Quotessence
Home / Quotes / T Quotes

T Quotes

Browse famous quotes beginning with T. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All T Quotes

“Tú tienes que ser la chica que aparece con ideas prácticas y muy locas que merece la pena comentar y probar. Y juega a la ofensiva: por cada cuatro cosas que se te pida que hagas, ofrece un producto o una idea que no se te haya pedido. (...) Tienes que estar más obsesionado con los detalles que ninguna otra persona de tu equipo y con tener en la cabeza qué es lo que hay que hacer, cómo, cuándo y por qué. Da por hecho que todo se quedará sin hacer a menos que estés encima de todo y de todos, como, probablemente, será.”

“Tüm bu işlevlerine rağmen, evlerin son zamanlarda gitgide balkonsuzlaştırılması, yani evlerin kastre edilen mekânlarının balkonlar olması oldukça düşündürücü, duygusal olarak da ürpertici. Kastre edilmiş balkon biçimi ise, "fransız balkonu" diye tabir edilen, sanırım dış dünyaya "fransız" kalmamızı arzu eden 40 santimetrelik bir çıkıntı. "Balkonmuş" gibi yani. "-Mış gibi" yaşamlarımıza oldukça uygun bir biçim olsa gerek.”

“Tüm Dünya Ailemdır (Küresel Vatandaş Şiiri) Herkes için ailesi dünyadır Ama benim için tüm dünya ailemdır. Çünkü bir gerçek insanın hayatında, Her duvar sadece kötü bir bedduadır. Dünya Leyla ise ben sarhoş Mecnunum, Eğer dünya mecnunsa ben leylayım. Nefret fırtınalarının ortasında, Ben sadece aşkın çapasıyım. Gerekirse dünyayı kalbimde saklayacağım, Kalbin amacı evsizler için bir ev olmaktır. Mücadele edeceğim, savaşacağım, ama, Ailemi bırakmayacağım son nefesime kadar. Tekrar diyorum, dünya benim sorumluluk benim. Bağnazlar dikkat, sağlığına çok zararlıyım.”

“Tüm İslam ülkelerinde kölelik, yirminci yüzyıla gelinceye kadar “doğal” ve “resmi” bir kuruluş olarak iş görmüştür; panayırlarda ve esir pazarlarında insanlar, tıpkı hayvanlar gibi parayla alınıp satılabilmişlerdir. 20. yüzyılın başlarında kölelik, Müslüman ülkelerde resmen kaldırılmaya başlanmış olmakla beraber, ne uygulanması gerçekten yok edilebilmiş ve ne de zihniyet olarak terk edilebilmiştir. O kadar ki İslam dünyasının en büyük “bilim” yuvası sayılan el-Ezher Üniversitesi, köleliğin Kur’an’dan kaynaklanan bir kuruluş olduğunu ve savaş esirlerinin “köle” olarak kullanılmalarının doğal olduğunu savunmaktan geri kalmamıştır (Bkz. “Macalla”, Temmuz 1962). Yine bunun gibi 1962 yılında Kral Faysal, Batı ülkelerinin zorlamasıyla köleliği kaldırır görünürken, din adamları, bu kuruluşun temellerinin Kur’an’da yattığını söyleyerek, direnme yolunu seçmişlerdir.”

“TÜMBAHAR Köşede çarpışsa tümbaharlar İlkbahar sıcak bir merhaba dese Sonbaharın içi farklı ürperse İlkbahar ona gülümsedi diye Bu sonbahar çekip gitmeye. Tanırım ben bu mahcup sonbaharı Mahallenin yalnız ve gizemli adamı Tombul komşular der ki Az ağaç yaprak dökmedi Görünce bu gözü yaşlı sonbaharı. Umarım bu kez böyle olmaz Çekilir aralarından o uzun yaz.”

“Tür"ün etkisinde kalan bizler tektipleştirme eğilimi içerisinde oluruz. Her ülkenin belirli bir türe ev sahipliği yaptığı zihnimizde oluşan bir algıdır; aslında türün özellikleri çoğunlukla vücut yapılarıyla ortaya çıkar. Fakat bu, kalıtımsal oluşum ve değişkenlik aralığı bakımından bizim için hiçbir şey ifade etmez. "Tür" gündelik deneyimlerimiz ile şekillenen öznel bir olgudur. Ayrıca şunu unutmamalıyız ki "tür" oldukça soyut bir kavramdır. Kişisel özelliklerin ayırt edici yönleri - toplum içerisinde bu özelliklerin hepsine sahip özgün bir bireyin olduğunu düşünmemize sebep olmasına rağmen- aynı kişide toplu olarak nadiren görülür.”

“Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir.’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.’ diyecek. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’ İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!”

“Türk musikisinin bizde kalan en eski izleri bahşı, ozan ve kobuz sözleridir. Bahşı sözünün bugünkü manası halk şairi veya çalgıcısıdır. Halk arasında kobuz veya donbura çalıp destanlar okuyan özel kişiler, yani şair veya çalgıcılar vardır. Biz bunlara bahşı diyoruz. Hâlbuki hicrî IX. asırda Ali Şir Nevai zamanında bu söz, Uygurca yazan kitap anlamında kullanılmıştı.”

“Türk sinemasının ümmi döneminde, ortalama Türk filmi, bir Doğulu yabancılaşmanın, 'alaturka'nın ürünüydü; şimdi Batılılığa özgü bir yabancılaşma, 'alafranga' baskın. Yeni dönem sinemasında ne klasik Doğuya, ne de köklü bir Batılılığa yer var. Bunların her ikisinden de ustaca kaytarılıyor. (Aydın bir sinemanın ölçütünün Batılı bir bilinçle Doğuyu araştırmak, Doğulu bir bilinçle Batıya sanatsal eleştirel bir düzeyde gaza etmek olduğu öne sürülebilirse, bunların her ikisi de yeni dönem sinemasında yok. Doğudan ve kendi Doğululuğundan nefret eden, elden düşme bir Batıya teslim bayrağını çekmiş bir 'sürü psikolojisi'nin tüm izlerini taşıyor bu yeni sinema.)”

“Türkiye'de beklemek istemeyen ya da beklemeyi beceremeyen kişi, ne denli yetenekli olursa olsun, hiç bir şey başaramaz ve sinirlerini yıpratmaktan başka bir şey elde edemez; gücünü hızla tüketir, son dostlarını ve koruyucularını da yitirir ve en sonunda kimseye hiç bir yarar sağlamadan, aptalca ölüp gider. Buna karşılık akılsız ve değersiz, ama beklemeyi bilen biri, başka bir deyişle bir hayvan gibi edilgen kalabilecek, sinsice tek gözü açık uyuyabilecek kıpırtısızlığa sahip biri hemen her zaman amacına ulaşır; her durumda şansı, bu vasfa sahip olmayan yetenekli ve girişimci insanlardan daha fazladır.”

“Türkiye’nin arzulanan modernleşmesi ve rasyonelleşmesi Atatürk’ün Modern Türkleri iktidara gelinceye kadar asla gerçekleşmeyecektir çünkü yalnızca modern ve rasyonel zihinler modern ve rasyonel bir ülke yaratabilir!”

“Türkçülük, Türk milliyetçiliğinin adıdır. Kelimenin sonundaki ek, yerine göre, mensupluk, sevgi, taraftarlık gösteren bir ektir. Türkçülük de Türk sevgisi ve taraftarlığı demek olduğuna göre, kelime, yerinde kullanılmıştır. Başka milletlerin Türk taraftarlığı ve Türk sevgisi bu kelime ile ifade olunamaz: Zaten başka milletlerin Türk’ü sevmesi de gerçekten bir sevgiye değil, geçici bir nezakete, çıkara, siyasi zaruretlere işarettir. Türk’ü, gerçek olarak, Türk’ten başkası sevmez.”

“Türkçülük, Türk soyunun tarihi geleceğine dayanarak, kadın hususunda hür düşüncelidir ve kadına saygı beslemektedir. Ancak, kadının koket derecesine düşmesine de şiddetle karşıdır. Kadına saygı beslemek, onu erkekle kayıtsız şartsız eşit tutmak anlamına gelmez. Tanrı'nın ayrı yarattığı iki cinsi bir tutmak, tabiat yasalarına aykırı bir davranıştır. Kadınların her türlü öğrenimi yapmalarına ve bazı durumlar dışında her mesleğe girmelerine taraftarız. Fakat aile yapısının korunması bakımından kadının her şeyden önce analık ve evdeşlik görevini yapmasını isteriz.”

“Türkçülüğün, sert bir ahlakı vardır. Türkçü kendisini mühimsemez, alçak gönüllüdür, suç yapmışsa ve yanılmışsa itiraf eder. Geçmişe ve eski değerlere bağlıdır. Eski Türkçüleri devirerek yükselmeyi düşünmez. Kalbi yalnız milletine hizmet etmek duygusu ile vurur. Bencillik davasında değildir. Her dinde ve her ahlak prensibinde kötü olan yalan, iftira gibi küçüklüklerin yanından bile geçmez. Kendisine soykütüğü uydurmaz ve hele babası veya dedesi şüpheli bir çevreden gelmiş birisi ise, bu şüpheyi gidermek için kendisini Anadolu’nun koyu Türk çevrelerinden birisine yamamak teşebbüsüne girişmez.”