gisteravond weer een zandstorm en er zit nog steeds zand in mijn ogen en mijn mond. Het zit altijd in mijn haar, net als de kriebelende luizen. Mijn kleren zijn zwaar van zand. Met elke beweging schep ik als een god een kleine stortbui, een zandstorm voor de luizen die op mij leven zoals ik misschien op de buik van een reus leef. Wij verkeren in het zand en het zand verkeert in ons. Ons voedsel knarst van het zand, maar we eten het toch. Alles bevat zand, alsof het een schat is: de waterkruiken, de kookpotten, de vodden waar we op slapen. De vacht van de kamelen is even verzadigd van zand en luizen als mijn huid en mijn haar. Wij zijn één, de kamelen en wij: onze huid is verweerd door de wind en de zon en het zand; het enige dat ons kan schelen is wat en wanneer we kunnen eten. We slapen zodra we kunnen. Ik zit hier wafels te maken van meel, als altijd met zand vermengd. Ik kijk naar de kamelen en zij liggen naar mij te kijken en wij hebben dezelfde ogen. Uit onze blikken spreekt dezelfde stomme wijsheid. Dat weet ik omdat de dichter het me heeft verteld.”

“Zane brought her hand to his chest, over his heart and she felt the strong rapid beat through his shirt. “Feel that?” His throat worked as he swallowed. “It would break if I fell for you and anything happened that would take you away from me.” --Zane to Willow in 'The Edge of Sin' in the Real Men Last all Night anthology”

“Zane Hollander stood in profile a few feet away. Sophie's breath caught. Up close, he looked like he'd been carved from the most glorious, most gorgeous stone on the planet. His blond hair was straight, on the longer side and sticking up in GQ messiness. Square jaw, high cheekbones, perfect nose. Then he turned and pierced her with ice-blue eyes that knocked her off-balance. Literally. She tripped over her own feet and face-planted right into the sand.”

“Zane lay where he was, unable to move even if he’d wanted to. He snaked a hand across the short distance between them and slid his fingers into Ty’s. Ty’s hand closed around his with a gentle squeeze. “I just need to be able to trust you, Ty,” he whispered. “You can. I swear you can. I’d die for you, Zane.” Zane’s heart was in his throat as he studied Ty’s profile. “I know.”