Quotessence
Home / Quotes / G Quotes

G Quotes

Browse famous quotes beginning with G. This page is a child index of the full Popular Quotes A-Z directory.

All G Quotes

“Getúlio acendeu um charuto da marca Poock, de fabricação gaúcha, soltou uma baforada azulada e, depois de alguns segundos meditativo, respondeu: “Deves ter ouvido dizer que a política se assemelha a um jogo de xadrez. Indiscutivelmente, em alguns pontos se assemelham. Por exemplo: eu sou uma pedra que foi movida da posição que ocupava. E eles pensam que vou permanecer aonde me colocaram. É o grande erro deles. Não sabem que vamos começar um novo jogo — e com todas as pedras de volta ao tabuleiro.”

“Gewahren wir denn wirklich den hundertsten Teil von all dem, was es gibt? Sehen Sie, der Wind, die größte Naturkraft, die Menschen umwirft, Häuser vom Boden fegt, Bäume entwurzelt, das Meer in Wasserbergen aufwühlt, Klippen und Felsen zermalmt und die mächtigsten Schiffe in die Brandung hinaus wirft, der Wind, der tötet, pfeift, stöhnt, brüllt - haben Sie den schon gesehen und können Sie ihn sehen? Und trotzdem ist er doch da.”

“geçen yaz gibi bu yaz da aynı parlak kristal aydınlığı aynı soluk aldırmayan rüzgâr aynı plâjda geçen yaz gibi bu yaz da kumlarda küçüklü büyüklü aynı çocuk kalabalığı bir org gibi gürültülü aynı dalgalar aynı plâjda geçen yaz gibi bu yaz da her şey eskisi gibi hiçbir şey değişmemiş aynı plâjda ne gökyüzünün deli mavi sonsuzluğu ne denizin cam yeşili huzursuzluğu ne fânilik düşünceleri ne dudak dudağa çiftler sadece ben farklıyım biraz dalgın ve uzak bir hayli karamsar biliyorsun içimde kirli bir balon gibi büyüyen boşluğun tek bir sebebi var senin yokluğun”

“Geçmişin kapılarını alkol ile aralıyor ardından düşlerinde belirsiz geleceğe doğru yolculuk yapıyor ve şu anın içinde zaman kavramından sıyrılarak sonsuzluğa ulaşmaya çalışıyordu. Geçen her saniye ve midesine indirdiği her yudum birayla dış dünyadan uzaklaşıyor, hiç tanımadığı insanlar tarafından kollarını dayadığı masanın üzerine eskiden kazınmış yazılara dalıyor, yazıların kendisinde yarattığı çağrışımlardan geçmişteki anılarına geçiş yapıyor ve yolculuk ettiği anılardan gelecek için yeni ve yapay senaryolar üretiyordu. Çocukluğundan yaşlılığa yürüyordu… Sarhoş gözü pekliğiyle intiharını kurguluyor ve zevk alamadığı yaşamını sonlandırmanın yollarını arıyordu. Acı verici bile olsa hayal kurabilmek güzel bir şeydi. İnsanın hayatında sahip olabildiği en iyi özgürlüklerden biriydi belki de, ama hayal ve düşüncelere fazlasıyla kapılmak ve dengeyi kuramamak pek de iyi bir şey değildi. İnsan ne kadar hayalperest olursa o kadar gerçeklikten uzaklaşıyor ve yalnızlığa düşüyordu. Fakat aynı şekilde fazla gerçekçi olmakta hayalci yanınızı körelttiği gibi sizi bir ağaç odununa da çevirebiliyordu. Denge her zaman önemliydi. İki yoksunluğunda hangisi daha fazla eksik olursa olsun acı hep aynıydı. Değişen tek şey acıların deneyimi oluyordu. Can bazen dengeyi kaybederek tamamen hayalci birine dönüşürken, bazen ise gerçekliğe öylesine düşüyordu ki cansız ve soğuk bir nesneye dönüştüğünü hissediyordu. O dengeyi kurmaktan çok, iki uçurum arasında kanat çırpan yaralı bir kuş gibiydi. Ona bir hayalci mi yoksa gerçekçi olmak mı daha zor diye sorsaydınız kesinlikle, “- Her ikisi de…” derdi ve eklerdi. “- Acıların kıyası olmaz. Acı her daim acıdır. İnsan iki türlü de yanar; iki türlü de sızlanır ve ağlar. İnsanın doğasıdır acı çekmek…”

“Geçmişteki her şey, hayatımız boyunca karşılaştığımız her insan, her bir eşya ve nesne, bizi oluşturan birer fırça darbesiydi. İnsan bir resim tablosuydu. Zamanla hayatımıza giren ve çıkan her şey, resmimize bir fırça darbesi indiriyor ve bizi oluşturuyordu. Onu böyle biri yapan da bu fırça darbelerine dönüşen yaşadıklarıydı ama bazı nadir insanlar vardı ki, onlar, çevrelerinin ve başkalarının fırça darbelerine olanak tanımadan, kendi resimlerini kendileri çiziyor, kendi kendilerinin yaratıcısı olmayı tercih ediyordu.”

“Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca, İngiliz solcuları arasında revaçta olan olumsuz, aylak görüş, entelektüellerin vatanseverlik ve fiziksel cesaretle dalga geçmeleri, İngiliz ahlakını yok etme ve hayata karşı hazcı bir "benim ne işime yarar ki" yaklaşımını sürekli yayma çabaları, zarar vermekten başka bir şey yapmadı. Bu insanların hayalini kurduğu yumuşak Milletler Cemiyeti evreninde yaşıyor olsaydık bile zararlı olurdu, ama Führerlerin ve bombardıman uçaklarının çağında bir felaketti. İster hoşumuza gitsin, ister gitmesin, ayakta kalmanın bedeli sıkılık.”