Quotessence
Home / Topics / Dünya Quotes

Dünya Quotes

Browse 214 quotes about Dünya.

Dünya Quotes

“İnsanoğlunda hem dünyayı kurtarabilecek hem de onu mahvedebilecek güç var! Eğer bir varlığın elinde hem ışık hem de karanlık yaratabilecek bir güç varsa onda tanrısal bir güç var demektir! İnsan hem melek hem şeytan olabilir! Hem insanın ve hem de dünyanın tarihi, insanın ışık olma ve karanlık olma güçlerinden hangisinin galip geleceğine bağlıdır.”

“Bazen bütün bu dünya gözüne çok tuhaf görünür, yaptığın şeyler sana tuhaf görünür, insanların davranışları, orada burada duyduğun konuşmalar, elbiseler, yollar, bitkiler, hayvanlar, yani kelimenin tam anlamıyla her şey çok tuhaf gelir sana! Ve sana daha tuhaf bir şey söyleyeyim, bu dünyaya dair hissetmen gereken duygu tam da budur, her şey gerçekten de çok tuhaftır! Her şey sana tuhaf göründüğünde kendini sakın deliymiş gibi hissetme, çünkü aslında her şey sana normal görünüyorsa gerçek delilik odur!”

“Aklında varoluş, kanında yüksek derece alkol, omuzlarında dünya, bacaklarında yorgunluk; ağır yaralarına rağmen halen savaşmaktan geri durmayan bir asker gibi yürüyordu. Kudurmuş denizlerde sarhoş bir gemi gibiydi, sallanıyordu; evet vardı, yer kaplıyor, çarpıyordu insanlara; yoksa bir boşluk nasıl çarpabilirdi bir varlığa? Ama yoktu, tek hissettiği yalnızca hiçlik ve boşluktu. Onların arasında asla var olamıyordu. Düşündü. “İnsan nasıl hem var olup hem de yok olabilirdi?” Bilmiyordu. Aslında hiçbir şey bilmek istemiyor, sadece sonsuza dek uyumak ve her şeyi, kendini dahi tamamen unutmak istiyordu. “Uyumak ve unutmak: İşte bütün mesele bu!”

“+ Peki, sana klasik bir soru sorayım Can Bey. Neden kitap okuyorsun? Hiç düşündün mü? - Dünyaya katlanabilmek, benim gibi insanlarında var olduğunu bilmek ve bu dünyaya nasıl tahammül edebilirim, bunları öğrenmek için okuyorum. + Dünyaya nasıl tahammül edilebilirmiş peki? - Kayıtsız kalarak. + Bu kolay bir şey değil ama… - Hem de hiç ama hiç kolay değil.”

“Geleceğe doğru ilerlerken geçmiş şekilleniyor, yorumlar, insanlar ve dünya değişiyordu… Minik eller büyüyor, sertleşiyor ve yeni yaralar ekleniyor ardından yaralar da iyileşiyordu. Pürüzsüz bebeksi yüzler çizgi çizgi kırışıyor, gülümsemeler azalıyordu. Zamanla “her şeyi yapabilirim” inancı zihnin dar çukurlarına gömülüyordu. Yenilgilerden alınan dersler sayesinde artık “hiçbir şey yapmak istemiyorum” deniyordu. Zamanı insan kendi elleriyle yaratmıştı. Ölümü kendi elleriyle tasarladı. Milyarlarca canlının ölümüne sebebiyet veren savaşları, salgınları, fitne ve fesatlıkları; hepsi birer insan eseriydi… En kötücül ressam, en acımasız tanrıydı İnsan. Kendi türünün düşmanı ve yaşadığı dünyanın gelecekteki katiliydi… Anlamlar yakıtıydı ve sürekli anlamlar yaratarak geçerdi ömrü… Cevabı olmayan soruların cevaplarını ararken ölür, kaygılarla kuşatılır, geçmiş acımasızca boğazına yapışır ve sıkardı. İnsan hep ölür, ama mutlu bir ölüm çok az görülürdü…”

“Dünyanın zaman kavramı ile uzayzaman nasıl örtüşmüyorsa, düşünceli bir insanın zaman algısı da, dünyanın zaman kavramıyla örtüşmüyordu. Bazen balkona çıkıp düşünmeye başladığında ona bir saatmiş gibi gelen süreç güneşin doğmasıyla aradan üç, dört saatin geçtiğini görüyor ve şaşkınlığa uğruyordu. Can için yine öyle bir andı. Bunun tam tersi de mevcuttu tabii. Örneğin her insanın hiç geçmeyen zamanları, bitmesini istediği anlar oluyordu. Zaman bireyin algısı ve ruh haliyle şekilleniyordu.”

“Önünde halen büyük zorlukların olduğunu ve olmaya devam edeceğini, halen dişlerini sıkacak, başını ağrıtacak sorunların vuku bulacağını ve bazen tüm tecrübelerine rağmen küçük bir kıvılcım ile isyan ederek her şeyi yarıda bırakıp geriye dönmeyi isteyeceğini de biliyordu ama tüm bunlara rağmen çok önemli bir şey daha öğrenmişti. O da ne olursa olsun, kendine bir anlam ve dünya yarattığı ve bu yarattığı dünyanın yıkılmasına izin vermeyeceğiydi. Tekrar aynı hataları yapmayacak, aynı acıları aynı zayıflıkla karşılamayacak ve kendini tekrarlamayacaktı. Hür ve yaratıcı olacaktı.”